Ali, Hâlâ Hayattayım: Deniz Kıyısında Bir Aşk ve Umut Hikayesi

Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Deniz kenarındaki bu anı asla unutmayacağım.

“Mehmet, şu güzelliğe bir bak!” diye coşkuyla haykırdı Aylin, bronzlaşmış teni ve enerji dolu gözleriyle. Kollarını açmış, uçsuz bucaksız denizi kucaklıyor gibiydi. Güneşin altında hafifçe açılmış kestane saçları rüzgârda dalgalanıyordu. “Sana söylemiştim, bu ay hayatımızın en güzel ayı olacak!”

Yanında duran Mehmet, bembeyaz kumların üzerinde hasır şapkasını düzelterek gülümsedi. Dışarıdan sakin görünse de içinde bir endişe vardı. Kaybolan mutluluğu geri getirmek için bu son fırsat olabilirdi.

“Evet, Aylin, bu ay gerçekten harika olacak,” dedi, sesine hafif bir neşe katmaya çalışarak. “Hep haklı çıkmayı becerirsin sen.”

Ama doktorun iki ay önceki sözleri hâlâ içini kemiriyordu: “Kanser, son evre, iki-üç ay.” İşte bu yüzden buradaydılardeniz kenarında, çünkü Aylin pes etmek yerine yaşamaya karar vermişti.

“Yüzmeye gidelim mi?” diye parlak gözlerle Mehmet’in elini tuttu Aylin. “Üzülme böyle, Mehmet! Hatırlıyor musun, gençken büyükannemin yanındaki nehirde nasıl korkmuştun? Akıntı donunu götürecek diye ödün patlamıştı!”

Mehmet güldü ve bir anlığına acı gölgelere çekildi. İşte Aylin böyleydi, onu hüznün pençesinden çekip çıkarırdı.

“Korkmadım, sadece tedbirliydim,” diye şakayla karışık cevap verdi. “Tamam, hadi gidelim, ama bir köpekbalığı beni yerse, suçlusu sensin!”

İki genç gibi kahkahalarla denize doğru koştular. Aylin dalgalarla oynarken, Mehmet ona nefesini tutarak baktı. Kalbi hem sevgi hem acıyla doluydu. O kadar güzeldi ki Onu her şeyden çok seviyordu. Kaybetmek düşüncesi dayanılmazdı.

“Aşk, zaman bize karşı gibi görünse bile umut etme gücü verir.”

Hikâyeleri lise yıllarında, küçük bir Anadolu kasabasında başlamıştı. Aylin, okula bir kuyruklu yıldız gibi düşmüştüyeni gelen, ışıl ışıl gülüşü ve en katı kalpleri bile eritecek uzun kestane saçlarıyla. Ailesiyle komşu şehirden taşınmıştı ve hemen herkesin ilgi odağı olmuştu. Uzun boylu, biraz sakar, elinde kitaplarla dolaşan Mehmet ise ona ilgi göstereceğini hiç düşünmemişti. Ama bir gün, okul dansında, ona yavaş bir şarkıda dans teklif etti.

“Sen ötekilerden farklısın,” dedi, gözlerinin içine bakarak. “Başkalarından daha iyi görünmeye çalışmıyorsun.”

“Ayağına basmamdan korkmuyor musun?” diye gülerek sordu Mehmet. Aylin’in kahkahası yankılandı, ve o geceden sonra yakın arkadaş oldular.

Lise bittiğinde Mehmet İstanbul’da mühendislik okumaya gitti, Aylin ise Ankara’da edebiyat fakültesine. Uzun mektuplar yazıyor, tatillerde buluşuyorlardı. Ayrılık, hislerini daha da güçlendirdi. Yirmi iki yaşında, diplomalarını alır almaz evlendiler. Düğünleri mütevazıydı, yerel bir düğün salonunda plastik çiçeklerle süslenmiş bir ortamda kutladılar. Fondan Sezen Aksu şarkıları çalıyordu. Mutluluk kalplerini doldurmuştu, etraflarındaki küçük şeyleri umursamıyorlardı.

Ama günlük hayat, bazen zorlu bir hal aldı. Küçük bir ev kiralıyor, sürekli çalışıyorlardı. Kendi evleri ve bir kafe açma hayalleri kuruyorlardı. Yorgunluk ve gündelik sıkıntılar aralarına girmeye başladı. Küçük şeyler yüzünden tartışıyorlardı: Bulaşıkları kim yıkamamış, faturaları kim unutmuş? Bir gün, öfkeyle Mehmet kapıyı çarparak bağırdı:

“Belki de ayrılsak daha iyi?”

Aylin sessizce koltuğa oturdu, cevap vermedi. Sonra yavaşça konuştu:

“Mehmet, seni kaybetmeye dayanamam. Başka bir şekilde yaşamayı deneyelim.”

Haftada bir günü sadece birbirlerine ayırmaya karar verdiler. İş yok, telefonlar kapalı, öfke yok. Geziler, balkonda çay içip gençliklerini hatırlamalar Aşkları, kış uykusundan uyanan bir çiçek gibi yeniden canlandı.

Beş yıl sonra bahçeli bir ev aldılar ve bir kafe açtılar. Ardından ikiz kızları olduElif ve Zeynep, evi neşe ve kaosla dolduran iki tatlı afacan. Aylin mükemmel bir anneydişefkatli, sabırlı, her gece masallar anlatırdı. Mehmet sık sık “Ne kadar şanslıyım,” diye düşünürdü.

Ama zaman hızla geçti. Kızları büyüdü ve eğitim için başka şehirlere gitti, ev sessizleşti. Yalnızlıklarını unutmak için kendilerini işe verdiler. İkinci bir kafe açtılar, geceler boyu çalıştılar. Derken bir gün, Aylin aniden solgunlaştı ve yere yığıldı.

“Aylin! Aylin, kendine gel!” diye onu sarsarken ambulans geldi. Hastanede teşhis aşırı yorgunluktu, ama Aylin umursamadı: “Sadece yoruldum Mehmet, merak etme.”

Ertesi gün yine bayıldı. Doktor, gözlerini kaçırarak o korkunç haberi verdi: Kanser, ameliyat edilemez, iki ay.

Eve döndüklerinde Aylin sakince konuştu:

“Mehmet, kızları çağırma. Beni böyle görmelerini istemiyorum. Denize gitmek istiyorum. Hatırlıyor musun, hep hayal ederdik? Kumda uzanıp kokteyller içmek, yıldızlar altında dans etmek Şimdi yapalım bunu.”

İtiraz etmek istedi ama sesi çıkmadı. Eğer bu onun son arzusuysa, yerine get

Rate article
Lifequest
Ali, Hâlâ Hayattayım: Deniz Kıyısında Bir Aşk ve Umut Hikayesi