Oya, bu fazla kilolar da senin mi?

“Elif, bu fazla kiloların var ya?”
“Elif, bu fazla kiloların var ya? Bu bir sorun değil mi?” Demirin annesi ısrarcıydı.
“Bence fazla kilom yok, üstelik gelecekteki kocam da bu halimi seviyor. Herkes incecik kızlar gibi olamaz ki.” Elif, alaycı bir gülümsemeyle Ebruya ve Demirin annesine baktı. Bu küstahlık karşısında Ebrunun yüzü kızardı.

“Anne! Zayıflama çayını aldın mı? Chia tohumları? Neden bu kadar yağ koydun kahvaltılığıma, bu fazla kilo yapar! Demir, yine mayalı ekmek mi aldın? Bu çok zararlı! Sabahları üç bardak su içmezsem kilo veremem Suyum nerede?!” Demir, çocukluğundan beri bu tür cümleler duyuyordu.

Annesi ve ablası sürekli kilolarıyla meşguldü. Ablası Ebru otuz sekiz yaşındaydı, hiç evlenmemişti ve Demire aç gözlü, çelimsiz bir atı hatırlatıyordu. Annesi ise düz bir örgü şişi gibiydi.

Bu durum onu o kadar bunaltmıştı ki her zaman neşeli, iştahlı insanlara yakınlık duyuyordu. Gelecekteki eşinin annesi ve ablasından farklı olmasını istiyordu. Ve sonunda onu buldu!

Adı Elifti. İsmi bile yumuşak, tatlı ve lezzetliydi, taze bir tatlı gibi. Hayır, Elif şişman değildi. Ama 1.73 boyunda 85 kiloydu.

Ve bu kilolar sağlık ve mutluluk yayıyordu. Dolgun göğüsleri, ince beli, kadınsı hatları ve gülünce beliren gamzeleri Demir onu ilk gördüğünde büyülenmişti.

Bir akşam ablasını banka işleri için götürdü. Sıra numarasını alıp beklemeye oturdu. Demir ise bankanın içinde dolaşıyordu.

Aniden kulaklarına çınlayan bir kahkaha ulaştı. O kadar içten ve bulaşıcıydı ki Demir istemsizce gülümsedi. Kahkahanın sahibini görmek için sesin geldiği yöne yürüdü.

Gülen, yaşlı bir müşteriye hizmet veren bir banka görevlisiydi. Adam bir şeyler söylemiş, kız da tekrar gülmüştü. Demir gözlerini ondan alamadı.

Dalgalı saçları, kiraz dudakları ve dolgun vücudu

Arabada ablasının monoton konuşmalarını dinliyordu ama aklı hâlâ bankada, o kızdaydı.

“Demir, beni dinliyor musun?” Ebru sitemle sordu.

“Tabii, Ebru, dinliyorum.” Ablasının ne dediğini hatırlamaya çalışıyordu.

“İşte, ona kızarmış et yemediğimi, sadece haşlanmış tavuk göğsü yediğimi söyledim,” diye yakınıyordu son talibine. Demir başını sallayıp, “Vay şu herife bak,” der gibi dilini şakırdattı.

Ertesi gün akşama doğru bankaya koştu. Hayalindeki kız yerindeydi, rahat bir nefes aldı. Banka kapandıktan sonra arabadan bir demet gül aldı ve kıza yaklaştı.

“Hanımefendi Size bir koca ya da kayınvalidenize bir damat lazım mı?” diye pat diye sordu ve gülleri uzattı.

Yüzündeki şaşkın ifade o kadar komikti ki kız yeniden kahkaha attı ama gülleri aldı.

“Aman tanrım Ne güzeller! Kokusu ne kadar güzel!” Çiçeklere yüzünü gömdü, o da ona hayranlıkla baktı.

O günden sonra ayrılmaz oldular. Hayatta öyle anlar vardır ki birini görürsün ve anlarsın: İşte bu, başka bir şey aramana gerek yok. Demir için de böyle oldu. Bir ay sonra Elife evlenme teklif etti, o da sevinçle kabul etti. Sıra ailelerle tanışmaya gelmişti.

Elifin ailesi onu bol yemekli, sıcak bir sofra ve kahkahalarla karşıladı. Annesi Nazlı Hanım, gösterişli bir kadındı, onu iki yanağından öptü, Demirin yüzü kıpkırmızı oldu. Babası Mehmet Bey dostça omzuna vurdu ve mutfağa götürdü.

“Kadınlardan uzak dur, yoksa başını ağrıtırlar. Ama merak etme, Nazlı Hanım sakin bir kadındır. Bu yüzden otuz yıldır onunlayım. Elif ise bizim mücevherimizdir. Ona iyi bak, evlat.” Mehmet Bey ciddi bir ifadeyle Demire baktı.

Sonra uzun saatler yemek yediler, kahkahalar attılar, hikayeler anlattılar. Mehmet Bey gitar çaldı, herkes eşlik etti. Demir kendini bu ailede öyle rahat hissediyordu ki sanki yıllardır tanıyordu onları.

Üç gün sonra Demirin ailesine gittiler. Yolda bir pastaneden el yapımı ekler aldılar. Saat beşte kapıyı Demirin annesi Gülşen Hanım açtı.

“Oh Merhaba canlarım” Şaşkınlıkla Elife bakakaldı.

“Anne, ben de seni seviyorum. Kapıda beklemeyelim de içeri girelim mi?” Demir annesini hafifçe içeri itti.

“Tabii, oğlum Tabii Buyurun Demek siz Elifsiniz, öyle mi?” Kendini toparladı ve Elifi baştan ayağa süzdü.

“Evet, ben Elif! Tanıştığımıza çok sevindim.” Elif, Gülşen Hanımın elini sıktı ve içeri geçti.

“Baba, Ebru, anne, bu Elif, nişanlım, başvurduk, yakında düğünümüz var. Elif, bu da benim ailem. Ablam Ebru, annem Gülşen Hanım ve babam Selim Bey.”

Düğün haberi aileyi şaşkına çevirdi. Sessizlik oldu, sadece çatal-bıçak sesleri duyuluyordu.

“Elif! Sizi ailemize kabul ediyoruz. Şu şişeyi açalım mı? Tam zamanı! Tatlılar da var, ama onlar size kalsın.” Demirin babası Selim Bey ortamı yumuşattı.

“Yok, biz tatlı yemiyoruz, hele gece vakti hiç” Gülşen Hanım tiksintiyle tatlı kutusunu itti.

“Siz yemiyorsunuz, biz yiyoruz! Ver şu kutuyu bakalım. Elif kötü bir şey getirmez. Değil mi, Elif?” diye güldü Selim Bey.

Sonunda herkes yer

Rate article
Lifequest
Oya, bu fazla kilolar da senin mi?