Büyükannesi’nin Ev Yapımı Konservelerini Satmaya Çalışan Kız ve Hayatına Giren Sürpriz Misafir

Sabahın erken saatlerinde, güneşin ışıkları ufuktan yükselirken köyü altın rengi bir ışıkla yıkadığında, havada çiyin serinliği, yonca çiçeklerinin kokusu ve toprağın mis gibi rayihası vardı. Bu huzurlu manzarada, berrak yaz gökyüzüne benzeyen gözleri ve sarı örgüleriyle küçük Elif’in kararlı sesi duyuldu:
“Anneanne, daha ne kadar bekleyeceğiz? Arkadaşlarıma söz verdim! Nehre gitmek istiyoruz, suda oynamak, yüzmek ve kıyıda şarkı söylemek! Su o kadar temiz ki balıkları görebiliyoruz! Lütfen!”
Bahçenin kenarında bir taburede oturan Hatice Hanım alnındaki teri silerek derin bir nefes aldı. Yaşlı elleri, yaşanmışlıkların haritası gibi kırışıklarla doluydu ve sıkıca çapayı tutuyordu. Yorgun ama şefkat dolu bir bakışla torununa baktı.
“Elif’im, canım benim,” diye fısıldadı, “senin arkadaşlarının evlerinde büyük, gürültülü aileleri var. Bizimse sadece birbirimiz var. Eğer bahçede yardım etmezsen, kim yapacak? Otlar kendi kendine çıkmaz, ekmek ise emeksiz sofraya gelmez.”
Elif gözlerini indirdi ama umutsuzluk yoktu bakışlarında, sadece kararlılık. İşini bitirirse arkadaşlarıyla vakit geçirebileceğini biliyordu. Dudaklarını sıkarak yabani otları çekmeye başladı, salatalıkların gücünü çalan her ot, onun mutluluk için verdiği bir fedakarlıktı.
Son ot da temizlendiğinde, Elif ayağa kalktı, dizlerindeki toprakları silkeledi ve neşeyle,
“Anneanne, bitirdim! Gidebilir miyim?”
“Git, kuşum,” diye onayladı yaşlı kadın. “Ama geç kalma, yağmur yağabilir.”
Köy yolunda koşarken, Elif’in kahkahası sabah sessizliğinde çan sesi gibi yankılandı. Hatice Hanım onu gözleriyle takip etti, yüreği sıkıştı. “Bu kadar enerjiyi nereden buluyor?” diye düşündü. “Bu sönmeyen ışık nereden geliyor?”
Tam o sırada, komşusu Ayşe Teyze, iyi kalpli ve yardımsever bir kadın, bahçe kapısına yaklaştı.
“Hatice,” diye fısıldadı, “bugün pazarında Gül’ü gördüm. Kısa bir etek ve göz alıcı makyajla bir grup arkadaşıylaydı. Elif’i istediğini söyledi.”
Hatice’nin yüzü bembeyaz oldu, adeta içinde bir bağ kopmuştu.
“Geldi mi?” diye mırıldandı. “Yıllar sonra, oğlunu ve kızını terk ettikten sonra… Şimdi birden geri mi dönmek istiyor?”
“Ayşe,” dedi titreyerek, “ne yapacağım? Kağıt üzerinde o anne, ben sadece bir nineyim. Ama kalbim Elif’in. Onu ben büyüttüm, sütüm olmadığında emzirdim, hastalandığında başında sabahladım. Ve şimdi gelip çocuğu almak mı istiyor?”
Korku ve endişe yüreğini sıkıştırıyordu. Başı dönüyor, gözlerinin önünde karanlık noktalar uçuşuyordu. Hatice banka çöktü, ellerini göğsüne bastırdı. Tek bir düşünce zihnini kemiriyordu: Kanunlar Gül’ün yanındaydı, peki ya sevgi?
Gül, aile hayatlarına bir kasırga gibi girmişti. Hatice’nin oğlu, Mehmet, ona deliler gibi âşıktı. Ama Gül her şeyi alıyorduparayı, ilgiyiyalnızca sevgiyi ve ruhu değil. Hatice daha ilk günden anlamıştı: Bu kadın, oğlunun eşi değil, onun canını emen bir avcıydı.
Hayatları değişti: Gül doğum yaptı, Elif’i ninesine bıraktı ve kayboldu. Mehmet ise solgun ve bitkin, ara sıra eve geliyordu ama gözlerindeki ışık sönmüştü.
“Oğlum,” diye sormuştu bir gün Hatice, “neden böyle giyiniyorsun? İyi para kazanıyorsun?”
“Anne,” diye cevaplamıştı sessizce, “bütün para Gül’ün ihtiyaçlarına gidiyor. Bana neredeyse hiç kalmıyor.”
“O zaman daha mütevazı yaşasın!” diye bağırmıştı Hatice.
Ama konu yarım kaldı: Kısa süre sonra Mehmet kanserden hastaneye kaldırıldı ve durumu umutsuzdu. Ölmeden önce annesine itiraf etti:
“Anne, Elif biyolojik olarak benim kızım değil. Gül, en iyi arkadaşım Volkan’la beni aldattı. Biliyordum ama Elif için kabullendim.”
Hatice ağladı, dünyası yıkılıyordu ama kızı vermeye niyeti yoktu. Elif onun için hem sevinç hem acıydı.
Ve şimdi, Gül soğuk bakışlarıyla tekrar kapıdaydı.
O sırada bir taksi yaklaştı, içinden pahalı kıyafetler giymiş, buz gibi bir gülümsemesi olan bir kadın çıktı:
“Merhaba, Hatice Hanım,” diye soğukça selamladı, gözlerine bakmadan. “Elif’i alıyorum. Şehirde daha iyi eğitim alacak, kurslara gidecek.”
Saatler süren tartışmalar oldu. Gül tehditler savurdu, manipüle etti. Sonunda Hatice, biriktirdiği bütün parayıkızının okul kıyafetleri, kitaplar, kışlık ayakkabı parasınıvermek zorunda kaldı. Ev bomboştu, neşe gitmişti, öğle yemeğinde sadece bahçeden patates kalmıştı.
Ama Ayşe Teyze yardıma koştu:
Kilerdeki turşu ve reçelleri kullanmalarını önerdi,
Pazarda satmalarını tavsiye etti,
Elif’in satış yeteneğini kullanması için onu cesaretlendirdi.
Böylece yeni bir dönem başladı: nine, torun ve Ayşe Teyze, pazarda turşu, domates ve acılı sos satmaya başladılar. Yedi yaşındaki Elif doğuştan bir satıcıydıgülümsemesi ve kibarlığı müşterileri cezbediyordu.
“Aferin sana!” diye övgüler yağdırıyordu Ayşe. “Bir günde ne kadar çok sattın! Ş

Rate article
Lifequest
Büyükannesi’nin Ev Yapımı Konservelerini Satmaya Çalışan Kız ve Hayatına Giren Sürpriz Misafir