**Bir Prens Hayalinin Yıkılışı**
O, hayallerindeki prens değildi
Ayşe, Ahmetle onun askerden yeni döndüğü sırada tanışmıştı. Ahmet, bir moda dergisinden fırlamış gibiydi uzun boylu, atletik, büyüleyici yeşil gözleri ve kıvırcık siyah saçları vardı. Onun yanında, Ayşe sade görünüyordu, yine de sevimliydi: sarı saçları, narin bedeni ve tatlı gülüşü. Şansına inanamıyordu gruptaki tüm kızların arasından onu seçmişti.
*”Onda ne buldun ki?”* diye fısıldaşıyordu arkadaşları. *”Böyle yakışıklılar asla uzun kalmaz. Seni terk edecek.”*
Fakat Ayşe sadece gülümsüyordu aşklarına inanıyordu. Sinemaya gidiyorlar, dans ediyorlar, arkadaşlarla buluşuyorlardı. Ahmet onun görünüşünü övmezdi ama hep yanındaydı ve dokunuşları Ayşeyi mest ediyordu. Onu ilk kez eve götürdüğünde, annesi Fatma Hanım kaşlarını çatmıştı. Sonra, iki kadın yalnız kaldığında kızına fısıldadı:
*”Yakışıklı erkekler başkalarının olur, kızım. Sadık kalmaları nadirdir. Düğünden önce bekle, sına onu. Fazla sergilik gibi duruyor.”*
Ayşe kırılmıştı. Ahmetin hislerine güveniyordu, şüphe dinlemek istemiyordu. Ama annesi, kalbine bir endişe tohumu ekmişti.
Zamanla Ahmetin davranışları değişti. Önce spor salonu, sonra yüzme, sonra yeni tanıştığı insanlar Ayşe, ona yakın olabilmek için antrenmanlara katıldı, ama çekici ve kaslı kızların arasında kendini beceriksiz hissediyordu. Ahmet onlara bakışlar atarken, o daha erken eve gidiyor, gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu.
*”Bir bebek kadar zayıfsın,”* diye güldü bir gün, Ayşe yüzmekten üşütünce. *”Kitap okumaya devam etsen daha iyi.”*
Bu sözler canını acıttı ve annesini hatırlattı. Ahmetin soğuduğunu hissediyordu. Giderek daha fazla tek başına çıkıyor, onu aramıyor, davet etmiyor ya da hesap vermiyordu. Sonra, bir anda ortadan kayboldu. Artık mesajlarına bile cevap vermiyordu.
*”Hâlâ aramıyor mu?”* diye sordu annesi.
*”Hayır”* diye fısıldadı Ayşe, yüzünü duvara çevirerek.
*”Hadi, kalk!”* diye emretti Fatma Hanım. *”Kuaföre gidiyoruz! Yeni bir saç stili, yeni bir hayatın ilk adımıdır. Sonra sana bir elbise dikeceğiz, zaten dikişte iyisin.”*
Kumaş aldılar, Ayşe modeller çizdi, unutmaya çalıştı. Ahmetin yeni aşkları hakkında dedikodular ona ulaşıyordu, ama dayandı. Birkaç hafta sonra, yeni giysileriyle, hafif ve ışıldayarak dansa gittiğinde, herkes ona baktı. Fark edilmişti.
Sessiz, gösterişsiz bir genç, Mehmet, ona ilgi göstermeye başladı. Yakışıklı değildi, ama gözleri sadece Ayşeye bakıyordu sıcak ve samimi. Bir ay sonra onunla evlenmek istediğini söyledi.
*”İşte gerçek erkek!”* dedi annesi. *”Seven, evlenir de. Sen ne diyorsun?”*
*”Kabul ediyorum,”* diye cevapladı Ayşe sakince.
*”Onu seviyor musun?”*
*”Nasıl sevmem? İyi, çalışkan, sadık. Ben ona her şeyim sadece ben.”*
Düğünleri sıcak ve samimi geçti. Ayşe ve Mehmet sıfırdan başladılar: ilk sandalye, ilk tabak Bir yıl sonra kızları, üç yıl sonra da oğulları oldu. Aile, sevgi, mutluluk
Artık Ahmeti düşünmüyordu. Sadece ara sıra duyuyordu: karısını terk etmiş, bir sevgiliye kaçmış, şimdi ortalarda geziyormuş. Ayşe gülümsedi:
*”Aramızda ne vardı ki? Sadece gençliğin bir parçası. Mutlu olabiliyorsa, ne âlâ.”*
Evde onu çocukları ve kocası bekliyordu. Ve annesi bilge, iyi, en sevgili olan Onu gerçek bir acıdan kurtaran kişi. Ayşenin o sakin ve hakiki mutluluğunu bulmasını sağlayan kişi
Anne hep yanımda ol. Sensiz, hayat aynı ışıkta değil.




