Peki, beni yine yetimhaneye mi vereceksiniz? Komşu teyze dedi ki, siz acele ettiniz, beni aldınız çünkü bir bebeğiniz olacağını bilmiyordunuz. Ben sizin değilim
Ayşe, mutfakta gözleme pişiriyordu. Kocası işten dönecek ve hep birlikte akşam yemeği yiyeceklerdi.
Bugün neden Ahmet odasında bu kadar sessiz oynuyordu? Normalde, Ayşe onun sevdiği gözlemeleri yaparken, oğlu etrafında dolanır, gözlerinin içine bakarak:
“Anne, bir tane daha gözleme alabilir miyim?” derdi.
Ayşe verirdi, Ahmet doymuş gibi görünürdü ama biraz sonra yine gelir, her heceyi uzatarak, keyifle tekrar sorardı:
“Anneeeciğim, bir tane daha?”
Ayşe anlamıştı ki Ahmet çoktan doymuştu, sadece o sıcacık, harika kelimeyi “anne”yi tekrar tekrar söylemek istiyordu. Eskiden Ayşe spatulasını bırakır, onu kucağına alırdı, Ahmet henüz çok ağır değildi, daha beş yaşındaydı. “Hadi oğlum, babayı işten almaya gidelim mi?” derdi.
Ahmet de sevinçle tekrarlardı:
“Evet, anne, babayı almaya gidelim!”
Gözlerinde bir ışıltı vardı, bu mucizevi kelimelere henüz alışamamıştı. Daha önce hiç anne babası olmamıştı, ama şimdi vardı.
Üstelik şimdi kendi odası, kendi yatağı vardı. Babasının aldığı bir de tırmanma duvarı ve salıncak! Arabalar, robot, lego ve daha bir sürü oyuncak Hepsi sadece onundu, Ahmetin. Artık kimseyle paylaşmak zorunda değildi. Akşamları annesi ona kitap okur, saçını okşar ve onu sevdiğini söylerdi. Ahmet bu sevgiyle dolmuştu ve geçmişi neredeyse unutmuştu.
Ayşe oğlunu çağırmak istedi ama birden karnına bir tekme geldi.
Eliyle hissetti kızı bir kez daha tekmeledi.
Allahım, Ayşe her gün bu beklenmedik armağan için dua ediyordu, keşke her şey yolunda giderse Kızlarına bir isim bile bulmuşlardı, Mehmet “Zeynep olsun” demişti. Onun büyükannesi Zeynepti.
Ayşeye kendi çocuğunun olamayacağı söylenmişti, bu yüzden Mehmetle birlikte Ahmeti yetimhaneden almışlardı. Bir yıl sonra, işte şimdi bir kızları olacaktı!
Ayşe dalıp gitmiş, gözlemeyi neredeyse yakacaktı. “Ahmet, oğlum, gel buraya, bugün neden bu kadar sessizsin?” diye seslendi.
Ama cevap yoktu, duymuyor muydu?
Ocağı kapattı ve Ahmetin odasına gitti.
Garip, odanın ışıkları bile kapalıydı, Ahmet neredeydi?
Tam o sırada odadan bir hışırtı geldi. Ayşe ışığı açtı ve Ahmeti gördü. Montu ve şapkasıyla kanepenin üzerinde oturuyordu. Elinde çantası vardı, içi en sevdiği arabalarla doluydu.
“Karanlıkta ne yapıyorsun?” diye şaşırdı Ayşe, gülerek devam etti. “Hadi kalk da üzerini çıkar, ne yapıyorsun? Yolculuğa mı çıkıyorsun? Hadi gel, sevdiğin gözlemeleri kaymak ve pekmezle yiyeceğiz, haydi Ahmet, neyin var senin?”
Ama Ahmet gülümsemedi bile. Donuk gözlerle bir noktaya bakıyordu, sonra aniden sordu:
“Bu oyuncakları yanıma alabilir miyim? Çünkü ona arabalar lazım olmayacak, değil mi?”
“Ne diyorsun sen Ahmet, ne oldu oğlum? Nereye gidiyorsun?” dedi Ayşe, elleri titreyerek. Acaba kötü bir anne miydi? Ahmet onun sevgisini hissetmiyor muydu? Yoksa kız kardeşini kıskanıyor muydu? Oysa daha dün çok seviniyordu.
“Peki, beni tekrar yetimhaneye mi vereceksiniz? Komşu teyze dedi ki, siz acele ettiniz, beni aldınız çünkü bir bebeğiniz olacağını bilmiyordunuz. Ben sizin değilim”
Ahmetin gözleri dolmuştu, zorlukla kendini tutuyor, başka tarafa bakıyordu.
“Ahmet, oğlum, ne diyorsun? Hangi teyze?” diye sordu Ayşe ve o gün karşılaştığı komşusunu hatırladı. Kadın, “Allaha şükür kendi çocuğunuz olacak,” demiş, sonra dudaklarını büküp Ahmete bakmıştı. “Acele ettiniz Ayşe hanım, acele ettiniz!”
Ayşe, Ahmetin bunu anlamayacağını düşünmüştü, çocuktu sonuçta! Komşuyla tartışmamak için oradan ayrılmıştı. Ama Ahmet her şeyi anlamıştı.
Şimdi kendini yabancı hissediyordu, ne kadar yalnız hissetmiş olmalıydı
Ayşe hemen ona sarıldı, Ahmet önce itmeye çalıştı ama sonra ona yapışıp ağlamaya başladı.
“Oğlum, ne diyorsun sen, o teyze hiçbir şey bilmiyor, baban ve ben seni çok seviyoruz, seni kimseye vermeyeceğiz!”
Şapkasını ve montunu çıkardı, kucaklaşarak uzun süre sessizce oturdular.
Zeynep doğduğunda, Ahmet ve babası evde işleri yürütüyordu, sonra hastaneye annelerini ve kız kardeşlerini almaya gittiler.
Ahmet çok endişeliydi, ya kız kardeşi onu sevmezse?




