Son Şans

Leyla, kıvrılmış bir şekilde kanepenin üzerinde yatıyor, ellerini karnının altına bastırıyordu. Her yeri sızlıyor, acıyor ve onu bekleyen şeyi hatırlatıyordu. Her seferinde aynıydı: keskin bir sancı, ardından kanama, ambulans, hastane ve içinde bir boşluk. Bu bir düşüktü, şüphesi yoktu. Son iki yılda üçüncü düşük, ondan önce bir dış gebelik, ondan önce de bir kürtaj. O kürtaj ki, Leyla hâlâ anne olamamanın bedelini ödüyordu.

Telefonuna uzandı ve ambulansı aradı. Yarım saat sonra onu sedyeye yüklüyorlardı. Bir yandan da eşi Emreyi arayarak akşam yemeğine gelemeyeceğini söyledi.

“Yine mi?” diye sordu Emre. Leyla cevap bile vermedi. Yanaklarından süzülen gözyaşları, umutsuzluğun ve kendine olan hayal kırıklığının izleriydi. Daha ne kadar? Neden hep aynı şey oluyordu? Yoksa Leyla bu tekrarlanan trajedinin sebebini biliyor muydu? O şüpheli doktora gitmeseydi, belki şimdi beş yaşında bir çocukları olacaktı. Ama çocuk yoktu ve artık hiç olmayacak gibiydi.

“Çok acıyor!” diye inledi. Doktor serumu biraz açtı ve Leyla’ya kayıtsızca baktı.

Hastanedeki iki gün işkence gibi geçti. Sonra taburculuk, elinde bir demet çiçekle Emre, her şey senaryonun tekrarı gibiydi.

“Çok solgunsun,” dedi Emre. Leyla sadece zayıf bir gülümseme verebildi. Sevinecek bir şey yoktu; eşine bir çocuk veremiyordu ve bu artık apaçık ortadaydı.

Eve giderken, yanında oturan Emrenin yanında, elindeki gül demetini sıkıyordu. Sonra Emreye döndü ve:

“Artık denemek istemiyorum. Sana bir çocuk veremeyeceğim.”

“Öyle deme, hâlâ şansımız var,” diyerek onu neşelendirmeye çalıştı Emre, ama Leyla acı bir tebessümle karşılık verdi.

“Sen gerçekten buna inanıyor musun? Beş yıl boşa gitti. Ben neredeyse otuz, sen otuz beşe yakınsın. Yeter artık, anne olma hayalleriyle oynamaktan bıktım. Doktorların dediğine göre şansımız yok, belki de onları dinlemenin zamanı geldi.”

“Leyla, çocuklarımız olacak,” diye itiraz etti Emre. “Profesör Akıncı’nın dediklerini hatırla. Tüm talimatlarına uyarsak şansımız olduğunu söylemişti.”

“O profesör nerede şimdi?” diye sinirli bir şekilde sordu Leyla. “Çoktan öldü, o talimatlar nerede? Onunla birlikte yok oldu! Yeter artık Emre, daha fazla kendimizi ve seni bununla yıpratmak istemiyorum.”

“Ne demek istiyorsun?” dedi Emre kaşlarını çatarak, gözlerini yoldan ayırmadan.

Leyla derin bir nefes aldı, sonra yüzünü cama çevirdi.

“Ayrılalım. Sen kendine bir çocuk doğurabilecek bir kadın bulursun, her şeyin yoluna girer. Ben seni hak etmiyorum, ne bu sabrını ne de bu şefkatini. Ben boşum, içimde hayat tutunamıyor, ben değersizim.”

Leyla konuşurken gözyaşları boğazını tıkadı. Emre elini tuttu, dudaklarına götürdü:

“Saçmalama. Bunun üstesinden geliriz. Çocuksuz yaşayan insanlar var, biz de yaşarız. Mutluluk çocukta değil.”

“Sayısında,” dedi Leyla gözyaşları içinde. “Yeter, Emre. Seni babalık mutluluğundan mahrum etmeyelim.”

“Beni aile mutluluğundan mahrum etmeyelim,” diye karşılık verdi Emre.

İşte Emre buydu: karısına delicesine aşık, onun kaprislerine katlanan ve sırf yanında olsun diye her şeye razı olan biri. Onu uzun uğraşlarla kazanmış, rakiplerini bir kenara itmişti ve Leyla onun karısı olduğunda, Emre hayatında mutluluk için başka bir şeye ihtiyacı olmadığına karar vermişti. Belki küçük bir mutluluk yumağı, ama kader bu aileyi bir bebekle şenlendirmek istemiyordu.

Emre Leyla’nın geçmişini biliyordu. Onun kendisinden önce, babasının zoruyla yaşlı bir adamla evlendiğini, o adamdan yaptırdığı başarısız kürtajı biliyordu. Şimdi yaşananların sebebi buydu, ama geri dönüş yoktu. Leyla uzun zamandır Emreyle evliydi, babasıyla iletişimi kesmişti, küçük kız kardeşi Defne’den de neredeyse hiç haber alamıyordu.

“Şaşırmam, eğer babam bir gün Defne’yi de kendi çıkarı için bir zorbayla evlendirmeye kalkarsa.”

Defne yirmi iki yaşındaydı, güzel ve zekiydi, tıpkı ablası gibi. Ama babasının isteklerine boyun eğmede Leyla’dan çok daha ileri gitmişti. Babası kızlarını tek başına büyütmüştü, eski eşlerinin çocuklar üzerinde hiçbir söz hakkı yoktu, çünkü zalim böyle istemişti. Kendi işini yönettiği gibi çocuklarını da yönetiyordu: ipleri elinde tutuyor, onlar adına kararlar alıyor ve kendi istediği gibi yaşamaya zorluyordu.

Leyla yirmi dört yaşında ondan kaçmış, sonra Emreyle tanışmış ve babasıyla tüm bağlarını koparmıştı. O günden beri babası, onun Defne’yle görüşmesine izin vermiyordu. Bu yüzden, bir gün kapısında beliren Defne’yi görünce şaşkınlıktan donakaldı.

“Ne oldu?” diye sordu hemen, ama Defnenin belirginleşen karnını ilk anda fark etmedi.

“Babadan kaçtım,” diye hıçkırdı Defne ve ablasının kollarına atıldı. Hastaneden çıkalı bir hafta olmuştu, Leyla biraz olsun sakinleşmişti ki bu sürprizle karşılaştı.

“Ne yapmaya kalktı?” diye sordu Leyla.

“O… Kürtaj yaptırmamı istedi.”

“Aman Tanrım, sen hamilesin!” diye haykırdı Leyla, karde

Rate article
Lifequest
Son Şans