Bir milyoner eve haber vermeden döndü ve oğluna hizmetçinin yaptığını görünce donup kaldı.
Beyaz mermerlerin üzerinde yankılanan ayakkabılarının sesi, geniş holü dolduruyordu. Levent, planlanandan çok daha erken dönmüştü. Otuz yedi yaşındaydı. Karizmatik, her zaman şık ve kusursuz bir adamdı. O gün bembeyaz bir takım elbise ve gözlerinin parıltısını öne çıkaran mavi bir kravat giymişti. Cam ofislerde milyonluk anlaşmalar yapan, Dubaideki yoğun toplantılara alışkın bir iş adamıydı.
Ama o gün, ne kontratlar ne lüks ne de diplomatik sözler istiyordu. Sadece sıcak, gerçek bir şey arzuluyordu. Kalbi onu eve çağırıyordu. Sekiz aylık oğlu Doruku görmek istiyorduyumuşacık bukleleri ve dişsiz gülüşüyle hayatındaki tek ışıktı. Karısını kaybettikten sonra ona kalan son neşe. Kimseye haber vermemişti. Ne ekibine ne de Rüyayatam zamanlı bakıcısına. Evin kendisi yokken nasıl olduğunu görmek istiyordu.
Ve tam da bunu buldu ama hiç beklemediği bir şekilde. Mutfağa doğru ilerlerken aniden durdu. Nefesi kesildi. Sabahın altın ışıklarıyla aydınlanan mutfakta oğlu ve yanında hiç beklemediği biri vardı. Ayşe, yeni hizmetçi. Yirmili yaşlarında, beyaz tenli, lavanta rengi üniforması giymiş, saçları düzgün bir topuz yapılmış bir kadın. Kolları dirseklerine kadar sıvalıydı. Hareketleri zarif, yüzündeki sakin ifade ise insanın içini ısıtıyordu.
Doruk, plastik bir küvetin içinde, lavaboda oturuyordu. Minik, esmer vücudu, Ayşenin üzerine döktüğü ılık suyun her dalgasıyla neşeyle titriyordu. Levent gözlerine inanamadı. Hizmetçi oğlunu yıkıyordu. Lavaboda! Kaşları çatıldı, içgüdüleri alarm verdi. Bu kabul edilemezdi. Rüya orada değildi ve kimsenin çocuğa dokunma izni yoktu. Öfkeli bir adım attı ama sonra bir şey onu durdurdu.
Doruk gülüyordu. Küçücük, huzur dolu bir kahkaha. Su şıpırdayarak akarken, Ayşe alçak bir sesle bir ninni mırıldanıyorduLeventin çok uzun zamandır duymadığı bir ezgi. Karısının söylediği bir Kafkas ninnisi. Dudakları titredi, omuzları gevşedi. Ayşenin Dorukun minik kafasını ılık bir bezle nazikçe temizlediğini izledi. Sanki dünyadaki en önemli şey buymuş gibi. Bu sıradan bir banyo değildi. Bu bir sevgi eylemiydi.
Ama Ayşe kimdi gerçekten?
Onu işe aldığını bile zor hatırlıyordu. Önceki hizmetçi istifa edince bir ajans aracılığıyla gelmişti. Levent onu sadece bir kez görmüştü. Soyadını bile bilmiyordu. Ama o an hiçbiri önemli değildi. Ayşe, Doruku özenle havluya sardı, ıslak buklelerine sıcacık bir öpücük kondurdu. Bebek başını onun omzuna yasladı, huzurla. Ve Levent artık dayanamadı.
“Ne yapıyorsun?” diye gürledi.
Ayşe irkildi, yüzü bembeyaz oldu. “Efendim, izninizleaçıklayabilirim!”
Levent kaşlarını çattı. “Dönmem gerektiğini söylemedim. Ama işte buradayım. Ve sen oğlumu mutfak lavabosunda yıkıyorsun.”
Cümlesini bitiremedi. Boğazında bir düğüm oluştu. Ayşe titriyordu ama Doruku sıkıca tutuyordu.
“Dün gece ateşi vardı,” sonunda itiraf etti. “Çok yüksek değildi ama durmadan ağlıyordu. Termometreyi bulamadım, evde kimse yoktu. Ilık bir banyonun onu sakinleştireceğini hatırladım Size haber verecektim, yemin ederim.”
Leventin ağzı açıldı ama kelimeler gelmedi. Ateş. Oğlu hasta olmuş ve kimse ona söylememişti. Dorukun Ayşenin göğsüne sokulmuş haline baktı. Ağlamıyordu, rahatsız görünmüyordu. Sadece güvenle uyukluyordu.
Yine de öfke damarlarında kaynıyordu. “En iyi bakım için para ödüyorum!” diye hışırdadı. “Her an ulaşılabilir hemşirelerim var. Sen hizmetçisin! Yerleri silersin, mobilyaları parlatırsın. Bir daha asla oğluma dokunmayacaksın!”
Ayşe gözlerini kırpıştırdı ama itiraz etmedi. Savunmaya geçmedi. Sadece, “Ona zarar vermek istemedim. Allaha yemin ederim. Terlediğini gördüm Onu görmezden gelemezdim,” dedi.
Levent derin bir nefes aldı. Bağırmak istemiyordu. Kontrolünü kaybetmeyecekti. Ama bir yabancının bu sınırı aşmasına izin veremezdi.
“Onu yatağına götür. Sonra eşyalarını topla.”
Ayşe ona baktı, anlamamış gibiydi. “Beni kovuyor musunuz?”
Levent tekrar etmedi. Sadece sıkıca baktı. Sessizlik bir tokat gibiydi. Ayşe başını eğdi ve tek kelime etmeden merdivenlere yöneldi. Doruk hâlâ kollarındaydısanki onu son kez tutuyormuş gibi.
Levent mutfakta tek başına kaldı. Lavabodan damlayan suyun sesi artık dayanılmaz geliyordu. Tezgâha yaslandı, kalbi göğsünde çarpıyordu. İçinde anlam veremediği bir şeyler kıpırdıyordu.
Daha sonra, çalışma odasında, karanlık masasının kenarına sıkıca tutunmuş halde oturuyordu. Ev, uzun zamandır ilk kez sessizdi. Ve bu sessizlik kemiklerine işliyordu. Rahatlamış hissetmiyordu. Bir emir vermiş, otoritesini göstermişti. Peki neden bu boşluk duygusu?
Telefonundan bebek monitörünü açtı. Doruk yatağında uyuyordu, yanakları hafif pembe ama sakindi. Görü
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



