Kızım sevdiğim adamla evlendi… ve ben kayınpederinden hamile kaldım.

Kızımın sevdiğim adamla evlenmesi… ve kayınpederimden hamile kalmam.

Bir zamanlar eleştirdiğim pembe dizilere dönüşeceğini hiç düşünmezdim hayatımın. Ama işte buradayım, evimin banyosunda, gece saat üçte, iki pembe çizgi gösteren hamilelik testini tutarken, yan odada kızım bir zamanlar benim olacağını düşündüğüm adamla uyuyor.

Her şey iki yıl önce, çalıştığım kafede Tanerle tanışmamla başladı. Sürekli gelen bir müşteriydi, her seferinde şekersiz Americano sipariş ederdi. Odanın ışığını değiştiren bir gülümsemesi, dünyada tek insanmışsın gibi hissettiren gözleriyle…

“Hep sabah vardiyasında mı çalışıyorsun?” diye sordu bir salı günü.

“Neredeyse hep,” dedim yanaklarım kızarırken. “Sabahların sessizliğini seviyorum.”

“Ben de,” diye gülümsedi. “Bu yüzden geliyorum buraya. Tabii bir de seni görmek için.”

Kalp atışlarım bir genç kızınki gibi hızlandı. Kırk iki yaşında, zor bir boşanmanın ardından, midemde kelebeklerin uçuşmasını hissedeceğime dair umudumu kaybetmiştim.

Haftalar geçtikçe sohbetlerimiz uzadı, daha samimi oldu. Mimar olarak çalışmasını, Avrupayı gezme hayallerini, geçen yıl kaybettiği annesini anlattı. Ben de ona kızım Defneden, kendi kafemi açma planlarımdan, korkularımdan ve umutlarımdan bahsettim.

Bir gün nihayet cesaretini topladı:

“Elif, cuma akşamı benimle yemeğe çıkar mısın?”

Tereddüt etmeden kabul ettim. O gece mükemmeldi: İtalyan restoranında bir akşam yemeği, parkta yürüyüş, sabaha kadar süren sohbetler… Yeniden canlanmış, arzulanmış, özel hissetmiştim.

Ama ertesi gün Defneye çıktığımı anlattığımda her şey değişti.

“Taner mi?” diye gözlerini açarak sordu.

“Taner Demir,” diye tekrar ettim. “Neden?”

Yüzü bembeyaz oldu.

“Anne, o… o benim yeni patronum. Geçen hafta ofisinde işe başladım.”

Dünyam başıma yıkıldı. Her yerden, herkesten…

“O harika bir adam, anne,” diye devam etti Defne, şaşkınlığımı fark etmeden. “Çok zeki, çok kibar. Bir de yakışıklı, değil mi?”

Sonraki aylar sessiz bir işkenceye dönüştü. Defnenin her gün biraz daha aşık olarak eve döndüğünü, Tanerden, onun ne kadar mükemmel olduğundan, kendisini nasıl hissettirdiğinden bahsettiğini duyuyordum. Ben de gülümsüyor, başımı sallıyor, kalbim paramparça olmuş halde…

Taner bir daha kafeye gelmedi. Başladığımız şeyin artık imkansız olduğunu biliyordu. Ama altı ay sonra Defnenin nişan yemeğinde gözlerimiz buluştuğunda, aynı şeyleri hissettiğini anladım.

“Elif,” diye fısıldadı mutfakta yalnız kaldığımızda, “ne kadar üzgün olduğumu anlatamam.”

“Üzülecek bir şey yok,” diye yalan söyledim. “O seni seviyor, önemli olan bu.”

“Ama ben…” diye başladı.

“Hayır,” diye sözünü kestim. “Söyleme. Lütfen söyleme.”

Düğün bir işkenceydi. Onları evlilik yemini ederken, sonsuz aşklarını vaat ederken izledim. Kızım için mutluymuş gibi yaptım. O gece yıllardır ağlamadığım kadar ağladım.

Ama bunun başıma gelebilecek en kötü şey olduğunu sanıyorsam, yanılıyordum.

Tanerin babası Selimle düğünde tanıştım. Elli beş yaşlarında, yakışıklı, dul, hüzünlü bir bakışı olan bir adam. Çocuklarımız hakkında, birlikte ne kadar mutlu göründüklerinden, büyüdüklerini görme

Rate article
Lifequest
Kızım sevdiğim adamla evlendi… ve ben kayınpederinden hamile kaldım.