**Bugünkü Günlük Kaydım**
“Artık senin ailen için yemek yapmayacağım!” diye öfkeyle bağırdı Ayşe, önlüğü masaya fırlatarak kayınvalidesinin sürekli baskısına dayanamadığını gösterdi.
Ahmet, ellerinde alışveriş poşetleriyle mutfağın ortasında donup kaldı. Annesinin listesini almıştı: üç kilo et, salata malzemeleri, hamur işi için bir düzine yumurta. Yine bir doğum günü yemeği, bu sefer de hala kızının evlenme yıldönümü için.
“Ayşe, neden bu kadar sert tepki veriyorsun?” diye yumuşak bir sesle konuştu, poşetleri masaya bırakırken. “Sadece bir akşam…”
“Bir akşam mı?” Ayşe ona döndü, gözlerinde öfke ve gözyaşları parlıyordu. “Dört yıl, Ahmet! Dört yıldır her hafta sonu, her bayram sekiz saat mutfakta geçiriyorum! Sonra senin annem, ‘kendi’ özel yemeklerine gelen övgüleri kabul ediyor!”
Ahmet başını öne eğdi. Karısının ne dediğini biliyordu. Bunca yıldır biliyordu ve sessiz kaldı çünkü bu daha kolaydı. Annesiyle tartışmamak, sorun çıkarmamak, taraf seçmemek…
“O sana yardım ediyor…” diye mırıldandı.
“Yardım mı?” Ayşe acı bir kahkaha attı. “Kayınvaliden misafirlerle oturmuş, ‘bu pastayı yapmak için bütün gece uyumadım’ diye anlatıyor! Ben ise mutfakta bir kase daha salata doğruyorum!”
Ahmetin telefonu titreşti. Ekrana bakmadan kimin aradığını biliyordu.
“Telefonu açma!” diye yalvardı Ayşe. “Lütfen, önce konuşalım!”
Ama Ahmet zaten yeşil tuşa basmıştı.
“Evet, anne… Evet, listedekileri aldım… Ayşe mi? Evde, hazırlanıyor…”
Ayşe pencereye döndü, yumruklarını sıktı. Yine aynı hikaye. Daha konuşmadan kaybetmişti.
“Annem soruyor, eti marine etmeye başladın mı?” diye fısıldadı Ahmet, telefonu eliyle kapattı. “Misafirler altıda geliyor, yetiştirmek lazım…”
“Kendisi marine etsin!” diye kesip attı Ayşe. “Madem o kadar iyi bir aşçı!”
Ahmet şaşkınlıkla karısına, sonra telefona baktı.
“Anne, biz… şimdi başlayacağız. Evet, tabii. Akşama kadar.”
Telefonu bıraktı ve yorgun bir şekilde yüzünü ovuşturdu.
“Ayşe, neden çocuk gibi davranıyorsun? İnsanları çağırdık, iptal etmek ayıp olur…”
“Peki benim her seferinde ücretsiz aşçı olmam ayıp değil mi?” Ayşe bir sandalyeye çöktü, yorgunluk her yerini sarmıştı. “Yirmi kişilik bir yemek servisi kaç lira biliyor musun? En az üç bin lira! Ben bunu bedavaya yapıyorum! Üstelik bir teşekkür bile duymuyorum!”
“Ben sana teşekkür ediyorum…”
“Sen mi?” Ayşe ona acı bir bakış attı. “Sen erkeklerle balkonda sigara içip futbol konuşuyorsun! Ben mutfakta tek başıma kalıyorum!”
Ahmet karısına yaklaştı ve elini tutmaya çalıştı, ama Ayşe elini çekti.
“Bak, şöyle yapalımbugün yemeği sen hazırla, sonra annemle konuşuruz. Belki bir dahakine yemek sipariş ederiz…”
“Bir dahakine mi?” Ayşe o kadar hızlı ayağa fırladı ki sandalye devrildi. “Bir dahakine yok! Yorgunum! Anlıyor musun? Annenin gölgesi olmaktan yoruldum!”
Tam o anda kapı açıldıFatma Hanımın, Ayşenin kayınvalidesinin, kendi anahtarı vardı. Her zaman olduğu gibi, kapıyı çalmadan içeri girdi.
“Neden hala yemek yapmaya başlamadınız?” diye söze başladı. “Saat üç oldu! Et en az üç saat marine olmalı!”
Ayşe derin bir nefes aldı, güç topladı.
“Fatma Hanım, yemek yapmayacağım.”
Kayınvalide şaşkınlıkla dondu, kulaklarına inanamıyordu.
“Ne demek yapmayacaksın?” diye oğluna baktı. “Ahmet, bu ne saçmalık?”
“Anne, Ayşe yoruldu…” diye başladı Ahmet, ama annesi sözünü kesti.
“Yoruldu mu? Neden yoruldu? Bütün gün evde oturmaktan mı?”
“Ben uzaktan çalışıyorum!” diye çıkıştı Ayşe. “Tam zamanlı işim var!”
“Evet, bilgisayar başında oturmako da iş mi?” diye burun kıvırdı Fatma Hanım. “Ben senin yaşındayken hem fabrikada çalışır hem de evi çekip çevirirdim! Kocamı doyurur, kayınvalideme yardım ederdim!”
“Senin kayınvaliden her hafta sonu bütün akrabalar için yemek yapmanı istemedi!” diye karşılık verdi Ayşe.
“İstemedi mi?” Kayınvalide kaşlarını kaldırdı. “Ben bunu seve seve yapardım! Çünkü aile kutsaldır! Sen ise anlamıyorsun galiba!”
Ayşe içinde yükselen bir öfke hissetti.
“Ailenin ne olduğunu çok iyi biliyorum! Ama aile kölelik demek değil! Her hafta sonu mutfakta siz misafirlerinizi eğlendirirken benim saatlerce yemek yapmam gerekmiyor!”
“Ahmet!” Fatma Hanım oğluna döndü. “Karın ne diyor duyuyor musun?”
Ahmet iki kadının arasında kalmış, köşeye sıkışmış hissediyordu.
“Anne, belki de gerçekten yemek sipariş etsek? Güzel catering firmaları var…”
“Sipariş mi?” Kayınvalide ellerini çırptı. “İnsanlar ne der? Fatma Hanımın gelini yemek yapamıyor mu? Ayıp!”
“Ben yemek yapabiliyorum!” diye itiraz etti Ayşe. “Sadece her hafta sonu yapmak istemiyorum!”
“İstemiyor musun?” Fatma Hanım gözlerini kıstı. “Peki evlenmek istedin mi? Benim oğluma eş olmak istedin mi? O halde sorumluluğunu al!”
“Yirmi kişiye yemek yapmak sorumluluk değil, sömürüdür!”
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



