Konuşamayan Çocuk Ta ki O Gelene Kadar
Catalinanın annesi uzun zamandır hastaydı. Her gün onun için bir mücadeleydi, ama en zor anlarında bile kızına destek olacak gücü buluyordu. Bir sabah, yastıklara yaslanmış halde, titrek elleriyle kızının yüzüne dokundu ve gülümseyerek fısıldadı:
“Kızım, senin bir iş bulmanı çok istiyorum. Başarabilirsin, sana inanıyorum.”
Catalina pencereden dışarı bakarak derin bir nefes aldı.
“Anne, büyük bir köşkte temizlikçi arandığını gördüm. Belki deneyebilirim?”
Kadın başını salladı, gözlerinde bir umut ışığı yandı:
“Dene kızım. Belki bu, hayatımızı değiştirecek şeydir.”
Bu sözler Catalina için bir işaret oldu. Toparlanıp köşke gittiantika, beyaz sütunlu, geniş pencereli bir yapıydı. Kapıdan adım atarken kalbi hızla çarpıyordu. Ev sahibi, Matteo adında genç bir adam, ona dikkatle baktı, birkaç basit soru sordu ve beklenmedik şekilde onu işe aldı.
Catalina kulaklarına inanamadı. “Annem haklıymış,” diye geçirdi içinden, “bu bir işaret.”
İşe başladığı ilk gün, ikinci katı temizlerken bir odadan hafif bir hışırtı duydu. Kapıyı açınca donup kaldı.
Dolabın içinde küçük, yedi sekiz yaşlarında bir çocuk duruyordu. Büyük gözleri tedirginlikle bakıyor, dudakları sıkıca kapalıydı.
“Merhaba küçük adam, adın ne?” diye yumuşak bir sesle sordu.
Cevap yoktu. Sadece hafif bir nefes alış ve titreyen bakışlar.
Catalina ne düşüneceğini bilemedi. Aşağı indiğinde Matteo mutfak masasında oturuyordu.
“Affedersiniz,” diye çekingen başladı, “ama oğlunuz neden dolapta duruyor?”
Matteo başını kaldırdı. Sesi derin ve mesafeliydi:
“Takılma ona. Öyle işte. Üç yıldır tek kelime etmiyor. Sadece orada duruyor. Tuvalet dışında çıkmıyor.”
Kalbi sıkıştı.
“Üç yıl mı? Peki neden?”
“Kaza sonrası,” diye sessizce cevap verdi. “Annesini kaybettik. O günden beri içine kapandı. Doktorlar, psikologlar, psikiyatrlar hiçbiri yardımcı olamadı.”
Catalina gözlerini indirdi. İçinde bir şey sızladı. “Ona yardım etmeliyim,” diye düşündü.
O günden sonra her sabah çocuğun odasına girer, cevap beklemeden konuşmaya başladı:
“Günaydın güneşim! Bugün harika bir gün.”
“Biliyor musun, hayat zor olsa bile güzeldir.”
“Benim gördüğüm en içten gözler seninkiler.”
Ona çiçeklerden, annesinden, çocukluğundan bahsetti. Çocuksa sadece durup dinliyordu. Ta ki bir gün, Catalina yine selam verdiğinde, dolaptan çıktı. Yavaşça. Ürkekçe. Ve ona bir tarak uzattı.
“Saçını taramamı ister misin?” diye sordu Catalina. Çocuk zar zor başını sallayınca, gözyaşları arasında gülümsedi.
O günden sonra bu, onların küçük ritüeli oldu. Her sabah çocuk bir sandalyeye oturur, Catalina da saçını tararken annesinin söylediği bir şarkıyı mırıldanırdı.
Bir gün Matteo koridorda yürürken kapı önünde durdu. İçeriden hafif sesler geliyordu. Baktığında donup kaldı: Oğlu aynanın önünde oturmuş, Catalina’nın saçına dokunmasına izin veriyordu ve yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
“Nasıl?..” diye fısıldadı. “Hiçbir doktorun başaramadığını o yaptı.”
Ertesi sabah kahvaltı ederken bir mucizeyle karşılaştı.
Oğlu, pijamalarıyla ve çıplak ayaklarıyla mutfağa girdi. Durdu, babasına baktı.
“Günaydın baba,” dedi.
Sessizlik. Sonra, duvarları yırtarcasına bir sevinç çığlığı. Matteo koştu, dizlerinin üstüne çöküp oğlunu sardı.
“Aman Tanrım konuştun!” diye hıçkırarak fısıldadı.
Catalina kapıda duruyordu, yüzünde sakin ve içten bir gülümseme vardı.
Matteo ayağa kalktı, ona yaklaştı ve dedi ki:
“Catalina, teşekkür ederim. İmkânsızı başardın. Karım vefat ettikten sonra oğlum sessizliğe karanlığa gömülmüştü. Sen ona sesini geri verdin. Bana oğlumu geri verdin.”
Bir an durdu, sonra ekledi:
“Sana teşekkür etmek istiyorum. Ne dilersen iste.”
Kız gözlerini indirdi.
“Sadece bir şey istiyorum. Annem çok hasta. Karşılayamadığımız bir tedaviye ihtiyacı var.”
“Oldu bile,” diye kararlılıkla cevap verdi Matteo.
O gün Catalina’nın annesi ülkenin en iyi hastanesindeydi. Doktorlar ellerinden geleni yaptı. Bir ay sonra kadın pencere kenarında durmuş, elini tutan kızına gülümsüyordu.
“Sadece kendi hayatını değiştirmedin kızım,” dedi. “Başka birinin kaderini de değiştirdin.”
Catalina gülümsedi.
“Hayır anne. Sadece o çocuğa, senin bana dediğin şeyi söyledim: Zor olsa bile asla pes etme.”
Haftalar geçti. Küçük çocuk artık her gün bahçede koşuyor, oynuyor, gülüyordu. Matteo ise bazen sadece durur, ikisinioğlunu ve Catalina’yıseyrederdi. Uzun yıllar sonra ilk kez evinin yeniden canlandığını hissediyordu.
Çünkü bazen suskunluğu eritmek için ilaçlara ihtiyaç yoktur. Sadece dinlemeyi bilen bir yürek yeter.




