– Hatırlamıyorum, çünkü böyle bir şey olmadı! diye ciddiyetle söyledi Kızıltoprak, ona yaşlı ve dürüst gözlerle bakarak.
Konuşma bir anda kesildi ve herkes kendi yoluna gitti.
“Neden yoktan yere yalan söyledi ki?” diye düşündü Aylin. “Gözlerinden yalan attığı belliydi!”
– Ben senin Kay’ın olayım mı? diye teklif etti on bir yaşındaki Mehmet Kızıltoprak, sınıf arkadaşı Aylin Yılmaza.
– Ne Kayı? şaşırdı kız.
– Nasıl ne Kayı? Masalı okumadın mı? Buz Kraliçesi onu büyülemişti! Sonra Aylin onu kurtarıyor!
– Aylin değil, Gerda kurtarıyor! diye küçümseyerek cevap verdi Yılmaz. Sen de Andersen uzmanı çıktın!
– Ne fark eder ki? Aylin, Gerda diye elinin tersiyle savurdu Kızıltoprak, detaylara takılmayan biriydi. Sana soruyorum: Ben senin Kayın olayım mı istiyor musun?
Kız istemiyordu: Mehmet, kulaklarından tutulmuş gibi duran, sıska yapılı ve boyu kendisinden kısaydı. Tabii böyle birini kurtarmak daha kolay olurdu.
Ama o güçlü kuvvetliydi, bir baş boyundan uzundu. Kurtarma operasyonundan sonra yan yana yürürlerken insanlar ne düşünürdü? Rezil olmak mı?
Asla! Üstelik kalbi, zaten başkasına, tembel Murat Kocaya kıpırdıyordu.
Bu arada Murat, biraz ötede durmuş, tartışmayı ilgiyle dinliyordu.
Aylin, saçlarındaki kurdeleyi düzelterek, Murat duysun diye alaycı bir sesle:
– Kay mı? Sen değil Kay, rengeyiğe bile benzemezsin! O yüzden, Kay, git ve sakın geri dönme!
Murat kahkahalarla güldü, Mehmet ise korkuyla ona baktı ve kaçtı. Ertesi gün, herkesin içinde Ayline “Aylin saldın!” diye laf attı: İntikâma inanırım ve intikâmım korkunç!
Ne bekliyordun ki, Yılmaz? Hiçbir erkek böyle bir hakareye sessiz kalmaz! Hele ki reddedilmişse…
Sıska Mehmet, zekâsıyla fiziksel güç eksikliğini fazla fazla kapatıyordu.
Ama dün, sevdiği kızdan beklenmedik bir darbe alınca, şaşırıp kalmıştı. Herkes şaşırırdı.
O anda sadece Murat değil, tüm sınıf kahkahalara boğuldu: lakap çok tutmuştu! Komikti çünkü! O zamanlar “cool” gibi kelimeler yoktu tabii.
Tabii ki Aylin evde bu lakapları şikâyet edince, ailesi onu tesvik etti.
Ama bir gün babası ona matematik dersinde yardım etmeye çalışırken, kız basit bir konuyu bile anlamak istemeyince, sabrı taşan adam sinirle:
– Hakkın var Mehmete, kendisi demiş: Kafanın içinde salata var!
Sonra ekledi:
– Selamımı söyle ona!
Mehmet bunun da suçlusuydu: Babası daha önce böyle şeyler söylemezdi…
Mezuniyet gecesine gelindiğinde bütün kavgalar unutulmuştu. Çocukluktan kalan aşklar, nefretler, kırgınlıklar… O kadar da önemli değildi artık!
Hatta birkaç kez birlikte dans bile ettiler. Mehmet o sırada Aylini geçmiş, uzun boylu, kaslı bir delikanlı olmuştu. Spor salonuna gidiyordu.
Murat ise sekizinci sınıftan sonra meslek lisesine gönderildi. O zamanlar daha disiplinliydi her şey. Aşk da uzaktan olmuyordu. Kusura bakma Murat…
Okuldan sonra yolları ayrıldı: Aylin öğretmen okuluna, Mehmet güya zeki çocukların gittiği İTÜye gitti.
Arada bir karşılaşıyorlardı aynı mahallede oturuyorlardı ve iki kelam ediyorlardı.
Sonra hayat onları farklı yönlere savurdu. İkisi de evlendi, taşındı. Bu yüzden bahçedeki eski buluşma noktalarına daha seyidolayla gider oldular.
Bazen mezunlar gününde bir araya geliyorlardı. Ama orada da mutlu olmadıkları belliydi. Gitmemek daha iyiydi.
Yıllar geçti, erkekler kel kafalı, göbekli adamlara, kızlar ise şişman, ukala kadınlara dönüştü. Aylin de farklı değildi.
Zaten çocukluğundan beri tıknaz olan Aylin, daha da büyümüş, dev gibi olmuştu. Sanki Mersinli bir halay başı gibiydi yaklaşma, ezebilirim!
Arka planda rekor süt veren bir inek ve süt bidonları eksikti sadece.
Aylin istisna değildi, ama Mehmet öyleydi. Okuldan mezun olduğu günkü gibi zayıf ve formda kalmıştı.
Kırk beş yaşına geldiğinde Aylin Hanım okulda müdür yardımcısı olmuştu. Mehmet Kızıltoprak ise mühendis olarak çalışıyordu sıradan bir hayat.
Sonra doksanların zor günleri geldi. Aylin tam da kızı Elifin evleneceği sırada bu krize yakalandı: Elif, “arabasız” bir nişanlıyı eve getirdi bebek bekliyoruz!
Etrafta zaten her şey altüst olmuşken, bu karmaşa onların evine de sıçramıştı.
Nişanlının çalıştığı fabrika, devletten iyi maaş ve yan haklar alırken bir anda kapatılıp depoya çevrilmiş ve kiraya verilmişti.
Şimdi orada kişisel gelişim seminerleri yapılıyordu. Demek ki insanlar kendi kendilerine gelişemiyordu!
Fabrika dışında kaynak yapacak bir şey yoktu. Bu meslek artık kimsenin işine yaramıyordu!
Daha dün çok önemliydi, bugün değil! Git, pazarda kürk ve kot sat! Onlara ihtiyaç var! Ama önce seminerlere katıl, nasıl satış yapılacağını öğren!
Yusuf kürk satmayı reddetti ben altıncı kademe kaynakçıyım, kürkün nesi?
Hamile Elif evde oturuyordu. Artık ikisi birlikte boş geziyorlardı.
Ayl




