İş yükü arttı, sık sık geç kalıyor: Acaba bir darbe mi bekliyoruz?

Rüyada mıydım, gerçek miydi bilmiyorum. Son zamanlarda iş yükü artmıştı, bu yüzden sık sık geç kalıyordu.
Ayşegül çocukları yatırıp mutfağa gitti, bir fincan çay demledi. Ahmet hâlâ eve dönmemişti. Son günlerde işlerinden dolayı çok meşguldü ve sürekli geç saatlerde geliyordu.
Ayşegül kocasına üzülüyor, onu ev işlerinden korumaya çalışıyordu. Ne de olsa ailenin tek geçim kaynağıydı. Evlendiklerinde karar vermişlerdi: Ayşegül evi ve çocuklarıyla ilgilenecek, Ahmet onlara rahat bir hayat sunacaktı. Birbiri ardına üç çocukları oldu. Her biri doğduğunda Ahmet çok seviniyor, “Daha fazlasını isterim,” diyordu.
Ama Ayşegül artık bitmek bilmeyen bezler, mamalar ve uykusuz gecelerden yorulmuştu. Çocuk yapmaya bir süre ara vermeye karar verdi.
Ahmet gece yarısından sonra geldi. Biraz neşeliydi. Ayşegül neden bu kadar geç kaldığını sorunca, “Ayşeciğim, hepimiz işten yorulduk, biraz rahatlamaya karar verdik,” dedi.
“Zavallıcık!” diye gülümsedi Ayşegül. “Hadi, seni doyurayım!”
“Gerek yok, kebap yedik, iştahım kapandı. Uyumaya gidiyorum.”
8 Mart Kadınlar Günü yaklaşıyordu. Ayşegül, annesinden çocuklara bakmasını rica edip alışveriş merkezine gitti. Bu günü özel geçirmek istiyordu: sadece ikisi için romantik bir akşam yemeği. Annesi çocukları almayı kabul etti.
Yiyecekler ve hediyelerin yanı sıra, kendine de bir şeyler almak istedi. Uzun zamandır kendine hiçbir şey almamıştı kocasından giysi için para istemeye utanıyordu, üstelik dışarı çıkacak yeri de yoktu. En son aldığı şey bir ev kıyafetiydi, böyle bir akşam için uygun olmazdı. Birkaç elbise seçip denemek için kabine girdi.
İkinci elbiseyi denerken, yan kabinden tanıdık bir ses duydu:
“Mmm, seni şimdiden çıkarmak istiyorum!”
Cıvıl cıvıl bir kız kahkahasıyla karşılık verdi.
“Bekle biraz, sabırsız! Git karına bir şeyler al!”
“Ona ne gerek var? Çocuk büyütmekten kendine vakit bulamıyor. Çocuklar ne giydiğine bakmaz doysunlar, altları temizlensin, oyuncakları toplansın yeter! Bir blender hediye ederim! Ya da ekmek makinesi mutlu olsun!”
Ayşegülün içine buz gibi bir su dökülmüştü. Sessizce elbiselerini denemeye devam ederken, yan kabindeki konuşmaları dinliyordu.
“Eğer nereye bu kadar para harcadığını sorarsa,” diye güldü kız, “Blender ve ekmek makinesi bu kadar pahalı olamaz…”
“Niye kendi paramı nereye harcadığımı açıklayayım? Çalışan benim, o evde oturup her şeye sahip! Ona ev için belli bir miktar veriyorum, yeter! Buna bile şükretmeli.”
Sesler kesildi, demek ki deneme bitmişti. Ayşegül kabinden dikkatle baktı. Öyleydi: sevdiği adam, kasada sarışın bir kızla birlikte alışverişin parasını ödüyordu. Parayı verdikten sonra, kasiyerin önünde çekinmeden kızı dudaklarından öptü.
“İyi misiniz?” Ayşegül fark etti ki kabinde donup kalmış, boşluğa bakıyordu.
“Evet, evet, iyiyim!” Perdeyi çekip elbiseleri satış elemanına uzattı: “Hepsini alacağım.”
Eve dönüp annesini uğurladıktan ve çocukları öğle uykusuna yatırdıktan sonra, Ayşegül ne yapacağını düşündü. Böyle bir ihaneti hiç beklemiyordu. Aldatılmasından çok, ona ve emeklerine verdiği değersizlik canını yakıyordu.
Kaçıp boşanma dilekçesi vermek istedi ama kendini durdurup düşündü.
“Boşanma dilekçesi verirsem, o gider sevgilisiyle yaşar, ben de çocuklarla geçim kaynağım olmadan kalırım. Nafaka? Belki de üç kuruş verir… Biz neyle geçineceğiz?”
Akşama kadar kararını vermişti. Ahmet o gün “iş” bahanesiyle geç kalmadı. “Gündüzden öpüşmüşlerdir,” diye düşündü Ayşegül umursamazca. Kocasına duyduğu tüm hisler yok olmuştu. Artık yabancı biriydi. Tek endişesi, onun yakınlaşmak isteyeceği ama karşılık veremeyeceğiydi. İğrençti.
Ama Ahmet belli ki sevgilisinden her şeyi almıştı, Ayşegüle yaklaşmadı bile.
Ertesi gün Ayşegül özgeçmişini hazırlayıp çeşitli şirketlere ve ajanslara gönderdi. Beklemekten başka yapacağı bir şey yoktu. Artık her sabah e-postalarını kontrol ediyordu. Sonunda beklediği haber geldi. Bir şirketten mülakata çağrılmıştı. Tam da kocasının çalıştığı yerdi. Uzun uzun düşündü, gitmeye değer miydi? Ama kararını verdi değerdi!
Annesinden çocuklara bakmasını rica edip mülakata gitti. Neredeyse iki saat süren görüşmenin ardından, esnek çalışma saatli iyi bir pozisyon teklif edildi. İlk başta maaşı az olsa da, kendisini ve çocuklarını geçindirmeye yetecekti.
Ayşegül eve kanatlanmış gibi döndü. Annesi kızının bu kadar neşeli halini görünce soru yağmuruna tuttu.
“Anne, Ahmet beni aldatıyor!” diye sevinçle haykırdı. Kızının bu yüzden aklını oynattığını düşünen anne, onu kolundan tutup yanına oturttu.
“Ayşegül, ne diyorsun? Ahmet nasıl seni aldatabilir? Bütün gün çalışıyor!”
“Çalışmıyor, sevgilisine gidiyor!” Ayşegül duyduklarını anlattı. Annesi dinledikten sonra sordu:
“Peki, ne yapacaksın?”
“Boşanacağım

Rate article
Lifequest
İş yükü arttı, sık sık geç kalıyor: Acaba bir darbe mi bekliyoruz?