Utançtan Kaçmak İçin Kambur Bir Adamla Yaşamayı Kabul Etti… Ama Kulağına Fısıldadığı Sözler Karşısında Dizlerinin Bağı Çözüldü…

Utançtan kaçmak için kambur bir adamla yaşamayı kabul etmişti Ama o kulağına bir şey fısıldayınca, dizleri titredi
Hasan, sen misin evladım?
Evet anne, benim! Geç kaldığım için özür dilerim
Annesinin sesi, endişe ve yorgunlukla titreyerek karanlık koridordan geldi. Eski bir sabahlık içinde, elinde fenerle duruyordusanki onu bir ömür boyu beklemişti.
Hasancığım, canım, nerede kaldın bu saatte? Gökyüzü kapkara, yıldızlar ormanın gözleri gibi parlıyor
Anneciğim, Mehmetle ders çalışıyorduk. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Özür dilerim, haber veremedim. Sen de uyuyamazsın biliyorum
Yoksa bir kıza mı gittin? birden şüpheyle gözlerini kıstı. Âşık olmadın ya sakın?
Anne, ne saçmalıyorsun! güldü Hasan, ayakkabılarını çıkarırken. Beni kim bekler kapıda? Kambur, maymun gibi kolları olan, saçları diken gibi dikilen biri
Ama gözlerinde bir acı belirdi. Demedi ki onun çirkinliğini değil, yoksullukta, soğukta, yalnızlıkta büyüttüğü evladını gördüğünü.
Hasan gerçekten yakışıklı değildi. Boyu zar zor bir altmış, kambur, babun gibi uzun kolları dizlerine kadar sarkıyordu. Kafası iri, saçları diken gibi kabarıktı. Çocukken ona maymuncuk, orman cini, garip yaratık derlerdi. Ama o büyüdüve sıradan bir insandan çok daha fazlası oldu.
O ve annesi, Gülşah Hanım, bu köye geldiklerinde henüz on yaşındaydı. Şehirden kaçmışlardıyoksulluktan, utançtan: babası hapse girmiş, annesi terk etmişti. Sadece ikisi kalmıştı. İkisi, bütün dünyaya karşı.
Bu Hasan yaşamaz, diye mırıldanırdı komşu kadın Emine, cılız çocuğa bakarak. Toprak yutar onu, izi bile kalmaz.
Ama Hasan yutulmadı. Hayata bir kök gibi tutundu. Büyüdü, nefes aldı, çalıştı. Gülşahçelikten bir yüreği ve fırında harcanmış elleri olan kadınköyün ekmeğini pişirirdi. Günde on saat, yıllarca, ta ki kendisi de kırılana kadar.
Yatağa düştüğünde, Hasan hem oğul, hem kız, hem doktor, hem hemşire oldu. Yerleri sildi, çorba pişirdi, eski dergileri okudu. Ve o öldüğündesessizce, tıpkı tarladan esen rüzgâr gibitabutun yanında yumruklarını sıkarak durdu ve sustu. Çünkü gözyaşları bitmişti.
Ama insanlar unutmadı. Komşular yemek getirdi, sıcak giysiler verdiler. Sonraanidenona gelmeye başladılar. Önce radyoya meraklı delikanlılar. Hasan radyo istasyonunda çalışıyordutamir ediyor, antenleri ayarlıyor, lehim yapıyordu. Elleri altın gibiydi, görünüşü hantal olsa da.
Sonra kızlar uğramaya başladı. Öncesadece oturup, reçelli çay içmek için. Sonrageç kalmaya. Gülmeye. Konuşmaya.
Bir gün fark etti: onlardan biriAyşehep en son kalanıydı.
Acele etmiyor musun? diye sordu, herkes gittikten sonra.
Gidecek bir yerim yok, diye fısıldadı, yere bakarak. Üvey annem benden nefret ediyor. Üç kardeşimkaba, sert. Babam içiyor, ben onlar için fazlalığım. Bir arkadaşımda kalıyorum, ama orası da geçici Sendesessiz. Huzurlu. Burada yalnız hissetmiyorum.
Hasan ona baktıve hayatında ilk kez, birine gerekli olabileceğini anladı.
Benimle yaşa, dedi basitçe. Annemin odası boş. Sen evin hanımı olursun. Ben hiçbir şey istemem. Ne bir söz, ne bir bakış. Sadece burada ol.
İnsanlar konuştu. Arkasından fısıldaştılar:
Nasıl yani? Kambur ve bir güzel? Bu komik değil mi?
Ama zaman geçti. Ayşe temizledi, çorba pişirdi, güldü. Hasançalıştı, sustu, özen gösterdi.
Ve o bir oğul doğurduğunda, dünya altüst oldu.
Kime benziyor? diye sordular köyde. Kime?
Çocuk, Ali, Hasana bakıp Baba! diyordu.
Ve Hasan, hiç baba olacağını düşünmemişken, göğsünde sıcak bir şeyin açıldığını hissettisanki küçük bir güneş.
Aliye priz tamir etmeyi, balık tutmayı, okumayı öğretti. Ayşe onlara bakarak:
Senin de bir eş bulman lazım, Hasan. Yalnız değilsin.
Sen benim kardeşim gibisin, diye cevapladı. Önce seni evlendireceğim. İyi, güzel birine. Sonra bakarız.
Ve öyle bir adam bulundu. Genç, komşu köyden. Dürüst. Çalışkan.
Düğün yapıldı. Ayşe gitti.
Ama bir gün Hasan onu yolda görüp:
Bir şey rica edeceğim Aliyi bana ver.
Ne? şaşırdı Ayşe. Niye?
Biliyorum Ayşe. Çocuk doğurunca içinde her şey değişir. Ama Ali senin özün değil. Onu unutacaksın. Ben unutamam.
Vermem onu!
Almıyorum, dedi sessizce. İstediğin zaman gel, misafir ol. Sadece benimle yaşasın.
Ayşe bir an düşündü. Sonra oğlunu çağırdı:
Ali! Gel buraya! Söyle, kiminle yaşamak istersinbenimle mi, babanla mı?
Çocuk koştu, gözleri parlıyordu:
Eskisi gibi olamaz mı? Hem annem, hem babam birlikte?
Hayır, dedi Ayşe üzgünce.
O zaman babamla kalıyorum! bağırdı Ali. Sen de gelirsin anne!
Ve öyle oldu.
Ali kaldı. Ve Hasan ilk kez gerçek bir baba oldu.

Rate article
Lifequest
Utançtan Kaçmak İçin Kambur Bir Adamla Yaşamayı Kabul Etti… Ama Kulağına Fısıldadığı Sözler Karşısında Dizlerinin Bağı Çözüldü…