Tamam, çocuklar, balık tutma beklesin,” dedi Vedat ve bir balık kepçesini kaptı. “Şu zavallıyı kurtarmalıyız.”
Vedat, İzmit Körfezi’nin sakin sularında teknesini yönetiyordu, yolcuları ise İstanbul’dan gelen turistlerdi; hevesle oltalarını atıyorlardı. Güzel bir gündü: güneş parlıyor, hafif bir meltem esiyor ve balıklar iştahla atlıyordu.
“Vedat Bey, şurada bir şey yüzüyor mu?” diye ansızın bağırdı bir turist, uzağı işaret ederek.
Kaptan gözlerini kısıp suyun derinliklerine baktı:
“Kuşa benziyor… Yok, hayır, garip bir şey bu.”
Tekne yaklaştığında herkes şaşkınlıkla bakıştı. Suda, güçlükle yüzeyde kalmaya çalışan, çaresizce çırpınan bir kedi vardı. Sarı, ıslak ve tamamen bitkin.
“Vay canına!” diye başını salladı Vedat. “Buraya nasıl geldi ki? Kıyıya en az bir buçuk kilometre var!”
“Belki bir tekneden düşmüştür?” diye tahmin etti biri.
“Ya da akıntı sürüklemiştir,” diye ekledi bir diğeri.
Kedi acıklı bir şekilde miyavladı ve tekneye doğru yüzmeye çalıştı, ama gücü giderek tükeniyordu.
“Tamam, çocuklar, balık tutmayı erteleyelim,” diye karar verdi Vedat ve balık kepçesini kaptı. “Bu zavallıyı kurtarmamız lazım.”
Kediyi çıkarmak kolay olmadıkorkmuştu, tırmalıyor, bir o yana bir bu yana atlıyordu. Ama sonunda kepçeye almayı başardılar ve minik dostu yavaşça tekneye çektiler.
“Zavallıcık tamamen bitmiş,” dedi Vedat, titreyen kediyi eski bir cekete sararak. “Ne kadar zamandır sudaydı acaba?”
Kedi güvertede bir köşeye sinmiş, insanlara ürkek gözlerle bakıyordu. Islak tüyleri her yöne dikilmiş, bıyıkları seğiriyordu.
“Ne kadar güzel bir şey,” diye duygulandı turistlerden birinin eşi. “Hem de çok genç.”
“Bir veterinere göstermeliyiz,” diye endişelendi Vedat. “Kim bilir ne kadar su yutmuştur?”
Veteriner kediyi muayene etti ve herkesi rahatlattı:
“Sağlıklı, sadece bitkin. Susuz kalmış, korkmuşama hayatta. Birkaç gün dinlenirse eski haline döner.”
“Peki, sahiplerini aramayalım mı?” diye sordu Vedat.
“İlan verebiliriz. Ama muhtemelen sokak kedisi. Görünüşü öyle.”
Vedat kediyi evine götürdü. Eşi Ayşe, yeni “misafiri” sıcak bir şekilde karşıladı:
“Ay, ne kadar zayıfmış! Hemen seni besleyelim!”
İlk birkaç gün kedi kanepenin altına saklandı, sadece yemek için çıkıyordu. Yavaş yavaş yeni evini keşfetmeye başladı. Bir hafta sonra ise, Ayşe sırtını okşadığında mırıldanıyordu.
“Biliyor musun,” dedi Vedat eşine, “belki de onu biz alalım? Sahipleri çıkmaz herhalde.”
“Benim için sakıncası yok,” diye gülümsedi Ayşe. “Zaten hep bir kedi istemiştim. Peki adı ne olsun?”
“Şanslı,” diye cevapladı Vedat. “Her kedi açık denizde kurtulmayı başaramaz.”
Kedi, yeni adını duyunca başını kaldırdı ve yüksek sesle miyavladısanki seçimi onaylıyordu.
Bir ay geçti ve Şanslı, artık ailenin bir parçası olmuştu. Vedatı kapıda karşılıyor, Ayşenin kucağında ısınıyor, mutfakta ustalıkla balık dileniyordu. Sadece sudan hâlâ uzak duruyorduhatta su kabına bile dikkatle yaklaşıyordu.
“Psikolojik travma geçirmiş olmalı,” diyordu Ayşe komşulara. “Böyle bir şeyden sonra normal tabii.”
“Yoksa bu bir kader midir?” diye düşündü komşu Fatma Hanım. “Doğrudan size geldi sanki.”
Vedat kedinin kulağını nazikçe kaşıdı:
“Belki de gerçekten kaderdir. İyi ki o gün balığa çıkmışız. Yoksa…”
Sarı kedi eline sürtündü ve memnuniyetle mırıldandı, sanki “Her şey güzel olacak. Artık sizinleyim. Sonsuza kadar.” diyordu.
Vedat ve Ayşe de sessizce buna katılıyordu.
Bazen, doğru anda uzattığın bir el, beklenmedik bir mutluluğa dönüşür. Bazen kurtuluş, aradığın yerde değil, gerçek şans kendiliğinden sana doğru yüzer. Önemli olan, birinin sana ihtiyacı olduğu o anı kaçırmamaktır.
Çünkü tam da böyle anlarda hayatına yeni, beklenmedik bir sevgi girer. Ve belki başlangıç endişe dolu olmuşturama en güçlü bağlar, çoğu zaman zor zamanlarda doğar.




