Eskiden, bir varmış bir yokmuş, evliliğin onuncu yılında olan bir çift varmış. Leyla, eşi Murat’ın kendisini aldatıp aldatmadığından şüpheleniyordu. İçinde bir türlü dinmeyen bir kuşku vardı. Bir gün cesaretini toplayıp ona doğrudan sordu:
“Bana başka biri mi var?”
Murat şaşırmış bir ifadeyle, “Ne diyorsun sen? On yıldır evliyiz! Hangi sevgili? Sana yetiyorum ben!” dedi.
Konuşmasında samimiyetsizlik yoktu. Gülüşünde, sözlerinde, bakışlarında hiçbir kusur bulamadı. Ama içinde bir şey Leyla’ya huzur vermiyordu.
O, kaderine razı olan kadınlardan değildi. Mutlaka gerçeği öğrenmeliydi, ama nasıl?
İnternetten okuduğu tavsiyeler üzerine, önce Murat’ın telefonunu kontrol etmeye karar verdi. Ancak orada da kayda değer bir şey bulamadı. Sadece eski sınıf arkadaşlarıyla yaptığı boş sohbetler vardı, onlar da önemsizdi.
Telefonuna hiç şifre koymazdı Murat. “Saklayacak bir şeyim yok,” derdi. Gizli mesajlar, silinmiş konuşmalar… Hiçbiri yoktu. Sanki melek gibiydi.
Bazen Leyla, “Belki de her şeyi kafamda kuruyorum,” diye düşünürdü. Ama Murat işten geç kalınca yine içinde bir şeyler kıpırdardı.
Arkadaşı ona hep, “Sen kendini boş yere üzüyorsun. Murat seni çok seviyor, başkasına bakmaz!” derdi.
Ama Leyla dinlemezdi. Ruhu ona başka şeyler fısıldıyordu. Zaten kocasını başka bir kadınla paylaşmayı da asla kabul edemezdi.
Bir gün, onu test etmeye karar verdi. İş yerine gidip gerçekten çalışıp çalışmadığını kontrol etmek istedi. Murat onu görünce çok sinirlendi. “Beni iş yerinde rezil ediyorsun!” dedi. Sonra uzun süre özür dilemek zorunda kaldı. Ama Murat çabuk affederdi.
Evleri dört dörtlüktü. İki çocukları vardı. Mutlu bir hayatları olmalıydı, ama Leyla hep şüphe duyuyordu.
Derken bir gün, oğlu ilkokula başlayınca Leyla araba kullanmayı öğrenmeye karar verdi. Kursa gitti, ehliyetini aldı. Murat gurur duydu ve ona küçük bir araba aldı.
Leyla da zaten minyon yapılıydı, o arabaya tam uyuyordu.
Murat aslında itiraf etmese de, arabayı ona kendi lüks arabasına binmesin diye almıştı. “Henüz tecrübeli değilsin,” diyordu.
Bir pazar sabahı, Leyla erken uyandı. Ailesine sürpriz yapmak için patlıcanlı tavuklu börek yapmaya karar verdi. Un bitmişti.
Dışarıda kar vardı, ama o kış şartlarına alışmıştı. Arabasına bindi, ama çalışmadı. Evi çok yakındı, sessizce Murat’ın arabasına geçti.
Motor ısınırken, camları silmek için torpidoya uzandı. Bir şey düştü. Yere baktı, bir telefon!
Ama bu kimindi? Murat’ın telefonu değildi bu. Merakla açtı. İlk gördüğü şey, bir kadından gelen mesajdı:
“Canımın içi, seni çok özledim! Hemen gel, bekliyorum!”
Leyla gözlerine inanamadı. Şifre olmadığı için mesajları okumaya başladı. Uzun bir yazışmaydı.
Meğer Murat her gün işten saat beşte çıkıyor, ama eve yedi gibi geliyormuş. Arada bir saatini bu kadınla geçiriyormuş.
Fotoğraflarda kırklı yaşlarda bir kadın vardı. “Bu kadın ona ne veriyor ki?” diye düşündü öfkeyle.
Tam arabadan çıkacaktı ki, Murat’ı apartman kapısında gördü.
Leyla “Markta gidiyorum,” diye not bırakmıştı. Murat da fırsat bu fırsat deyip sevgilisine mesaj atıyordu.
Leyla şimdi fark etti: Murat sık sık akşamları arabaya inerdi. “Cüzdanımı unuttum,” derdi.
Murat, karısını arabada görünce şaşırdı. “Sana kim izin verdi?” diye bağırdı.
Leyla öfkeyle emniyet kemerini taktı, geri vitese aldı ve gaza bastı. Araba arkadaki çite çarptı.
Sonra arabadan çıktı, Murat’a baktı ve bağırdı:
“Git sevgilinin yanına o zaman! Bakalım evsiz, arabasız kaldığında sana ne kadar değer verecek! Defol!”
Anahtarları koca bir kar yığınına fırlattı ve eve yürüdü.
Çocuklar uyanmıştı, ne olduğunu anlamamışlardı. Birkaç dakika sonra Murat geldi, ama Leyla kapıyı kilitledi.
“Git!” diye bağırdı. “Bir daha bu eve ayak basma!”
Murat, terlikleriyle, ev kıyafetiyle sokakta kaldı. Sevgilisinin evine gitti.
Kapıyı açtığında, içeriden bir erkek sesi duydu:
“Canım, daha ne bekliyorsun?”
Meğer sevgilisi hafta içi Murat’ı, hafta sonu başka birini görüyormuş.
Murat şaşkınlıkla kapıya baktı. Kadın utangaç bir ifadeyle, “Üzgünüm,” dedi ve kapıyı kapattı.
Son çare olarak annesinin evine gitti.
Annesi Hatice Hanım, oğlunu görünce durumu anladı. Onu içeri aldı, yemek verdi, dinledi.
“Üzülme oğlum,” dedi. “Kim bilebilirdi Leyla’nın böyle çıkacağını? Daha otuz beş yaşındasın, önünde uzun bir hayat var. Yeni bir aşk bulursun.”
Murat annesinin evinde kalmaya başladı. Yeni bir hayat kurmayı düşündü. Ta ki Leyla nafaka davası açana kadar…
O zaman anladı ki, yeni bir başlangıç sandığı kadar kolay değildi. İyi ki annesi yanındaydı, yoksa tamamen kaybolurdu.




