Elif, çatısı eğrilmiş küçük bir evin önünde duruyordu, elinde buruşuk bir kağıt parçası sıkıca tutuyordu. Rüzgar, ince montunu hışırdatıyor, boynunu ürpertiyordu. İçi ise, tıpkı bu terk edilmiş evin pencereleri gibi bomboştu. Yirmi yıl yetimhanenin soğuk duvarları arasında geçmişti, şimdiyse buradaydıküçük bir bavul ve cebinde birkaç lira ile. Ne yapacağını bilemiyordu.
Ev, sanki yüzyıllar önce terk edilmiş gibi görünüyordu. Çatı çökmek üzereydi, panjurlar gevşekçe sallanıyor, tahta merdiven ayaklarının altında gıcırdıyordu. Elifin gözleri doldu. Yirmi yıl sonra, ailesiz geçen bir ömürden sonra, ona sadece bu mu kalmıştı?
Tam o sırada, yandaki evin bahçe kapısı gıcırdadı. Renkli bir sabahlık giymiş, yaşlı bir kadın, dar patikaya adım attı. Elifi görünce durdu, ona dikkatlice baktı ve kararlı adımlarla yanına geldi.
“Ne diye böyle dışarıda duruyorsun evladım?” diye sordu sıcak bir sesle. “Üşütürsün. Hava soğuk, ekim ayındayız, üstünde de bir şey yok neredeyse!”
Elif, cebinden bir not defteri çıkardı ve hızlıca yazdı: “Bu ev bana verildi. Yetimhaneden geliyorum. Konuşamıyorum.”
Kadın yazıyı okudu ve iç çekti:
“Ah, zavallı kızım! Benim adım Fatma Hanım. Seninki?”
“Elif,” diye yazdı kız, harfleri düzgün çizemeyerek.
“Böyle soğukta durulur mu? Hadi içeri gel, ısın, çay içeriz. Yarın da evine bakarız, belki tamir edilecek yerler vardır. Köyde yardım edecek erkekler bulunur.”
Fatma Hanımın evi, taze börek kokusu ve sıcaklıkla doluydu. Sarı perdeler, işlemeli örtüler, pencere kenarlarındaki saksı çiçekleriher şey Elifin hiç tanımadığı bir yuva sıcaklığı yayıyordu. Duvarda, polis üniforması giymiş genç bir adamın fotoğrafı asılıydı.
“O benim oğlum, Emre,” dedi Fatma Hanım, Elifin bakışlarını takip ederek. “Karakolda çalışıyor. İyi yürekli bir çocuktur, ama evde pek olmaz. Peki sen, evladım, nasıl geçineceksin? İş mi lazım?”
Elif başını salladı ve yazdı: “Çok ihtiyacım var. Her türlü iş olur. Temizlik yaparım, yemek pişiririm, hasta bakabilirim.”
“Bak,” dedi Fatma Hanım, “bir tanıdığım varNermin Hanım. Çok yaşlı, ona bakan lazım. Akrabaları var ama pek yardım etmezler. Daha çok kendileri istifade ederler. Belki bir görüşürsün? Adresini veririm, nasıl gideceğini anlatırım.”
Nermin Hanımın evi büyük ama bakımsızdı. Dökülen boyalar, bakımsız bahçe, avluda dağınık eşyalar… Kapıyı, yorgun ve sinirli görünümlü kırklı yaşlarında bir kadın açtı.
“Sen bakıcı mısın?” diye sordu, Elifi süzdü. “Ben Gül, torunuyum. Bu da eşim, Tolga.”
Koltuğunda bira şişesiyle oturan adam, televizyondan gözünü ayırmadan sadece başını salladı. Üzerinden alkol kokusu geliyordu.
“İş çok,” diye devam etti Gül, sigarasını yaktı. “Büyükanne yataktan kalkamıyoryemek yedirmek, yıkamak, temizlik… Sinirli de olabilir, bağırıp çağırabilir. Ayda üç bin lira veririz, yiyecek de bulduğun kadar. Uyar mı?”
Elif not defterine yazdı: “Uyar. Konuşamıyorum ama her şeyi anlarım ve dikkatli çalışırım.”
“Konuşamıyor musun?” Gül, eşiyle bakıştı. “Belki de iyi oldu. Kimseyle laf yetiştirmezsin, şikayet de edemezsin. Hadi, büyükanneyle tanıştırayım.”
Nermin Hanım, loş bir odada yatıyordu. Perdeler kapalı, oda ilaç ve küf kokuyordu. Bedeni zayıf düşmüş, gözleri acı ve yalnızlıkla doluydu. Elif, içinde bir şeylerin sıkıştığını hissetti.
“Büyükanne, bu Elif, sana bakacak,” diye bağırdı Gül. “Biz Tolgayla bir haftalığına gidiyoruz. Kendinizi idare edin artık.”
Yaşlı kadın Elife baktı. Gözlerinde bir ışık yandıumut mu?
“Adınız ne?” diye yazdı Elif.
“Nermin Hanım… Ya sen?”
“Elif. Size iyi bakacağım.”
İlk kez o gün, yaşlı kadının yüzünde bir gülümseme belirdi.
“Tamam, biz gidiyoruz,” dedi Gül, çıkarken. “Yemek buzdolabında, ilaçlar yanında. Bir şey olursa ara, ama mecbur kalmadıkça!”
Onlar gidince, Elif işe koyuldu. Her yer berbattıtoz, kirli tabaklar, yıkanmamış zeminler. Ama en kötüsü, Nermin Hanımın durumuydu. Onu yıkarken, kollarındaki morlukları fark ettidüşmeyle olacak gibi değildi.
“Bunlar nasıl oldu?” diye yazdı.
“Sık sık düşüyorum,” diye fısıldadı yaşlı kadın, gözlerini kaçırarak. “Artık çok zayıfım…”
Elif inanmadı ama ses çıkarmadı. Odayı havalandırdı, çarşafları değiştirdi, Nermin Hanımı nazikçe yıkayıp giydirdi. Hafif bir çorba pişirdi, sabırla yedirdi.
“Çok zamandır böyle lezzetli yemek yememiştim,” dedi Nermin Hanım, gözleri dolarak. “Sağ ol, yavrum.”
Bir ay içinde Nermin Hanım değişti. Elif ona taze yemekler yapıyor, kitap okuyor, hareket etmesine yardım ediyor, pencereye çiçekler koyuyordu. Büyükanne eski dizileri bile izlemeye başladı, albümlere bakıp gençli
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



