Sekiz Yıl Önce Hastanede Bebekler Karıştı: Bana Verilen Kızım Değildi, Benim Kızım Başka Bir Ailede… İşte Yaptıklarım…

Her şey küçük bir detayla başladı, önemsiz gibi görünen ufacık bir ayrıntıyla. Ayşe, bu küçük şeyin önünde uçurumlar açacağını hiç düşünmemişti. Uçurum ki, bakmaya bile cesaret edemezsin. Her şey çileklerle başladı.
Elif, onun kızı, hayatının ışığı, nefesi, dokuz yılını sevgiyle büyüttüğü çocuğu, bir lokma tatlı çilekten sonra kıpkırmızı lekelerle kaplandı. “Bir şey olmaz,” diye düşündü Ayşe. “Alerji işte, olur böyle şeyler.” Ama doktor, hastalık geçmişine bakmadan, “Bazı çocuklarda meyvelere karşı alerji olur,” deyince, içinde bir şey kıpırdadı. Ailesinde hiç alerji yoktu. Ne kendisinde, ne kocasında, ne de ailesinde. Hiç.
Sonra gözler…
Elifin gözleri koyu kahverengiydi, gece gibi, çikolata gibi, tıpkı kocasının gözleri gibi. Ayşenin gözleri ise deniz sabahları gibi mavi-griydi. Kızına bakıyor ve kendinden hiçbir şey göremiyordu. Kaşlarının kıvrımı, çenesinin şekli, hatta güneşte gözlerini kısma alışkanlığı bile… Bunların hepsini dünyaya miras bırakabilirdi, ama Elifte yoktu.
“Genetik karmaşık bir şeydir,” dedi doktor, raporları karıştırırken. “Bileşim genler, mutasyonlar… Belki babanın tarafındaki büyükannenin de böyle bir durumu vardı?”
Ayşe susuyordu. Mazaret aramıyordu. Aklıyla değil, kalbiyle dinliyordu. Anne kalbi yalan söylemez. Çocuğuyla aynı ritimde atar, hatta o çocuk ondan olmasa bile. Ama şimdi ritim bozuktu. Kalbi parçalanıyordu.
Gece, ev sessizliğe gömülünce, kocası uyurken, Elif de tavşanlı battaniyesinin altında mışıl mışıl uyurken, Ayşe dolabın en üst rafındaki tozlu karton kutuyu indirdi. İçinde hastaneden getirdikleri vardı: kundak bezi, isim bilekliği, pembeye boyanmış ayak izi, doğum belgesi. Her satırı bir dua gibi okudu. Sonra gözü hemşirenin imzasına takıldı.
Okunaksız, sanki bilerek karalanmış gibiydi. Kimse okumasın diye. Sanki biri biliyordu ki, bir gün birisi bu gerçeği arayacak.
Ve Ayşe kazmaya başladı.
Önce sessizce, yavaşça, karanlıkta el yordamıyla. Sonra çaresiz bir hayvan gibi, bir anne öfkesiyle. O gün aynı hastanede doğum yapan kadınları buldu. Sonunda birine ulaştı: Fatma, komşu semtte yaşayan bir kadın, onun da kızının adı Elifti.
Bir kafede buluştular. Sonbahar yağmuru camlara vuruyor, sanki uyarıyordu. Kızlar yan masada cips paylaşıyor, kahkahalar atıyorlardı. Birden Ayşe fark etti: öteki Elif, kendisine bakıyordu. Ve gülümsedi. Tıpkı onun Elifi gibi. Tıpkı kendisinin çocukken gülümsediği gibi.
“Sen… sen onun annesi misin?” diye fısıldadı Ayşe, mid

Rate article
Lifequest
Sekiz Yıl Önce Hastanede Bebekler Karıştı: Bana Verilen Kızım Değildi, Benim Kızım Başka Bir Ailede… İşte Yaptıklarım…