İki hafta boyunca bir kedi pencerenin önünde belirdi. Personel, bunun nedenini öğrendiğinde inanamadı.
Revir odasına gözleri parlayan, yeni mezun genç hemşire Emel girdi:
“Sevda Hanım! Yine geldi, inanabiliyor musunuz?”
“Kim geldi?” diye sordu başhemşire Sevda, yorgun gözlerini ovuşturarak. Gece nöbeti zor geçmişti, bir de bu…
“Kedi! Gri, bir kulağı beyaz… Tam bir saattir orada oturuyor! Her gün geliyor, anlıyor musunuz?”
“Her gün ne demek?”
Sevda Hanım, yeniden belgeleri gözden geçirdi. Dördüncü odadaki yeni hasta hâlâ kendine gelememişti. On dört gündür komadaydı, yaya geçidinde bir araba ona çarpmıştı. Sanki rutin hastalarla uğraşmak yetmiyormuş gibi bir de bu çıkmıştı!
Emel sandalyenin kenarına ilişti:
“İki haftadır geliyor. Leyla Hanım’ın penceresinin önüne oturup saatlerce bakıyor. Görevliler kovalıyor ama yine geliyor. Artık ona ‘Nöbetçi’ diyoruz.”
Sevda Hanım kaşlarını çattısokak hayvanlarıyla da mı uğraşacaklardı? Hemşireye çıkışmak istedi ama işler çoktu. Yine de Emel’in sesindeki bir şey onu pencerenin önüne çekti.
Pencere kenarında gerçekten bir kedi oturuyordu. Gri, bir kulağı beyaztıpkı Emel’in tarif ettiği gibi. Zayıftı ama belli ki bir zamanlar evde bakılmıştı. Tuhaf bir şekilde, dik oturuyordu, sanki nöbet tutuyor gibi. Gözlerini odadan ayırmıyordu.
“Allahım, ne saçmalık,” diye mırıldandı Sevda Hanım. “Burada bir kadın ölümle yaşam arasında, biz kedileri tartışıyoruz…”
Ama içinde bir şey onu rahatsız ediyordu. Belki de kedinin bu kadar ısrarla geri dönmesiydi. Hangi insan böyle bir sadakat gösterirdi ki?
“Bu hastayla ilgili ne biliyoruz?” diye sordu aniden.
Emel omuz silkti:
“Pek bir şey yok. Leyla Hanım, elli iki yaşında. Yalnız yaşıyor, bazen kızı geliyor. Yaya geçidinde ezilmiş, evinin hemen önünde…”
“Hangi ev?”
“Şu hastane bahçesinin arkasındaki gri apartman,” dedi Emel eliyle işaret ederek.
Sevda Hanım tekrar kediyi izledi. Hayvan bakışlarını hissetmiş gibi başını çevirdi. Sevda’nın tüyleri diken diken oldukedinin bakışları neredeyse insan gibiydi.
Cevap, o gün hastanın kızı belgeleri getirince geldi. Dosyadan bir fotoğraf düştü. Fotoğrafta Leyla Hanım koltuğunda oturuyor, kucağında ise… gri, bir kulağı beyaz bir kedi vardı.
“Bu… kim?” diye sordu Sevda Hanım, sesi titreyerek.
Kızı gözyaşlarını sildi:
“Bu, Pamuk. Annemin kedisi. İki yıl önce kayboldutamirciler kapıyı açık unutunca dışarı kaçmış. Annem her yere ilan yapıştırdı, her sokağı aradı…” Bir an durdu. “Biliyor musunuz, taşınmayı bile reddetti. ‘Ya Pamuk geri dönerse? Beni nasıl bulur?’ diyordu.”
Sevda Hanım’ın sırtına bir ürperti yayıldı. Demek kedi onu bulmuştu ama geç kalmıştı. Belki de tam annesi hastaneye götürülürken oradaydı. Ambulansı takip etmiş, pencereden bakmaya çalışmıştı.
“Peki… nerede yaşıyor?” diye sordu Sevda Hanım.
“İşte, hastanenin arkasında. O gri apartmanda…”
Tam o sırada, koridordaki sessizliği Leyla Hanım’ın odasından gelen acil alarmı bozdu. Sevda, Emel, kızıhepsi koşarak içeri girdi. Kalp monitörü komadan çıkış belirtileri gösteriyordu. O anda herkes kediyi unutmuştu.
Leyla Hanım gözlerini açtığında etrafında doktorlar vardı. Işıklar, sesler, cihazların bip sesleriher şey puslu gibiydi.
“Anne!” diye seslendi kızı, Ayşe. “Anne, bizi duyuyor musun?”
Leyla Hanım başıyla onayladı. Konuşamıyorduboğazı kurumuş, ağrıyordu.
“Sakin ol,” dedi Sevda Hanım. “Acele etme. Çok iyi gidiyorsun…”
Biraz sonra, Ayşe annesinin elini tutarken gülümsedi:
“Anne, sana bir sürprizim var! İnanamayacaksın… Pamuk bulundu!”
Leyla Hanım’ın gözleri parladı, bir şeyler söylemeye çalıştı. Şaşkınlık, sevinçhepsi bir aradaydı.
“Yat, yat,” diye yatıştırdı Sevda Hanım. “Şimdi heyecanlanma.”
“Anne, inanamazsın,” dedi Ayşe, annesinin elini okşayarak. “Seni kendi buldu! Her gün buraya geldi, pencerenin önünde bekledi… Doktorlar fark etti. Fotoğrafı getirdiğimde hemen tanıdılar!”
Leyla Hanım’ın yanaklarından gözyaşları aktı.
“Onu eve götürdüm,” diye devam etti Ayşe. “Önce gelmek istemedi, hep hastaneye gitmek için direndi. Ama anlaştıkizin verir vermez her gün seni ziyarete getireceğim.”
Leyla Hanım normal odaya alındığında, Ayşe büyük bir çantayla geldi. İçinden homurdanmalar geliyordu.
“Buraya hayvan sokulmaz!” diye çıkıştı bir hemşire.
Ama Sevda Hanım elini salladı:
“Bırakın! Bu kedi, burada olmayı pek çok insandan daha çok hak ediyor.”
“Aman…” diye mırıldandı Emel. “Biz de hayal görmüşüz sandık.”
“Hayal falan değil,” dedi Sevda Hanım sessizce. “Bazen sevgi, tüm engelleri ve zamanı aşar.”
“Dayan biraz,” diye söylendi Ayşe, tüyleri dağılmış Pamuk’u çıkarırken. “Şimdi anneni göreceksin…”
Kedi donakaldı, kokladı… Sonra yatağa atladıpatileri şimşek gibiydi.
“Dikkat et!” diye bağırdı Sevda Hanım, ama artık çok geçti.
Pamuk, yastığın yanına yerleşmiş, burnunu sahibine sokuyor




