**Günlük**
Oğlunu kaybetmenin acısıyla kırılan bir kadın, hayattan kaçıp ücra bir köşeye çekildi. Ancak köpeği sayesinde yeniden kalbinin sesini duyduonu ormanda saklanan küçük bir kız çocuğuna götürdü.
Elif, istifa dilekçesini başhekim Hakan Beyin masasına bıraktı. Hakan gözlüklerini çıkardı, burnunun köprüsünü ovdu ve ona öyle derin, neredeyse babacan bir üzüntüyle baktı ki, bir anlığına kağıdı geri almak istedi.
“Elif, bir kez daha düşün,” diye yumuşak bir sesle konuştu. “Belki sadece biraz dinlenirsin? Seni çok değerli bulduğumuzu biliyorsun.”
Başını iki yana salladı:
“Yapamıyorum, Hakan Bey… Burada değil.”
Kemiren suçluluk duygusu onu rahat bırakmıyordu: bir anne olarak çocuğunu koruyamamıştı, bir doktor olarak da onu kurtaramamıştı. Hastane koridorlarındaki her çocuk ağlaması, içinde hayalet bir acı uyandırıyor; her kahkaha ise sessiz bir azap gibi hissediliyordu.
Hakan Bey iyi yürekli bir adamdı, her zaman doğru sözleri bulan bir yöneticiydi. Elif, bazen ona sıcak ve koruyucu baktığını fark etmişti, ama asla sınırı aşmamıştıhep nazik ve ölçülü kalmıştı. Şimdi gözlerinde gerçek bir acıma vardı, bu da onu daha da kötü hissettiriyordu.
*”Anlayın artık, ben yokum,”* diye çığlık attı içinden. *”Tanıdığınız Elif, Aliyle birlikte öldü.”*
İçi boştubuz gibi, çınlayan bir boşluk. Küçücük olup bitmek bilmeyen bir ağlama krizine girmek istiyordu, ama sadece yumruklarını sıktı, tırnaklarını avuçlarına geçirdi.
“Ben… gidiyorum,” diye mırıldandı ve neredeyse ağlamak üzereyken odadan fırladıona bu kadar yakın ama bir o kadar da uzak olan Hakanın önünde kendini tutamayacaktı.
Aklında tek bir düşünce vardı: kaçmak. Tanıdıkların olmadığı, acıyan bakışların girmediği, çocuk kahkahalarının duyulmadığı bir yere gitmek. Dairesini neredeyse bedavaya sattıilk gelen alıcıya, sadece bir an önce kurtulmak için.
Tren, ormanların arasında kaybolmuş küçük bir istasyonun yanından yavaşça geçerken, Elif ahşap platforma indi, vücudundaki yorgunluğu hissederek. Bankta oturan iki yaşlı kadın hemen dikkat kesildi ona.
“Kime geleydin, yavrum? Yoksa yolu mu şaşırdın?” diye sordu biri, rengârenk bir yazmaya sarınmış.
Elif hüzünlü bir gülümsemeyle yanıt verdi:
“Oğlumu kaybettim. Biraz yalnız kalmak istedim.”
Ninele
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



