Komşularına kızı hakkında yalan söylüyordu çünkü utanıyordu

Bugün, köyümüzdeki kadınların toplandığı bir ölüm evinde, yastaki mevtanın yastığının altına birkaç mektup yerleştirildi… Kızından gelen mektuplar. Gülşah, onları çekip çıkardı ve merhumun başucuna koydu. Götürsün onları mezara… ve o korkunç utancını da…
Gerçekten yaşanmış. Korkunç utanç.
Leyla, gençliğinden beri rüyalara inanırdı. Öyle bir alışkanlık olmuştu. Köydeki kızlar bir rüya anlatsa, o hemen yorumlardı. Nadiren yanılırdı. Kendi rüyalarını da hep çözerdi. Bir de… rüyalarında uçardı! Öyle ki, evlerin üzerinden havalanır, süzülürdü! Nefes kesiciydi. Bir rüyası vardı ki, belli aralıklarla hep görürdü. Gri benekli beyaz atların çektiği bir kızak… içinde o ve Ali, dizginleri tutmuş, gökyüzüne doğru yükseliyorlar! Öyle hızlıydı ki, nefesleri kesiliyordu. Sonra dizginleri bırakıp kızağa yapışıyorlardı… uçuyorlardı… Bu rüya, Ali ölene kadar tekrar tekrar gelirdi. O gittikten sonra da atlarla “uçmaya” devam etti, ama Ali artık dizginlere dokunmuyordu… Sadece gülümsüyordu… Bu “uçuşlar” ona çok keyif verirdi. Oysa at görmenin hastalık, belki de ölüm habercisi olduğunu bilirdi. Gece atlarla “uçar”, ertesi gün ya tansiyonu fırlar ya da kalbi sıkışırdı…
O gece yine kızakta beraberdiler. Ama bu sefer “uçuşu” yöneten yoktu. Dizginler de kayıptı. Atlar gittikçe yükseldi, bulutlara kadar! Bir bulutun üzerinde kanatlı bir melek oturuyor, onlara gülümsüyordu. “Sevgi’m! Benim Sevgi’m!” diye bağırdı Leyla, o kadar yüksek sesle ki, kendi çığlığıyla uyandı…
“Artık zamanı geldi… Toplanmalıyım…” diye fısıldadı kendi kendine. Acısız, çaresiz…
Evde her zaman düzen severdi. Yeri silmiş, el dokuması kilimleri temizlemişti. Ölüm için sakladığı bohçayı çıkardı, her şeyi yerleştirdi, hatta nereye ne konulacağını bile yazdı. Çünkü onsuz kimse bilemezdi. Yabancılar karıştırırdı her şeyi… Gülşah mutlaka gelirdi, başka kim gelecek ki? O artık tek arkadaşıydı, hem dost hem kardeş gibi. Zaten yaşıtlarından kaçı kalmıştı ki? Kimse ona uğrayamazdı, bacakları ağrıyordu. Ama Gülşah hâlê çevikti. Koşarak gelirdi…
Leyla, okul defterini ve kalemi eline aldı, mektup yazmaya başladı.
“Beni affet Gülşah’ım. Sen bana en yakınsın. Kardeş gibi yaşadık seninle… Lütfen, utancımı kimseye anlatma. Artık acıtmayacak belki, ama yine de yalvarıyorum… Yıllardır insanlara, sana, kardeşim, yalan söyledim. ‘Kızım bana bakıyor, ama hastalığı yüzünden gelemiyor’ dedim. Aslında nerede olduğunu bile bilmiyorum. Yaşıyordur belki, ama beni çoktan terk etti. İnsanların yüzüne bakamadığım için yalan söyledim, sana da… Kızımı bekleme, arama… Beni Ali’nin yanına defnet, yerini ayırdım. Evimi ve içindekileri sana bırakıyorum. Belki çocuklarına lazım olur. Kızımı iyi yetiştiremedim… Bundan büyük utanç duyuyorum. Ve bu utancı mezara götüreyim… Yalvarıyorum, kardeşim…”
Leyla sobayı iyice yaktı, baca kapak

Rate article
Lifequest
Komşularına kızı hakkında yalan söylüyordu çünkü utanıyordu