Eşim ve Yenidoğan İkizlerimi Almaya Gittiğimde Sadece Bir Biletle Karşılaştım

Hastaneye gittiğim o gün, heyecandan kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. “Eve hoş geldiniz” yazılı renkli balonları sıkıca tutarken, arabanın arka koltuğunda yumuşacık bir battaniye duruyordu. Eşim, Aslı, hamileliği büyük bir cesaretle göğüslemişti. Aylarca süren bekleyişten sonra, artık dört kişilik hayatımızın başlangıcıydı bu.

Ama her şey bir anda altüst oldu.

Odaya girdiğimde, ikizlerimin bir hemşire tarafından sallandığını gördüm. Fakat Aslı yoktu. Ne çantası, ne telefonu… Sadece komodinin üzerinde bırakılmış bir not:

*”Affet beni. Onlara iyi bak. Annene bana ne yaptığını sor.”*

Dünyam o an paramparça oldu. İçgüdüsel olarak kızlarımı kucağıma aldımufacık, narin, süt kokan ve derinden tanıdık. Ne yapacağımı bilemeden, donup kaldım. İçimde bir çığlık kopuyordu.

Aslı gitmişti.

Hemşirelere koştum, açıklama istedim. Omuz silktilerkendi isteğiyle sabah ayrıldığını, eşiyle anlaştığını söylediğini anlattılar. Kimse şüphelenmemişti.

Kızları eve götürdüm; yeni hazırlanmış, temiz çarşaflı, vanilya kokan odaya… Ama yüreğim hâlâ sıkışıktı.

Kapıda beni bekleyen annem, Gülşen Hanım, elinde fırında levrek tabağıyla gülümsüyordu.

*”Nihayet torunlarım geldi!”* diye sevinçle haykırdı. *”Aslı nasıl?”*

Notu uzattım. Annesinin yüzündeki renk soldu.

*”Ona ne yaptın?”* diye boğuk bir sesle sordum.

Açıklamaya çalıştı. Sadece konuşmak istediğini, Aslı’ya “iyi bir eş olmasını” ve oğlunu “dertlerden korumasını” söylediğini anlattı. Boş laflar…

O gece kapıyı annemin yüzüne kapattım. Bağırmadım. Sadece kızlarıma baktım ve aklımı yitirmemek için savaştım.

Geceleri onları sallarken, Aslı’nın nasıl anne olmayı hayal ettiğini, isimleri seçerkenElif ve Zeynepne kadar heyecanlandığını, karnını okşarken beni uyur sandığını anımsadım.

Eşyalarını düzenlerken, anneme yazılmış başka bir not buldum:

*”Beni asla kabul etmeyecek. Yeterince iyi olmak için daha ne yapabilirim ki? Gitmemi istiyorsanız, giderim. Ama oğlunuz bilsin ki, siz güvenimi yıktığınız için ayrılıyorum. Dayanamıyorum artık…”*

Notu tekrar tekrar okudum. Sonra kızlarımın odasına geçtim, karyolalarının kenarına oturdum ve sessizce ağladım.

Onu aramaya başladım. Arkadaşlarını aradım, tanıdıklara sordum. Hep aynı cevaplar: *”Senin evinde yabancı gibi hissediyordu.”* *”Anneni ondan çok sevdiğini düşünüyordu.”* *”Yalnız kalmaktan korkuyorduama yanında durmaktan daha çok…”*

Aylar geçti. Baba olmayı öğrendim. Bez değiştirdim, biberon hazırladım, defalarca kirli kıyafetlerle uyuyakaldım. Ve bekledim.

Ta ki, kızların ilk doğum gününde, kapı çalınana kadar…

Aslı’ydı. Aynıydı, ama farklı. Zayıflamıştı, gözlerinde hâlâ acı vardı, ama bir umut da. Elinde oyuncak dolu bir çantayla duruyordu.

*”Affet beni…”* diye fısıldadı.

Bir şey demedim. Yanına gittim ve sıkıca sarıldım. Kırgın bir koca gibi değil, yüreğinin yarısı eksik kalmış biri gibi…

Sonra, kızların odasında otururken her şeyi anlattı. Doğum sonrası depresyonunu. Kaynanasının sert sözlerini. Bursa’daki bir arkadaşının evinde geçirdiği günleri, terapiyi, yazıp da gönderemediği mektupları…

*”Hiç gitmek istemedim,”* diye hıçkırdı. *”Sadece nasıl kalacağımı bilmiyordum.”*

Elimi tuttum.

*”Şimdi her şeyi farklı yapacağız. Beraber.”*

Ve yeniden başladık. Uykusuz gecelerden ilk dişlere, mırıltılara… Gülşen Hanım olmadan. O geri gelmek için yalvardı, affetti, ama artık kimsenin ailemi yıkmasına izin vermedim.

Yaralar iyileşti. Belki de sevgi, mükemmel aileler ya da kusursuz evlilikler değildir. Her şey yıkıldığında yanında kalan, geri dönen ve affedendir.

Rate article
Lifequest
Eşim ve Yenidoğan İkizlerimi Almaya Gittiğimde Sadece Bir Biletle Karşılaştım