Söz Verilen Hediyenin Gizemi

İstanbul’un kalbinde, şık bir restoranın geniş salonunda, Ayşe ve Mehmet’in düğünü neşe ve müzikle doluydu. Konuklar eğlenirken, çift mutlulukla etrafa ışık saçıyordu. Hediyelerin verilmeye başlandığı anda, Ayşe’nin anne babası ilk sırada yerini aldı ve içi Türk lirası dolu bir zarfla geldiler. Ardından Mehmet’in annesi, Emine, bir demet karanfille göründü. Yeni çifte eğilerek fısıldadı: “Asıl hediyem düğünden sonra gelecek.” Ayşe şaşkınlıkla kocasına baktı: “Bu ne demek oluyor?” Mehmet gülerek omuz silkti: “Hiçbir fikrim yok!” Ama Ayşe, kaynanasının oyununun farkında değildi.

Düğünden önce bile Emine gizemli ipuçları bırakmıştı. “Size öyle basit bir şey vermek istemiyorum,” diyordu. “Düğün gününde hiçbir şey beklemeyin, ama sonra büyük bir sürprize hazır olun!” Ayşe rahatsız olmuştu: “Acele etmeyelim.” Mehmet araya girdi: “Anne, senin burada olman bile bize yeter.” Emine kararlıydı: “Oğlumun düğününe eli boş gelmem. Ama bunu kimseye söylemeyin.” Mehdet kabul etti, ama Ayşe kaynanasının sözünü tutacağına pek inanmıyordu. Emine’nin maddi durumu iyi değildi, zaten düğün masraflarını çift karşılamıştı. Ayşe’nin ailesi ise kısıtlı imkanlarına rağmen yeni çifte yüzer bin lira vermişti. Düğünde Emine sadece karanfilleri getirdi, konuşmalarında ise uzun uzun mutluluk dileklerinde bulunarak herkesin ilgisini çekti, sanki alkış bekleyen bir yıldızdı.

“Ne hazırladığımı tahmin bile edemezsiniz,” diye fısıldadı Emine gecenin sonunda, gözleri gizemle doluydu. “Ağzınız açık kalacak bir sürpriz olacak… ama daha sonra.” Mehmet eşinin elini sıktı: “Sorun yok, merak etme.” Ayşe itiraf etti: “Merak ettim doğrusu. Sen bir şey biliyor musun?” Mehdet omuz silkti: “Vallahi bilmiyorum. Ama hediye önemli değil, önemli olan birlikte olmamız.” Ayşe katıldı, ama içindeki merak onu kemiriyordu. Kaynanasına ipucu vermesi için yalvardı, ama Emine yalnızca gizemli gülümsemelerle cevap verdi: “Söylersem sürpriz bozulur. Bekleyin!”

Aylar geçti, hediye hala gelmedi. Başta şaka konusu olan bu durum, Ayşe için bir diken olmuştu. Sekiz ay sonra konuyu açmaya karar verdi. “Ah, senin aklın hep parada!” diye patladı Emine, sesi sahte bir kırgınlıkla titriyordu. “Hiç halimi hatırımı sormuyorsun, yardıma ihtiyacım var mı diye!” Ayşe şaşırdı: “Bir şeye ihtiyacınız varsa söyleyin.” Ama Emine sustu, kendini kurban gibi gösterip oğluna gelininin “saygısızlığından” şikayet etti. Mehmet eşine yalvardı: “Annemi rahat bırak, yeterince gürültü çıkardı zaten.” Ayşe savundu: “Sadece merak ettim diye sordum, o bütün bu beklentiyi yarattı!”

O günden sonra Ayşe, Emine’den uzak durdu, sadece gerektiğinde konuştu. Bu her şeyi daha da kötüleştirdi. “Benden pahalı şeyler alacağını sanırken gülücükler saçıyordu,” diye yakınıyordu Emine oğluna. “Şimdi bir şey alamayacağını anlayınca yüzüme bile bakmıyor!” Mehmet savundu: “Öyle değil.” Emine ısrar etti: “O zaman bu davranışını açıkla! O konuşmadan sonra benden kaçıyor, evime bile gelmiyor!” Ayşe duyunca iç geçirdi: “Annen hiç memnun olmuyor. Önce merak etmem onu kızdırdı, şimdi uzak durmam kızdırıyor. Yarın yanlış nefes aldığım için bile şikayet edecek!” Mehmet mahcup bir ifadeyle, “O, bizim sadece ondan bir şeyler istediğimizi sanıyor,” dedi. Ayşe onayladı: “Aynen. Benim annem babam her gelişlerinde bir şeyler getirirbahçeden meyve, ev yapımı börekama o hep boş elle gelir, üstelik yemek artıklarını da götürür!” Mehmet öfkelendi: “Annemin cimri olduğunu mu ima ediyorsun? Saygı lütfen, o benim tek annem.” Ayşe keskin bir cevapla karşılık verdi: “Sorun yok. Ama saygı istiyorsa, önce kendisi örnek olsun.”

Konu tabu haline geldi, ama çatışmalar devam etti. Emine, ateşe körükle gider gibi, Ayşe’yi her şey için eleştiriyordu. Başkalarına ise farklı bir hikaye anlatıyordu: “Çift için her şeyi yapıyorum, pahalı hediyeler veriyorum, hatta büyük büyükannemin yüzüğünü bile düşündüm! Ve karşılığında bu nankörlük!” Dinleyenler, duygulanıp onun masum anlatısına inanıyordu.

Evlilik yıldönümünde Emine sözünü yeniden hatırlattı. “Unutulmaz bir sürprize hazır olun!” diye duyurdu, davet edildiği özel akşam yemeğinde. Ayşe yumuşatmaya çalıştı: “Üzülmeyin, gerek yok.” Emine keskin bir gülümsemeyle cevap verdi: “Fikrin için teşekkürler, ama karar benim.” Mehmet olayı duyunca sinirlendi: “Niye hep anneme karşı çıkıyorsun? Bir şey vermek istiyorsa versin!” Ayşe cevap verdi: “Aynen. Düğün hediyesi hâlâ gelmedi, bir yenisi gerekmiyor.”

Sonunda kavga etmemeye karar verdiler. Partide Ayşe’nin ailesi el işlemeli bir masa örtüsü ve keten çarşaflar getirdi. Arkadaşlar kristal bardaklar hediye etti. Emine ise kocaman bir kartla geldi ve yirmi dakika süren bir konuşma yaptı. Tabii ki bunun yeterli olduğunu düşündü. Eve dönerken Mehmet uyardı: “Hediye konusunu bir daha açarsan, kavga ederiz.” Ayşe yalan söyledi: “A

Rate article
Lifequest
Söz Verilen Hediyenin Gizemi