Ya kardeşimi evine alacaksın ya da toparlanıp buradan defolup gideceksin!” diye bağırdı adam.

Eski günlerde, İstanbul’un kalabalık sokaklarından birinde, güzel bir apartman dairesinde yaşayan bir ailenin hikâyesi vardı. Emine, o gün kuaför salonunda iki saat fazla mesai yapmıştı. Arkadaşlarının tavsiyesiyle gelen iki yeni müşteri, sadece ona güvendiklerini söylemişlerdi:

“Emine Hanım, siz bu şehirdeki en iyi kuaförsünüz!”

Bu sözler, kadının yüzünde bir gülümseme bırakmıştı. Belki de artık kendi işini açmanın zamanı gelmişti. “Daha iyi günler” diye beklemekten vazgeçmeliydi.

Bu düşüncelerle eve vardığında, apartman girişinde tanımadığı sesler duydu. Kapıyı açınca, şaşkınlıkla eşiğinde durdu. Koridorda eski bir sırt çantası, yerde kirli ayakkabılar duruyordu. Mutfaktan ise alkol kokusu geliyordu.

“Emine, tanıdın mı? Kardeşim Murat geri döndü!”

Eşi Mehmet, mutfaktan başını uzattığında yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı. Mehmetin küçük kardeşi Murat, mutfakta kanepenin üzerinde dalgın dalgın oturuyordu. Dört yıl önce evi terk edip bir gece kulübündeki dansözle yaşamaya başlayan Murat.

“Merhaba,” diyen Murat, gözlerini bile kaldırmadı.

“Anne, bu kim?” diye fısıldadı kızları Elif, dans kursundan yeni dönmüştü.

“Bu babanın kardeşi, Murat Amcan. Onu pek hatırlamazsın, çok küçüktün o gittiğinde.”

“Neden böyle… tuhaf?”

“Git odana, yavrum. Sonra konuşuruz.”

Emine banyoya gidip suyu açtı. Kendine gelmek için biraz zamana ihtiyacı vardı. Aynada yorgun bir yüz ona bakıyordu. Saçlarının köklerini okşadı; boyatma vakti gelmişti, ama aklı başka yerdeydi.

Dört yıl önce Murat evi terk ettiğinde, Mehmet’in ne kadar üzüldüğünü görmüştü. Aylarca ailesiyle konuşmamış, onları suçlamıştı. Sonra kabullenmiş gibiydi. Ama şimdi her şey değişmişti.

Mehmet yatak odasına girdi, duraksadı ve sessizce konuştu:

“Bizde kalacak. Buna ihtiyacı var. En azından bir süre. Durumu kötü. Karısı onu aldattı, boşandılar. Ailesine gidemiyor.”

“Bunu kendin mi karar verdin? Bana sormadan? Hiç konuşmadan?” Emine, eşine döndü. “Bu kadar pervasızca davranmayı nasıl düşünebiliyorsun?”

“Ne soracaktım ki? O benim kardeşim, gidecek yeri yok.”

“Mehmet, bizim bir kızımız var. Onun durumunu görüyorsun, değil mi? Elif’in her gün bunu görmesi normal mi?”

“İşte bu yüzden yardıma ihtiyacı var. Aile!” Mehmet ilk defa gözlerinin içine baktı. “Ben onu bırakamam. Bu imkânsız!”

“Ne kadar sürecek bu?”

“Ne kadar gerekiyorsa. Toparlanması lazım.”

“Ya Elif? Onu hiç düşündün mü? Bu yaşta…”

“Emine, yeter!” Mehmet, ilk defa sesini yükselterek bağırdı. “O benim kardeşim. Küçük kardeşim. Onu yalnız bırakamam.”

Emine cevap vermek için ağzını açtı, ama sustu. Eşinin sesindeki bir şey onu durdurmuştu. On dört yıllık evliliklerinde ilk kez böyle sert bir ton duyuyordu.

“Tamam,” dedi pencereden uzaklaşarak. “Sadece uyarsın, evde içmesin. Bir de iş bulsun.”

Mehmet cevap vermedi ve sessizce odadan çıktı. Duvardan mutfakta Muratla konuştuğunu duyabiliyordu. Çok sessiz. Belki de duymaması için.

Mutfak saati gece yarısını çoktan geçmişti

Rate article
Lifequest
Ya kardeşimi evine alacaksın ya da toparlanıp buradan defolup gideceksin!” diye bağırdı adam.