Her Gün Kayınvalidemle: Hayatımı Nasıl Bir Cehenneme Çevirdi

Her Gün Kaynana ile: Hayatımı Nasıl Cehenneme Çevirdi

Ne zaman ki Murat’la evlendik, ilk kararımızo zamanlar en doğrusu sandığımailemizden uzakta yaşamaktı. O, özel bir şirkette mühendisti, ben ise büyükannemin evinin satışından kalan parayla kredi çekip yuva kurmuştuk. Huzuru, sevgiyi ve küçük bir aile hayalini kendimize saklamak istiyorduk. Ama kim bilebilirdi ki onun annesi, bizimle birlikte taşınacaktı…

Fiziken evimizde yaşamıyordu belki, ama varlığını her yerde hissediyorduk: prizlerde, dolaplarda, kaşıklarda. En ufak bir kararçaydanlık almak, perde seçmek, hatta banyo paspasına kadaronun müdahalesinden kurtulamıyordu.

Perdeleri değiştirmeyi ağzıma alsam, hemen kapıya dayanırdı; ellerinde dosyalar, kataloglar, bitmek bilmeyen öğütler. Bayramlarda sanki amatör bir tiyatro oyunundaymışız gibi senaryolar yazardı. Bir kere, arkadaşlarla Uludağda bir dağ evinde yılbaşı geçirmeyi planlamıştık. Her şey ayarlanmış, alışveriş yapılmış, ulaşım ayarlanmıştı. Ama o öyle bir sahne çıkardı ki Stanislavski bile saygı duruşuna geçerdi. Gözyaşları, suçlamalar, ağıtlar: “Böyle özel bir gecede, annenizi yalnız bırakırsınız!” Sonuç? Evde kaldık, paramız boşa gitti, o ise koltuğuna kurulmuş, televizyondaki sanatçıları eleştiriyordu.

Hamile kaldığımda, Muratla birlikte misafir odasını bebek odasına çevirmek istedik. Daha konuşmamız bitmemişti ki… Ertesi sabah kapıda belirdi, yanında iki usta, kollarında duvar kağıdı ruloları. Ağzımı açmama bile fırsat vermeden tadilat başlamıştı. Onun planlarına göre. Onun renkleriyle. Onun hayali. Ben ise kendi evimde, bir yabancı gibi duruyordum.

Kocama yüz kere söyledim: Bu kadar ağır geliyor, artık burada kendimi evimde hissetmiyorum, eşyalarımı kendim seçmek istiyorumduvar kağıdından bulaşık süngerine kadar. Ama hep aynı cevabı verdi: “Annem sadece yardım etmek istiyor. Zevki güzel. Bunların hepsi sevgiden.” Peki ya benim sevgim? İsteklerim? Zevkim? Hiçbir şey ifade etmiyor muydu, çünkü ben “böyle mükemmel bir oğul” doğurmamış mıydım?

Ve sonunda zirve noktası geldi. Bir gün kapıya dikilip zaferle ilan etti: “Muratla Yunanistana tatile gidiyoruz. Biraz nefes almam lazım, her şey benim üzerimde.” Yedinci ayımdaki hamile halimle öylece kaldım, tek kelime edemedim. Kocam kekeledi, onu yalnız bırakamazdı. O zaman net konuştum: Eğer onunla giderse, bir karısı olduğunu unutabilirdi.

Sonuç? Evimize öfkeyle dalıp bağırmaya başladı: Kıskanıyordum! O, oğlunu doğurmuş, büyütmüştü, ben ise nankörün tekiydim. “Kocaman bir karnın var, gidemezsin!” diyordu, şimdi de “bu nankör hayattan” sonra biraz nefes almasına engel oluyordum. Kısacası, o her şeyi yapıyordu, biz ise…

Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemiyorum. Üç kişilik bir evlilikte yaşamaktan yoruldum. Savaş istemiyorum, ama buna da katlanamıyorum. Yavaş yavaş yok oluyorumbir kadın, bir eş, bir anne adayı olarak. Korkuyorum, bebek doğduğunda sadece bezini değil, adını, okulunu, arkadaşlarını da seçecek…

Kızlar, böyle altın gibi bir kaynanayla baş etmek için tavsiyeniz var mı? Yoksa kaybedilmiş bir savaş mı bu, boyun mu eğmeliyim? Biliyorum ki o hep orada olacakbir gölge gibi, bir ses gibi, hep benimkinden daha güçlü…

Söyleyin bana. Artık bu sirkte nasıl savaşacağımı bilmiyorum.

Rate article
Lifequest
Her Gün Kayınvalidemle: Hayatımı Nasıl Bir Cehenneme Çevirdi