**Günlük Kaydı**
Kapıdaki yabancılar, “Çocuğu bize vermelisiniz. Biz onun gerçek ailesiyiz,” dediğinde içimde bir şeyler kırıldı.
“Anne, yarın okula gitmesem olur mu? Başım yine ağrıyor!” dedi Deniz, mutfak kapısında durup pervaza tutunarak.
Ayşe, ocakta karıştırdığı çorbadan başını kaldırdı. Oğlu gerçekten solgun görünüyordu, gözlerinin altında mor halkalar vardı.
“Yine mi? Deniz, bu hafta üçüncü oldu. Doktora gitsek mi?”
“Doktora gerek yok. Sadece yoruldum. Evde kalsam olur mu?”
“Sabah bakalım. Şimdi derslerini bitir.”
“Bitirdim zaten.”
“Hepsi mi? Matematik de mi?”
“Matematik de.”
Ayşe oğlunun yanına gitti, elini alnına koydu. Ateşi yoktu. Ama son zamanlarda çok durgun, dalgındı. Eskiden yerinde duramazken şimdi saatlerce odasında oturup camdan dışarı bakıyordu.
“Deniz, okulda bir sorun mu var? Kimse seni rahatsız ediyor mu?”
“Her şey normal anne, sadece başım ağrıyor.”
Çocuk odasına gitti. Ayşe ocağa döndü ama içindeki huzursuzluk geçmiyordu. Sekiz yıldır büyüttüğün çocuk, bir anda sana yabancı geliyor.
Akşam Mehmet işten geldi. Yorgundu ama eşinin telaşlı halini görünce hemen diken üstüne oturdu.
“Ne oldu?”
“Deniz yine baş ağrısından şikayet ediyor. Bu hafta üçüncü kez.”
“O zaman doktora gidelim.”
“Söylüyorum işte, istemiyor. Belki gerçekten yorgunluktandır? Dönem sonu, sınavlar…”
Mehmet oğlunun yanına gitti. Ayşe alçak sesle konuştuklarını duydu. Sonra eşi döndü, masaya oturdu.
“Her şeyin normal olduğunu söylüyor. Ama yarın doktora gitmeyi kabul etti.”
“İyi o zaman. Sabah randevu alırım.”
Akşam yemeğinde Deniz neredeyse hiçbir şey yemedi. Çatalıyla patatesi karıştırdı, çayını içti ve yatmak için izin istedi. Ayşe ile Mehmet birbirlerine baktı.
“Belki de âşık oldu?” dedi Mehmet. “Bu yaşlarda olur.”
“Daha erken. Sekiz yaşında daha.”
“Kim bilir? Çocuklar şimdi çabuk büyüyor.”
Ayşe sofrayı topladı, bulaşıkları yıkadı. Aklına türlü türlü düşünceler geliyordu. Acaba okulda bir şey mi oldu? Yoksa ciddi bir hastalığı mı vardı?
Gece boyunca birkaç kez oğlunun odasına girdi. Deniz huzursuz uyuyordu, dönüp duruyor, rüyasında bir şeyler mırıldanıyordu. Ayşe yorganını düzeltti, saçlarını okşadı. Çocuk gözlerini araladı.
“Anne?”
“Uyu tatlım, her şey yolunda.”
“Anne, beni seviyor musun?”
“Tabii ki seviyorum. Dünyadaki her şeyden çok.”
“Ya ya senin değilsem?”
Ayşe dondu kaldı.
“Ne saçmalıyorsun Deniz? Tabii ki benimsin. Hadi uyu.”
Çocuk gözlerini kapadı, duvara döndü. Ayşe odadan çıktı ama uykusu kaçmıştı. Sekiz yaşındaki bir çocuğun aklına nereden gelirdi böyle şeyler?
Sabah Deniz kendiliğinden uyandı, kahvaltısını yaptı, çantasını hazırladı.
“Anne, okula gidiyorum. Başım ağrımıyor.”
“Emin misin? Yine de doktora gidelim mi?”
“Gerek yok. İyiyim.”
Ve Ayşe ne olduğunu anlamadan kapıdan fırladı. Pencereden baktı, oğlu hızlı adımlarla yürüyordu, sanki bir yere yetişmek istiyordu.
Gün her zamanki gibi geçti. İş, alışveriş, yemek. Ama içindeki endişe gitmiyordu. Birkaç kez sınıf öğretmenini arayıp sormak istedi ama vazgeçti.
Saat üçte kapı çaldı. Ayşe açtı. Kapıda bir erkek ve bir kadın duruyordu. Tanımadığı insanlardı. Adam kırklı yaşlarda, uzun boylu, koyu saçlıydı. Kadın daha genç, güzel ama gergin bir ifadeyle duruyordu.
“Merhaba,” dedi adam. “Ayşe Hanım mı?”
“Evet, benim. Siz kimsiniz?”
“Ben Murat Yılmaz. Bu da eşim Selma. Sizinle konuşmamız gerekiyor.”
“Ne hakkında?”
Adam eşiyle göz göze geldi. Kadın başını salladı, cesaret verir gibi.
“Oğlunuz hakkında. Deniz hakkında.”
Ayşe gerildi.
“Denize ne oldu? Okulda bir şey mi oldu?”
“Hayır, okulda her şey normal. İçeri girebilir miyiz? Uzun bir konu.”
“Sizi tanımıyorum. Ne konuşacağız?”
Kadın bir adım öne attı. Gözleri doluydu.
“Lütfen. Bu çok önemli. Konu Çocuğu bize vermelisiniz. Biz onun gerçek ailesiyiz.”
Ayşe geri çekildi. Kulakları uğulduyordu.
“Ne? Nasıl bir saçmalık bu? Deniz benim oğlum!”
“Lütfen dinleyin,” dedi Murat, elindeki dosyadan bazı belgeler çıkardı. “Kanıtlarımız var. Sekiz yıl önce hastanede bir hata yapıldı. Bebekler karıştı.”
“Defolun! Hemen! Yoksa polisi arayacağım!”
“Ayşe Hanım, lütfen bizi dinleyin,” dedi Selma, gözyaşlarına boğulmuştu. “Biz de sekiz yıldır bir çocuk büyüttük. Onu sevdik. Sonra anladık ki…”
“Ne anladınız?”
“Oğlumuz yani büyüttüğümüz çocuk hastalandı. Kan nakli gerekti. O zaman kan gruplarının uyuşmadığını fark ettik. Ne benimle ne de eşimle. DNA testi yaptırdık.”
Ayşe kapı pervazına tutundu. Bacakları titriyordu.
“Ve?”
“O bizim biyolojik çocuğumuz değil. Araştırmaya başladık. Hastaneye gittik. Kayıtları incelediler. O ge




