Şimdi düşünüyorum da, biz galiba biraz tuhaf bir aileyiz, seninle

“Şu an düşündüm de, biz ikimiz galiba biraz garip bir aileyiz,” dedi Ayşe, yatağın kenarına oturmuş, eşine bakarken.

“İyi ki varsın,” diye fısıldadı Mehmet, onu kollarına alarak.

“Ben de seninle olduğum için çok mutluyum,” diye karşılık verdi Ayşe.

“Peki başka kiminle olabilirdim ki?” diye güldü Mehmet. “Tabii ki sadece seninle. Sen benim kaderimsin. Dünyanın en güzel kadınısın.”

Ayşe cevap vermedi, onun yanağına bir öpücük kondurdu ve mutfağa koşup fırından böreği çıkardı.

Bugün, Akarsu ailesinin gümüş düğün yıldönümüydü. Kutlamayı sade, aile içinde yapmaya karar vermişlerdi. Sadece onlar ve çocukları. İki çocukları vardı: Oğulları Emre, lise son sınıftaydı, ve kızları Elif.

Elif, üniversiteden yeni mezun olmuş, işe başlamış ve artık ailesinden ayrı yaşamaya karar vermişti. İş yerine yakın bir ev kiralamıştı. Ayşe, kızını vazgeçirmeye çalışmıştıevde herkese yer vardıama Elif kendi başına yaşamak istiyordu.

“Neden kira ödeyip duruyorsun?” diye sormuştu Ayşe. “Burada senin odan var, hep birlikte ne güzel yaşıyoruz. Niye ayrılıyorsun ki? Evlenince zaten gideceksin.”

“Anne, seni ve babamı çok seviyorum, biliyorsun ki beni kovmuyorsunuz ama yine de kendi ayaklarımın üzerinde durmayı denemek istiyorum. Bir de, sakın kızma ama senin yemeklerin o kadar lezzetli ki, böreklerin, tatlıların Korkuyorum, şişmanlayacağım! Sen zayıfsın, yiyorsun ama kilo almıyorsun ama ben ne yazık ki sana çekmemişim. Formuma dikkat etmem lazım, sizinle yaşarken nasıl yapabilirim bunu? Senin tatlılarının karşısında kim dayanabilir ki?”

Ayşe, kızına bakarak gülümsedi. Elif, dış görünüş olarak ona hiç benzemiyordu. Ayşe, kısa boylu ve inceydi, hatta biraz çelimsizdi. Arkadan bakınca bazen genç bir kız sanıyorlardı. Güzelliği sade ve doğaldı. Makyaj yapmazdı, saçlarını hep topuz yapar, mütevazı giyinirdi. Ama Elif tam bir güzeldi, babasına çekmişti.

Mehmet, gösterişli bir adamdı. Uzun boylu, düzgün fiziği vardı. Yaş ilerledikçe biraz kilo almıştıtabii, Ayşenin börekleri yüzünden. Gençliğinde çok yakışıklıydı, şimdi kırk sekiz yaşında bile etkileyici bir adamdı.

Ayşe, onun yanında sönük kaldığını biliyordu. Ama çoktan alışmıştı arkasından konuşulanlara. Hiç takmıyordu, çünkü biliyordueşi için o, dünyanın en güzel kadınıydı. En sevilen, en arzulanan.

***

Ayşe, Mehmetle tanıştığında yirmi yaşındaydı, o ise yirmi iki yaşındaydı.

O eylül günü, üniversite öğrencisi Ayşe, sınıf arkadaşı ve dostu Denizin doğum gününe gidiyordu. Hediyeyi önceden hazırlamıştı, yolda giderken küçük bir çiçek almayı düşündü.

Çiçekçiye girdiğinde içerde tek bir genç adam vardı, bir buket seçmeye çalışıyordu. Satıcı kız, ona çeşitli seçenekler sunarken, genç adamla açıkça ilgileniyordu. Ayşe de ona baktı ve kızın neden etkilendiğini anladı. Genç adam çok yakışıklıydı.

“Bu kadar güzel bir yüz ancak sinemada olur,” diye düşündü Ayşe. “Belki de oyuncudur?”

Tam o sırada genç adam da Ayşeyi fark etti ve ona döndü.

“Kızım, sizce hangisi daha güzel? Şu kırmızı güller mi, yoksa şu şakayıklar mı?”

Ayşe şaşırdı. Bu yakışıklının onunla konuşacağını beklemiyordu ama yine de cevap verdi:

“Ben şakayıkları tercih ederdim. Her ne kadar çoğu kız gül sevse de.”

“Kız arkadaşınız hangi çiçekleri sever?” diye sordu satıcı.

“Kız arkadaşım mı?” diye tekrarladı genç adam. “Hayır, bu çiçekleri kız arkadaşım için almıyorum. Hatta kime aldığımı bile bilmiyorum.”

“Nasıl yani?” diye şaşırdı satıcı, Ayşeyle göz göze geldi.

“Arkadaşım, kuzeninin doğum gününe gidiyor, beni de çağırdı,” diye açıkladı genç adam. “Elime boş gitmemeliyim diye çiçek almaya karar verdim. Ama bu kadar seçenek varken karar veremiyorum.”

“Gül alırsanız yanlış olmaz,” dedi Ayşe. “Bütün kızlar gül sever.”

“Siz de sever misiniz?” diye sordu genç adam, nedense.

Ayşe, yanaklarının kızardığını hissetti. Gözlerini yere indirerek, “Ben en çok kır çiçeklerini severim,” dedi. “Ama gülleri de severim. Herkes sever zaten.”

“Ne ilginç,” dedi genç adam. “Ben de kır çiçeklerini severim. Annem, yazlığa gittiğinde hep bir demet getirir. Orada çayır var, her türlü çiçek yetişiyor. Kır çiçeklerinin ayrı bir güzelliği var. İlk bakışta farkedilmeyen, ama dikkatle baktığında ne kadar muhteşem olduklarını anlarsın.”

Genç adam güllerden bir buket aldı ve çiçekçiden çıkarken Ayşeye gülümsedi.

“Ne kadar yakışıklı, değil mi?” dedi satıcı kız. “Gülüşü insanı eritir! Oyuncuya benziyor.”

“Bana da öyle geldi,” diye mırıldandı Ayşe.

Küçük bir krizantem buketi alıp Denizin doğum gününe gitti.

Ayşenin şaşkınlığı, o gencin de orada olduğunu görünce katlandı. Adının Mehmet olduğu, Denizin kuzeni Aliyle geldiği ortaya çıktı

Rate article
Lifequest
Şimdi düşünüyorum da, biz galiba biraz tuhaf bir aileyiz, seninle