**Günlük, Bugün…**
“Artık sen bana kızım değilsin.” Bu söz, hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O gece annem, gözlerindeki soğuk ifadeyle bana dönüp bunu söyledi. “Kim olduğu belli olmayan biriyle böyle bir şey yaptın. Senden utanıyorum. Büyükannenin evine taşın ve kendi işinin sorumluluğunu al.”
“Elif, duydun mu?” diye heyecanla atıldı Merve, koltuğa yayılarak. “Bize yardım için şehirden ekip geldi. Bu akşam kulübe gidelim mi?”
“Merve, ne diyorsun? Peki ya Yiğiti kime bırakacağım? Yanımda mı götüreyim?” diye gülümsedi Elif.
“Ya teyze Ayşeye bıraksak?” diye ürkek bir sesle sordu Merve.
Elif umutsuzca elini salladı. “Olur mu hiç? Hâlâ oğlumun doğumunu affetmedi. Hatırlasana, beni Muratla evlendirmek istiyordu, ama ben üniversite sınavına girmek için şehre gittim. Sınavı kazanamadım, ama karnımda bebekle döndüm. Bir yıl boyunca bana küstü, iki aydır ancak konuşuyor. Sen git, belki şanslı çıkarsın, kendine birini bulursun.”
Merve derin bir iç çekti. “Tamam, Tülinle giderim. Yarın sana her şeyi anlatırım.”
Elif, oğlunu yatırdıktan sonra verandaya çıktı. Kulüpten gelen müzik sesi uzaktan duyuluyordu. Şalını omuzlarına dolayıp oradaki kalabalığı, dans edenleri hayal etti. Merve muhtemelen yine o “kaplan desenli” elbisesini giymişti. Elif hafifçe gülümsedi, o elbisede tırtıl gibi görünürdü. İç geçirdi ve yatmaya gitti.
Sabahın erken saatlerinde Merve kapıyı çaldı. Ne yazık ki, Elifin annesi de ziyarete gelmişti. Elif parmağını dudaklarına götürdü, ama Merveyi durdurmak mümkün mü?
“Keşke dün sen de gelseydin! Öyle yakışıklılar vardı ki! Biri beni eve kadar bıraktı, adı Volkan. Çok konuşkandı, esprili biri. Bugün de onunla buluşmaya gidiyorum!” diye heyecanla anlattı Merve.
Elifin annesi kaşlarını çatarak sordu: “Evli mi peki?”
Merve omuz silkti. “Bilmiyorum, kimliğine bakmadım. Ama öyle olsa bile, güzel bir anı olur en azından.”
“Ah kızlar, ne işler yapıyorsunuz?” diye başını salladı teyze Ayşe. “İşte Murat var, niye onunla evlenmiyorsunuz? Elif kaçırdı bu fırsatı, ama sen hâlâ şansını deneyebilirsin Merve.”
“Teyzeciğim, ne diyorsun? Kim o Muratı ister ki? Üstelik bir de annesi var yanında. Allah korusun böyle bir mutluluktan!” diye güldü Merve. Sonra Elife döndü:
“Bir de şu çocuk vardı, gözlerimizi ondan alamadık. Tüm kızlar büyülendi. Ama o arkadaşlarıyla durdu, sonra tek başına gitti. Kimseyle dans etmedi bile.”
Tam o sırada beklenmedik bir şey oldu. Teyze Ayşe düşünceli bir ifadeyle:
“Elif, sen de gitmelisin bir akşam. Ben Yiğite bakarım. Belki ciddi, güvenilir biriyle karşılaşırsın. Oğlunun bir babaya ihtiyacı var. Yalnız, evlilere yanaşma. Onlar, karşılarında yalnız bir kadın olduğunu hemen anlarlar. Anladın mı?”
Elif, bu şansa inanamayarak başını salladı. Dayanamayıp annesini öptü. Teyze Ayşe homurdandı: “Hadi hadi, yaltakçı.”
Elif, en güzel elbisesiyle arkadaşlarının yanında durmuş, sohbet ediyordu. Böyle kaygısız bir akşamı ne kadar özlemişti.
“Bakın! O geldi yine!” diye fısıldadı kızlar.
Elif merakla ona baktı, birden dizlerinin titrediğini hissetti. Hızla arkasını döndü ve Merveye fısıldadı: “Galiba eve gideceğim. Yiğit beni özlemiştir.”
Merve şaşırdı: “Elif, ne diyorsun? İlk defa dışarı çıktın, şimdi de kaçıyorsun? Hem hiç dans etmedin bile!”
Ama Elif kararlıydı: “Gidiyorum. Bak, senin Volkan da geliyor. Ben olmasam da sıkılmazsın.” Çıkışa doğru yürüdü.
Tam kapıda biri elini tuttu: “Bir dans etmeye ne dersin?”
Elif bakmadan elini çekmeye çalıştı: “Ben dans etmem.”
Ama ısrarcıydı: “Lütfen, bir tek dans.”
Sonunda başını çevirdi ve kalbi yerinden oynayacak gibi oldu. O’ydu! Tesadüfen trende tanıştığı, hayatını sonsuza kadar değiştiren adam. Ve anlaşılan, onu tanımamıştı. İçi biraz rahatladı, gülümsedi: “Tamam, bir dans. Ama acelem var.”
Onu kollarına aldı, döndürdü. “Kocan merak etmiştir herhalde?”
Elif kuru bir şekilde yanıt verdi: “Evli değilim.”
Göz kırptı, o bildik hareketiyle. Nefesi kesildi. “Demek şansım var?” diye şakacı bir tonla sordu.
Elif ondan uzaklaştı: “Hayal bile kurma,” dedi ve kulüpten fırladı.
Eve giderken ağladı. O, onu ömür boyu unutamamıştı, belki de ilk görüşte âşık olmuştu. Ama o, onu tanımamıştı.
Trende tanışmışlardı. Elif, sınavları kazanamamanın üzüntüsüyle evine dönüyordu. O ise ailesini ziyarete gidiyordu. Elifin üzgün olduğunu görünce, onu neşelendirmeye çalışmıştı.
“Benim adım Mehmet. Annem Mehmetçik der, yeğenim Memo. Hangisini seversen.”
Elif gülümsedi: “Memo daha hoş.”
Elini uzattı: “Neredeyse tanıştık sayılır. Peki senin adın ne, güzel yabancı?”
“Elif.”
Ciddi bir ifadeyle başını salladı: “Böyle bir isim olacağını tahmin etmiştim. Kraliçe ismi.”




