Sen cidden internette tanıştığın adama mı evleneceksin? Leyla Hanım, gelin adayını şüpheyle süzüyordu, sanki eve sahte bir banknot sokacakmış gibi. Ağır, yargılayıcı bakışları, Elifin sade saçlarına, mütevazı elbisesine kaydı. Birbirinizi daha yeni tanıyorsunuz!
Elifin sırtına ürperti yayıldı. Maksimin büyüdüğü eski apartman dairesinin mutfağında oturuyorlardı. Küçük ama şirin, pırıl pırıl bir mutfaktı. Vanilya ve eski parke kokusu duvarlara sinmişti.
Anne, yeter artık, diye araya girdi oğlu, Maksim, Elifin omzuna dokunarak. İnternette değil, kitap kulübünde tanıştık. Önce online konuştuk sadece. Altı ay! Elif harika biri!
Tanışma hikâyeleri şöyleydi: Elif, unutulmuş eski kitaplar hakkında küçük bir blog tutuyordu. Yazılım mühendisi olan ama klasik edebiyata tutkun Maksim, bir gün “Suç ve Ceza” hakkındaki yazısına denk geldi. Tartışmaları özel mesajlara, sonra uzun telefon konuşmalarına dönüştü. Aynı şakalara gülüyor, aynı değerleri paylaşıyorlardı sessizliği, dürüstlüğü, kitap tozunun kokusunu. İlk buluşmaları bir randevu değil, sohbetin devamı gibiydi. Maksim, Elifle birlikteyken kendini evinde gibi rahat hissediyordu. Elif ise onda, derin bir iç dünyası olan utangaç bir adam görmüştü.
Harika biri diye burun kıvırarak mırıldandı Leyla Hanım, çay bardağını kasıtlı olarak şıkırdatarak. Başka şehirden, burada işi yok, üstelik kim bilir aklından neler geçiyor Oğlumu büyüttüm, okuttum, şimdi bir de çıkageldi işte
Elif dişlerini sıktı ama ses çıkarmadı.
Anlamıştı: kaynana onu bir insan olarak değil, soyut bir tehdit olarak görüyordu oğlunu annesinin kanatları altından çekip almak isteyen yabancı biriydi. Leyla Hanımın hayatı katı kurallar ve zaaflara karşı amansız bir mücadeleden ibaretti. Kocasının vefatından sonra, tek oğluna olan düşkünlüğü daha da artmıştı.
Kaynanayla yakınlaşma çabaları boşa çıkıyordu.
Elif bir gün tüm gücüyle, büyükannemin tarifi dediği tarçınlı ve anasonlu elmalı keki yapmıştı. Leyla Hanım küçük bir parça koparıp mırıldandı:
Çok tatlı olmuş. Bizim ailede böyle yapılmaz.
Temizliğe yardım teklif ettiğinde ise kuru bir cevap gelmişti:
Gerek yok, ben her şeyin yerini bilirim. Sonra aylarca aramak zorunda kalırız.
Maksim, Elifle odasında yalnız kaldığında, gemi modelleri ve fizik kitapları arasında, ellerini açıp şaşkınlığını belli etti:
Üstüne alma. Annem böyle işte. Sevgi doludur ama dikenli bir bitki gibidir.
Elimden geleni yapıyorum, diye fısıldadı Elif, pencereden aynı balkonlara bakarak. Ama soğuk savaş havasında yaşamak çok yorucu. Hem ondan ayrı yaşayacak durumda değiliz henüz.
Yine de Elif pes etmedi. Her kalenin gizli bir kapısı olduğuna inananlardandı.
Bir cumartesi sabahı, Leyla Hanım rafları silerken eski bir albümü çıkardı. Elif izin isteyip yanına oturdu. Kaynananın sararmış bir fotoğrafa takılı kaldığını fark etti. Genç ve gülümseyen Leyla Hanım, yanında uzun boylu, kara saçlı bir adamla duruyordu.
Bu kim? diye dikkatle sordu Elif.
Leyla Hanım irkildi, yasak bir şey yakalanmış gibi.
Kardeşim, Ahmet, diye iç çekti, sesinde ilk kez sertlik değil, yorgun bir hüzün vardı. Küsmüştük. Yirmi yıl oldu belki de.
Neden? diye sordu Elif, bu nadir samimiyeti kaçırmamaya çalışarak.
Aptallıktan. Ailemizden kalan arsayı paylaşamadık. İkimiz de inatçıyız. O bana kırıcı sözler söyledi, ben de ona. Sonra öyle kaldık. Aynı şehirde, farklı dünyalarda yaşıyoruz.
Elif suskun kaldı ama aklında bir plan belirmişti. Maksimin, annesinin bu kavgadan sonra daha da içine kapandığını anlattığını hatırladı.
Bir hafta sonra, meraklı komşu Ayşe Teyzeyle sohbet ederken, Elif tesadüfen aileden bahsetti.
Ah, Leyla ve kardeşi mi! diye ellerini çırptı Ayşe Teyze. Ayrılmaz ikiliydiler! Ahmet Bey, şu yeni sitelerden birinde oturuyor. Geçen yıl kalp ameliyatı oldu. Çocukları İzmirde, yapayalnız kalmış zavallıcık.
Akşam, Maksim kitap okurken, Leyla Hanım çorap örüyordu. Elif dikkatle konuşmaya başladı:
Leyla Hanım, kardeşinizin geçen yıl kalp ameliyatı olduğunu biliyor muydunuz?
Örgü şişleri elinde dondu. Yüzü bembeyaz oldu:
Ne?! Nereden biliyorsun bunu?
Ayşe Teyze anlattı bugün. Çok zor zamanlar geçirmiş, yardıma ihtiyacı varmış ama kimsesi yokmuş
Leyla Hanım cevap vermedi. Sessizce odasına çekildi. Elif, duvarın ardındaki huzursuz adımları duyuyordu. Bütün akşam ağır bir sessizlik çöktü.
Ertesi sabah, genelde geç kalkan Leyla Hanım erkenden hazırdı.
Bir arkadaşa uğrayacağım, diye mırıldandı, en iyi pardösüsünü giyerek.
Akşama döndü. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı ama o bildik soğukluk yoktu. Yüzünde şaşkın, yumuşak bir ifade vardı. Mutfakta Elifi görünce kapıda durdu:
Teşekkür ederim, diye kısaca ve boğuk bir sesle mırıldandı. Başka bir şey




