Londra, 1971 Yılı. Şehir Sabah Sisinin Gri Örtüsüyle Uyanıyordu.

İstanbul, 1971. Şehir, sabah sisinin gri kefeni altında uyanıyordu. Sokaklar bir gece önceki yağmurun üzerinde bıraktığı izlerle kaplıydı ve gaz lambaları, hâlâ soluk ışıklarını kaldırımlara düşürerek uzun gölgeler yaratıyordu. Şehrin kalabalığı yavaş yavaş hareketleniyordu: tramlar raylar üzerinde gıcırdıyor, insanlar işe yetişmek için koşuşturuyor, sokak kedileri avlularda yiyecek artıkları pekşinde dolanıyor, grafitilerle süreklenmiş eski tramvay durakları yeni yolcularını bekliyordu.

Mehmet Demir ve Ali “As” Yılmaz, büyük şehirde yeni bir hayat kurmaya karar veren iki genç Türktü. İstanbul’un doğusunda, dar bir daire kiraladılar: çekip duran parkeleri, küçücük mutfağı ve nemden sürekli buğulanan pencereleriyle. Mehmet bir depoda kutu taşıyarak çalışırken, Ali gece okuluna gidiyor ve ek iş olarak kuryelik yapıyordu. Henüz yirmili yaşlarının başında, bu soğuk ve devasa şehirde kendilerini bulmaya çalışıyorlardı.

Bir gün sokakları arşınlanırken, gözlerine küçük bir egzotik hayvan dükkânı çarptı. Vitrinde rengâlık kuşlar, maymunlar, sürüngenler vardı, fakat ikisinin dikkatini hemen küçük bir kafeste yatan aslan yavrusu çekti. Bir yılanınkinden bile iri olan gözleri, her şeyi anlıyor gibiydi.

“İçim acıdı,” dedi Mehmet, kafese bakarken. “Yalnız. Öyle bir gözleri var ki Nasıl bırakabilirler bunu burada?”

Ali başını salladı. Kalbi hızla çarpıyor, elleri hırsız durmuyordu.

“Burada bırakamayız,” diye mırıldandı Mehmet.

Birbirlerine baktılar ve bir anda, hiç düşünmeden aslan yavrusunu satın aldılar. Mantıksızdı belki, ama yürekleri başka türlüsüne izin vermezdi.

“Adı ne olsun?” diye sordu Ali, dükkândan çıkarken kafesi kollarına sıkıca tutunmuş halde.

“Aslan,” dedi Mehmet. “Küçücük bir kral gibi.”

Böylece Aslanın Mehmet ve Ali ile macerası başladı. Evlerinin bir köşesini onun için düzenlediler: eski bir halı, bir kase süt, kıyafet artıklarından kendilerinin yaptığı oyuncaklar. Onunla oturma odasında, banyoda, hatta mahalle camisinin bahçesinde oynadılar; uzun ricalardan sonra imam, birkaç saatliğine aslan yavrusunu gezdirme izni vermişti.

Aslan hızla hayatlarının bir parçası oldu. Meraklı, zeki ve duygularını anlayan bir yapısı vardı. Mehmet onun yelesini okşadığında dev bir kedi gibi mürıldanır, Ali saklambaç oynarken kükreyerek şaşırmış gibi yapardı.

Ama zaman geçtikçe, bir aslanın artık bu küçük dairede yaşayamayacağı ortaya çıktı. Pençeleri büyüdükçe büyüdü, gücü arttıkça arttı. Mehmet ve Ali en nerede, Aslanın gerçekten ait olduğu yeri biliyorlardı: özgürlük.

Doğru olanı yapmaya karar verdiler. Aslanı, ünlü doğa korumc

Rate article
Lifequest
Londra, 1971 Yılı. Şehir Sabah Sisinin Gri Örtüsüyle Uyanıyordu.