– Ayşe, ama orası kışın buz gibi oluyor!

” Ayşe, ama orası kışın buz gibi oluyor! Sobayla ısınacaksın, odun taşıyacaksın! Anne, sen köylüsün işte, çocukluğunda hep öyle yaşadın. Dedemle ninem ömürlerini köyde geçirdiler, hiçbir şey olmadı. Yazın ise tam bir cennet bahçe, meyveler, ormandan mantar toplayacaksın…”

Galiba, Gülten emekliliğe yeni alışmaya başlamıştı. Altmış yıllık bir ömür, otuz beşini fabrikada muhasebeci olarak geçirmişti. Şimdi sabahları çayını yudumlayabilir, kitaplarını okuyabilir, hiçbir yere yetişmek zorunda kalmadan yaşayabilirdi.

İlk aylarda sessizliğin ve huzurun tadını çıkardı. İstediği saatte uyandı, keyifle kahvaltı yaptı, televizyon izledi. Market alışverişini sırasız saatlerde yaptı, kırk yıl sonra nihayet bunun lüksünü yaşıyordu.

Kızı Ayşe, bir cumartesi sabahı telefon açtı:

“Anne, ciddi bir şey konuşmamız lazım.”

“Ne oldu?” diye telaşlandı Gülten. “Eceme bir şey mi oldu?”

“Kızım sağ salim. Gelip anlatacağım, merak etme!”

İşte bu cümle, tam da endişelenmesi gerektiğini gösteriyordu. Çocuklar “merak etme” dediğinde, aslında merak edilecek çok şey vardı.

Bir saat sonra, Ayşe mutfakta oturup belli belirsiz yuvarlanan karnını okşuyordu. Otuz iki yaşında, ikinci çocuk yolda, ama hâlâ bu Serkanla evlenmemişti.

Dört yıldır birlikte yaşıyorlar, kızları Ecem büyüyordu, ama nikâh kâğıdı onlar için pek çok şey ifade etmiyor gibi.

“Anne, ev sorunumuz var,” diye başladı kızı, sinirle bardağın sapını çevirerek. “Ev sahibi kirayı zam yaptı. Şimdi bile zor ödüyoruz, iki bin lira daha istiyor.”

Gülten anlayışla başını salladı. Gençlerin zorlandığını biliyordu. Serkan bir gün hamal, ertesi gün kurye, sonraki gün güvenlikçiydi. Ayşe ise Ecemle birlikte doğum iznindeydi, şimdi ikinci izne girecekti.

“Ucuz bir yer bulalım dedik,” diye devam etti Ayşe, “ama kimse küçük çocuklu kiracı istemiyor.”

“Peki ne yapacaksınız?” diye sordu anne, içinde bir şeylerin ters gideceğini hissederken.

“İşte bu yüzden geldim,” dedi Ayşe, kazağının ucunu çekiştirerek. “Anne, bir süreliğine seninle kalabilir miyiz? Tabii geçici olarak. Para biriktiririz, belki sonra kredi çekeriz.”

Gülten çayıyla boğulacak gibi oldu. İki odalı apartman dairesi zaten dar, şimdi bir de küçük bir çocuk ve ikinci bebek yolda…

“Ayşe, nasıl sığacağız buraya?” diye sordu. “Sadece iki odan var, hem de küçücük.”

“Anne, bir şeyler ayarlarız. Önemli olan para biriktirmek. Şu an 13 bin lira kira veriyoruz, bir yılda 150 bin lira gidiyor! Bu parayla krediye başvurabiliriz.”

Gülten gözünde canlandırdı: Serkan, evde eşofmanla dolaşıp yüksek sesle telefonda konuşuyor.

Ecem sürekli ağlıyor, oyuncaklar her yere saçılıyor, çizgi filmler son ses açık. Ayşe ise hamile olduğu için her an özel ilgi bekliyor.

“Ecem nerede uyuyacak?” diye mantıklı bir bahane bulmaya çalıştı.

“Salonda bizimle yatacak, bebek karyolasını koyarız. Sen de küçük odanda rahat edersin kanepe, televizyon… Gayet iyi!”

“Ayşe, ben daha yeni emekli oldum, biraz rahat etmek istiyorum. Kırk yıl çalıştım, yoruldum!”

Kızı, annesinin saçma bir şey söylediğini düşünürcesine iç çekti:

“Anne, altmış yaşında bu rahatlık da ne? Sen hâlâ genç ve sağlıklısın. Diğer nineler senin yaşında torunlarla uğraşıyor.”

Bu bir azarlama gibiydi: “Başkaları işe yarıyor, sen bencilsin.”

“Üstelik,” diye ekledi Ayşe, “senin bir de yazlık evin var. Mükemmel bir ev, ninen hep bakmıştı. Orada yaşayabilirsin. Temiz hava, sessizlik, emekliler için ideal.”

“Yazlıkta mı?” diye tekrarladı Gülten, kulaklarına inanamayarak.

“Evet. Sağlam bir ev. Sebze de yetiş

Rate article
Lifequest
– Ayşe, ama orası kışın buz gibi oluyor!