Ona ‘Acınası Hattat’ Dedi ve Gitti. Ama Döndüğünde Beklenmedik Bir Sürprizle Karşılaştı!

Eve “sefil hizmetçi” diye bağırdı ve gitti. Ama döndüğünde, beklenmedik bir cevapla karşılaştı.

Hatice, hep aynı cümleyi duymuştu büyükannesinden ve annesinden: “Bu ailede kadınların aşk şansı hiç olmaz.” Büyükannesi yirmi iki yaşında dul kalmış, dedesi fabrikada hayatını kaybetmiş, annesi ise Hatice henüz üç yaşındayken tek başına kalmıştı bir bebekle. Lanete inanmıyordu ama içinde bir yerlerde, onun aşkının da acıyla biteceğini düşünüyordu. İstemese de, bir ev, bir eş, çocuklar sıcak bir yuva hayal ediyordu.

Kocası Muratla, çalıştığı fabrikada tanışmıştı. O başka bir bölümde çalışıyordu ama aynı yemekhanede öğle yemeklerini yerlerdi. İşte böyle aşık oldular. Her şey çabuk oldu: birkaç buluşma, bir evlenme teklifi, düğün. Murat, büyükannesinden kalan iki odalı evine taşındı. Annesi çoktan vefat etmişti. Başlarda her şey yolundaydı: önce bir çocuk, sonra bir çocuk daha oldu. Hatice elinden geleni yapıyordu; yemek yapıyor, çamaşır yıkıyor, çocukları büyütüyordu. Kocası çalışıyor, eve para getiriyordu ama eve giderek daha az geliyor, konuşmaları iyice azalmıştı.

Murat işten geç saatlerde dönmeye başladığında, yorgun, üstünde yabancı bir parfüm kokusuyla, anlamıştı. Sormuyordu, iki çocukla yalnız kalmaktan korkuyordu. Ama bir gün patladı:

“Çocukları düşün, lütfen. Yalvarırım sana.”

Murat sessiz kaldı. Sadece buz gibi bir bakış. Hiçbir açıklama, hiçbir bağırış. Ertesi gün ona kahvaltı hazırladı, o ise dokunmadı bile.

“Sen ancak hizmetçilik yaparsın,” dedi, tiksintiyle.

Bir hafta sonra, bavullarını toplayıp kapıyı çarptı.

“Gitme lütfen!” diye bağırdı Hatice koridorda. “Çocukların babaya ihtiyacı var!”

“Sen sefil bir hizmetçisin,” diye tekrarladı Murat, çıkarken. Çocuklar duydu. İkisi de koltukta korkuyla birbirine sarılmış, anlamaya çalışıyordu: Ne yapmışlardı ki? Babaları neden onları bırakıp gidiyordu?

Ama Hatice yıkılmadı. Onlar için yaşadı. Temizlikçi olarak çalıştı, merdivenleri sildi, kovaları taşıdı, çocuklarına okumayı öğretti, çamaşır makinesi bozulduğunda elleriyle yıkadı. Çocuklar hızla büyüdü, yardım ettiler. Kendini, hayallerini unuttu. Ama kaderin şaşırtacağı anlar vardır.

Bir gün markette çay paketi elinden düştü. Bir adam eğilip aldı ve gülümsedi:

“Çantalarınızı taşımama izin verir misiniz?”

“Sağ olun, gerek yok,” dedi Hatice, dalgın.

“Yine de yardım edeyim,” diyerek alışveriş torbalarını aldı.

Adı Ahmetti. Sonra her gün markette görünmeye başladı, ona eşlik etti, en sonunda onun apartmanına kadar geldi, temizlik yaparken yardım etti. Çocuklar başta şüpheliydi ama o nazik ve sabırlıydı. İlk akşam yemeğinde, pasta ve beyaz güller getirdi. Büyük oğlu şakayla karışık:

“Basketbol oynar mıydın?”

Ahmet güldü:

“Okuldayken oynardım. Çok oldu.”

Sonra itiraf etti:

“Bir kaza geçirdim. Yavaş konuşuyorum, hareketlerim zor. Eşim beni terk etti. Beğenmezsen, anlarım.”

“Çocuklar seni severse, kal,” dedi Hatice.

Sonra evlenme teklif etti. Ve çocuklarla konuşmak istedi.

“Gerçek bir baba olmak istiyorum.”

O gece Hatice çocuklarına anlattı. Onlar da ona sarıldı.

“Babamız bizi bırakıp gitti,” dedi küçük olan. “Bize kalan bir baba olsa güzel olurdu.”

Ve böylece Ahmet aile oldu. Çocuklara top oynamayı öğretti, ödevlerine yardım etti, rafları tamir etti, onlarla kahkahalar attı. Ev yeniden hayat doldu. Yıllar geçti. Çocuklar büyüdü. Mehmet sevdiği kıza evlenme teklif edecekken Ahmetten tavsiye istedi. Tam o sırada kapı çaldı.

Kapıda Murat duruyordu.

“Aptallık ettim. Beni affet, yeniden başlayalım”

“Defol git,” diye kesti Mehmet.

“Babanla böyle mi konuşulur?!” diye bağırdı Murat.

“Oğluma böyle konuşma,” dedi Ahmet, sertçe.

“Sana ihtiyacımız yok,” ekledi küçük oğlan. “Zaten bir babamız var.”

Kapıyı kapattılar. Sonsuza kadar.

Hatice orada durdu, üç adama baktıkoruyucuları, ailesi, alın teri ve gözyaşıyla kurduğu yuvası. Ve nihayet mutluydu.

Rate article
Lifequest
Ona ‘Acınası Hattat’ Dedi ve Gitti. Ama Döndüğünde Beklenmedik Bir Sürprizle Karşılaştı!