Sadakatsiz Kocasına ve Aşığına Nefeslerini Kesecek Sözlerle Kaynanasını Geri Gönderdiğim O Unutulmaz Gün

Bugün, kayınvalidemi kocamın ve sevgilisinin evine bıraktığım gün. Onları nefesleri kesilecek sözlerle baş başa bıraktım.

Mehmetle yedi yıldır evliydik. Düğünümüzün ertesi gününden itibaren, kayınvalidem Ayşe Teyzeyle aynı evi paylaşmaya başladım. Felç geçirmişti, bir tarafı tutmuyordu ve her öğün, her uyku için özenle bakıma ihtiyacı vardı. Başta basit geldi: O benim kayınvalidemdi, ben de gelini, ona bakmak görevimdi.

Ama bu sorumluluğun bu kadar uzun süreceğini asla düşünmemiştim Üstelik, bu yükü paylaşması gereken tek kişi, Mehmet, tamamen uzak duruyordu.
Gündüzleri çalışıyor, akşamları da telefonuna gömülüyordu. Sık sık, “Sen anneme benden iyi bakıyorsun. Ben denersem daha çok üzülür,” derdi. Hiç kin tutmadım.

Hayatın böyle olduğunu sanıyordum: Kadın evi çeker, erkek ekmek parası kazanır. Ta ki Mehmetin sadece işte olmadığını öğrenene kadar Başka biri vardı.

Bir gün bir mesaj gördüm: “Bu gece yine gideceğim. Seninle olmak evde olmaktan bin kat daha güzel.” Bağırmadım, ağlamadım, kıyamet koparmadım.

Sadece sessizce sordum: “Peki ya annen, senin yıllardır ihmal ettiğin?” Mehmet cevap vermedi. Ertesi gün evi terk etti. Nereye gittiğini biliyordum.

Ayşe Teyzeye baktım. Beni hiçbir zaman beğenmemiş, her lokmamı, her şekerleme yaptığım anı eleştirmiş, “Benim gelinim olmaya layık değilsin,” demişti. Boğazım düğümlendi. Her şeyi bırakmak istedim. Ama sonra kendime hatırlattım: İnsan, her şartta onurunu korumalı.

Bir hafta sonra Mehmeti aradım. “Müsait misin? Anneni sana bırakacağım.”

İlaçlarını, doktor raporlarını ve eski bir takip defterini bir bez çantaya yerleştirdim. Akşam, tekerlekli sandalyesine oturttum ve usulca, “Anneciğim, seni Mehmetin yanına götüreceğim birkaç gün. Hep aynı yerde kalmak sıkıyor insanı,” dedim. Başını salladı, gözleri çocuk gibi parladı.

Küçük apartman dairesinin kapısını çaldım. Mehmet açtı, arkasında da öteki kadın duruyordu: ipek geceliği, kırmızı rujlu dudakları. Kayınvalidemi salona ittim, yorganını, yastığını yerleştirdim, ilaç çantasını masaya koydum.

Ev ağır bir parfüm kokuyordu ama soğuk ve sessizdi. Mehmet kekeledi: “Ne ne yapıyorsun?”

Tatlı bir gülümsemeyle, “Hatırlamıyor musun? Anne senin. Ben sadece gelinim. Yedi yıl baktım yeter artık,” dedim. Arkasındaki kadının yüzü süt gibi beyaz oldu, elindeki yoğurt kaşığı havada kaldı.

Sakince geri çekildim, uzun zamandır planlanmış bir işi bitirir gibi. “Burada tüm sağlık kayıtları, reçeteler, bezler, yara kremleri var. Dozlarını deftere yazdım.”

Defteri masaya bırakıp döndüm. Mehmetin sesi yükseldi: “Annemi terk mi ediyorsun? Bu kadar acımasız olamazsın!”

Durdu

Rate article
Lifequest
Sadakatsiz Kocasına ve Aşığına Nefeslerini Kesecek Sözlerle Kaynanasını Geri Gönderdiğim O Unutulmaz Gün