Bir Özel Doğum Günü: Unutulmaz Bir Akşam Yemeği
Elif ve kocası Mehmet, onun doğum gününü kutladıkları restorandan dönüyorlardı. Harika bir gece olmuştu. Akrabalar, iş arkadaşları… Birçoğunu Elif ilk kez görüyordu ama Mehmet onları davet etmeyi uygun görmüşse, demek ki önemliydi.
Elif, kocasının kararlarını sorgulayan biri değildi; gürültü ve tartışmalardan hoşlanmazdı. Mehmetle anlaşmak, ona kendini kanıtlamaya çalışmaktan her zaman daha kolay gelirdi.
“Elif, evin anahtarı yanında mı? Alabilir misin?”
Çantasını açıp anahtarı aramaya başladı. Aniden keskin bir acı hissetti ve elini hızla çekti, çantası yere düştü.
“Niye bağırdın?”
“Bir şey battı.”
“Çantanda o kadar çok şey var ki şaşırmam.”
Elif tartışmaya girmeden anahtarı aldı ve eve girdiler. Olayı çoktan unutmuştu. Bacakları yorgunluktan ağrıyordu; bir duş alıp yatağa uzanmak istiyordu. Sabah uyandığında elinde şiddetli bir ağrı hissetti. Parmağı kıpkırmızı ve şişmişti. Geceyi hatırladı ve çantasını kontrol edip içindekilere baktı. Eşyaları tek tek çıkarırken dibinde paslı bir iğne buldu.
“Bu da ne?”
Nasıl oraya girdiğini anlayamadı. Garip bulduğu nesneyi alıp çöpe attı. Sonra ilk yardım çantasını alarak yarasını temizledi ve sardı. İşe gitti ama öğle vakti ateşi çıktığını fark etti.
Mehmeti aradı:
“Mehmet, ne yapacağımı bilmiyorum! Sanırım dün bir enfeksiyon kaptım. Ateşim var, başım ağrıyor, her yerim sızlıyor. İnanır mısın, çantanda paslı bir iğne buldum, ona batmışım.”
“Belki de doktora gitmelisin. Tetanos ya da ciddi bir enfeksiyon olmasın?”
“Mehmet, abartma. Yarayı temizledim, geçer.”
Ama zaman geçtikçe Elif daha da kötüleşti. İş gününü zar zor tamamlayıp eve taksiyle döndü. Otobüse binecek hâli yoktu. Eve varır varmaz kanepede uyuyakaldı.
Rüyasında çok küçükken kaybettiği babaannesi Ayşeyi gördü. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama onu tanıdı. Görünüşü başkalarını ürkütebilirdi ama Elif, babaannesinin ona yardım etmek için orada olduğunu hissediyordu.
Babaannesi onu bir tarlaya götürdü, toplaması gereken otları gösterdi ve vücudunu temizlemek için bir çay hazırlamasını söyledi. Birilerinin ona kötülük dilediğini, ama hayatta kalmak için mücadele etmesi gerektiğini anlattı. Zamanı daralıyordu.
Elif ter içinde uyandı. Saatine baktığında sadece birkaç dakika geçtiğini gördü. Kapı açıldı; Mehmet gelmişti. Koridorda karşılaştıklarında Mehmet şaşırdı:
“Sana ne oldu? Aynaya bir bak!”
Aynaya baktı. Dün gülen, genç bir kadın görmüştü. Şimdi tanıyamadığı biri ona bakıyordu: saçları dağınık, göz altı mor, yüzü solgun ve ifadesiz.
“Bu ne?”
Rüyasını hatırladı ve Mehmete anlattı:
“Babaannemi gördüm. Bana ne yapmam gerektiğini söyledi…”
“Elif, giyin, hastaneye gidiyoruz.”
“Hiçbir yere gitmiyorum. Babaannem doktorların işe yaramayacağını söyledi.”
Kavga çıktı. Mehmet, karısını delirmekle suçladı. İlk kez böyle sert tartışıyorlardı. Mehmet onu zorla dışarı çıkarmaya çalıştı.
“İyi yolu beğenmiyorsan, zorla götürürüm.”
Elif direndi, dengesini kaybedip düştü. Mehmet daha da sinirlendi, çantayı kapıp kapıyı çarparak çıktı. Elif, patronuna mesaj atıp birkaç gün izin alacağını yazdı.
Mehmet gece yarısına doğru eve döndü ve özür diledi. Elifin cevabı şuydu:
“Beni babaannemin yaşadığı köye götür.”
Sabah Elif, sağlıklı bir genç kadından çok bir hayalet gibi görünüyordu. Mehmet yalvardı:
“Elif, lütfen akıllı ol, hastaneye gidelim. Seni kaybetmek istemiyorum.”
Ama köye gittiler. Elif sadece köyün adını hatırlıyordu; babaannesinin evi satıldığından beri gitmemişti. Yol boyunca uyudu. Hangi tarlayı aradığını bilmiyordu ama köye yaklaşırken uyandı ve Mehmete yolu verdi.
Zorlukla arabadan çıkıp yorgunluktan çekere düştü. Ama rüyada babaannesinin gösterdiği yerde olduğunu biliyordu. Otları topladılar ve eve döndüler. Mehmet, Elifin tarif ettiği çayı hazırladı. Elif yudum yudum içti ve her yudumda biraz daha iyi hissetti.
Tuvalete gittiğinde idrarının simsiyah olduğunu gördü ama bu onu korkutmadı. Aksine, babaannesinin sözlerini tekrarladı:
“Kötülük dışarı çıkıyor…”
O gece yine rüyasında babaannesini gördü. Bu sefer gülümsüyordu:
“Paslı iğneyle sana bir büyü yapılmış. Çay gücünü geri getirecek ama uzun sürmeyecek. Kimin yaptığını bulup kötülüğü ona geri göndermeliyiz. Kim olduğunu göremiyorum ama Mehmetle bir ilgisi var. İğneyi atmasaydın, daha fazla söyleyebilirdim. Ama…”
“Şöyle yap. Bir dikiş iğnesi al ve en büyüğünün üzerine bu duayı oku: ‘Gece ruhları, bir zamanlar yaşamış olanlar! Duyun beni, gece hayaletleri, gerçeği görün. Kuşatın beni! Gösterin, yardım edin, düşmanımı bulun…’ Bu iğneyi Mehmetin çantasına koy. Sana büyü yapan kendine batacak ve kim olduğunu öğreneceğiz.”
Babaannesi bir duman gibi kayboldu. Elif uyandığında hâlâ köt




