Anne, yarın anaokuluna mavi gömleğimi giydirir misin?
Mavi mi? Neden mavi?
Çünkü Nazlı Yılmaz dedi ki bu gömlek gözlerime çok yakışıyormuş!
Nazlı öyle dediyse tabii ki yarın mavi gömleğini giyersin.
Aliş keyifle abisiyle oynamaya koştu. Volkan ondan büyüktü, okula gidiyordu. Akşam annesi, babasına mavi gömlekten bahsetti, Aliş’in gözlerine ne kadar yakıştığını anlattı. Babası güldü, küçük oğlunun saçlarını okşadı.
Oğlum, Nazlı’yı seviyor musun?
Evet, onunla evleneceğim!
Öyle mi? Önce okuyacaksın, diploma alacaksın, sonra evlenirsin.
O kadar uzun mu sürecek?..
Aliş düşünceye daldı.
Baba, yarın evlenebilir miyiz?
Yarın mı? Peki nerede oturacaksınız, oğlum?
Evde ya!
Kimin evinde? Nazlı’nın evinde mi?
Hayır baba! Nazlı kendi evinde, ben de kendi evimde.
Olmaz oğlum, öyle olmaz. Evlenince Nazlı’yı alıp yanına geleceksin, çalışacaksın, o da anaokuluna, sonra okula, üniversiteye gidecek.
Ya ben?..
Aliş’in gözleri doldu.
Sen ailenin geçimini sağlayacaksın.
Ne oldu, neden ağlıyorsun?
Annesi çömelip yüzüne baktı.
Anneciğim, Nazlı’yla evlenmek istiyorum ama şimdi çalışmak istemiyorum. Anaokuluna gidip sonra okumak istiyorum, baba diyor ki
Ağlama, büyüyünce evlenirsin işte.
Ama büyüyene kadar başkası alırsa onu?
Kim alacakmış?
Bilmiyoooom Belki Serkan ya da Veli.
O zaman sana gerek yok bu Nazlı. Başkası alacaksa
Ertesi sabah Aliş kararlı adımlarla uzun sarı saçlarına büyük kurdele takmış, kırmızı kadifeli elbiseli kızın yanına gitti. Elini tuttu, ciddiyetle konuştu:
Seninle evleneceğim, Yılmaz!
Nazlı bir süre baktı, sonra başını çevirdi:
Hayır!
Aliş önüne geçip ayağını yere vurdu:
Dediğim gibi olacak! Şimdi değil, tamam mı, Nazlı? Sonra, olur mu?
Neden şimdi değil? Veli ile Esra hemen evlendi.
Onlarınki oyun, bizimki gerçek olacak!
Tamam!
Kız başını salladı, el ele tutuşup oynamaya gittiler.
Okulda Aliş öğretmenden Nazlı’nın yanına oturtulmasını istedi. Öğretmen kabul etmedi, Nazlı’yı başka bir çocukla oturttu. Aliş inadına yanına ilişti.
Büyüyünce Yılmaz’la evleneceğim.
Sınıfta kahkahalar yükseldi: “Tilin tilin hamur, damatla gelin!”
Çocuklar! Sustunuz!
Öğretmen sertçe baktı:
Adın ne senin?
Ali.
Ali, böyle şeyler düşünmek için çok küçüksün. Yerine otur, tamam mı?
Hayır! Nazlı, söylesene, benimle evleneceksin!
Nazlı sessizce gülümsedi.
Bakalım küçük hanım, ne diyeceksin?
Biz büyüyünce gerçekten evleneceğiz. Veli’yle Esra gibi değil, onlar anaokulunda oyun oynuyordu.
Demek öyle
Öğretmen düşünceli baktı:
Pekâlâ, birlikte oturabilirsiniz.
Nazlı onun kalbinin kraliçesiydi. Çantasını taşıdı, köpeklerden, kabadayılardan, hatta öğretmenlerden korudu. Bir gün düşüp dizini kanatınca onu revire kadar sırtında taşıdı. Lisede ona gerçek bir aşk itirafı yaptı. Nazlı ne yaptı peki? Gülümsedi, başını dik tutup uzaklaştı.
Yine de seninle evleneceğim, Yılmaz! Duydun mu?
Sonra İbrahim çıktı ortaya. Boksördü, kırmızı bir arabası vardı, meslek lisesinde motor bölümündeydi. Aliş ne çürükler yedi ama Nazlı’dan vazgeçmedi. Bir gün üç kişi karşısına dikildiğinde anladı: dövecekler.
Hey, ufaklık!
Biri duvardan ayrılıp ağır adımlarla yaklaştı.
Gel buraya.
Senin işin varsa, sen gel.
Laf atıyorsun ha?
Laf değil, gerçek. Bir de ismim var: Ali.
Şimdi dinle küçük, kızdan uzak dur, tamam mı? O bizim adamımızın.
Adamın nerede peki? Kendi söyleyemiyor mu? Söyle ona, benim kızımdan elini çekmezse pişman olur.
Arkasını dönüp sakin adımlarla uzaklaştı. Öfkeyi ensasında hissediyordu ama korkmadı. Günün birinde pusuya düşürdüler. Güçleri yetmeyecekti ki bir çığlık duydu. Nazlı’ydı bu, elinde kocaman bir çit tahtasıyla koşarak geliyor, çığlık atarak saldırganların üstüne dalıyordu. Aliş’in abisi Volkan ile arkadaşı da koşarak yardıma gelmişti. Lizbet, Nazlı’nın arkadaşı, onları çağırmıştı.
O gece çeşmenin başında yaralarını yıkadılar. Lizbet yeşil ilaç getirdi, sırtlarına boca ettiler. Sonra hep birlikte gülüşerek oturdular. Aliş’in canı yanıyordu ama en çok o güldü. Nazlı’yı evine bırakmaya giderken, kapının önünde döndü:
Acıdı mı, Aliş?
Yok be, dedi sallayarak başını.
Nazlı parmak uçlarına yükselip onu öptü. Çocuklar usulca başlarını çevirdi.
Beni affet, Aliş
Seni mi? Sen benim kahramanımsın! Tahtayla hepsini dağıttın. Korktum senden Yılmaz, evleniriz de sonra sen bana vurursun Bruce Lee gibi
Hadi be! diye güldü Nazlı.
Sonra askerlik vakti geldi. Nazlı gözyaşlarını tuttu, abartılı vedalaşmalara başvurmadı. Hep yanında durdu.
Un




