Rüya gibi bir anda, Sevginin annesi, Gülten Hanım, kiraladıkları tek odalı evin ortasında oturuyor, kızına suçluymuş gibi bakıyordu.
“Ne zaman bir ev alacaksınız?” diye sordu, sesi keskin ve baskın.
Sevgi pencereden dışarı baktı. Bu konuşmalar artık dayanılmaz hale gelmişti. Oğuzla evlendiği günden beri annesi, “Yanlış adamı seçtin,” diyordu. “Oğuzun ne evi var ne parası. Niye böyle bir adamla evlendin?” Gülten Hanım her ziyaretinde aynı şeyi soruyor, “Kira ödemekten utanmıyor musunuz?” diye çıkışıyordu.
Sevginin içi kaynı-yordu.
“Uygun bir ev arıyoruz, anne,” dedi sakince. “Semtine, fiyatına, içindeki tadilata bakıyoruz. Yenilenmiş bir ikinci el istiyoruz, çünkü tadilat için paramız yok. Anlıyor musun?”
Gülten Hanım gözlerini devirdi.
“Tabii, tabii,” alaycı bir tonla mırıldandı. “Eğer sen de normal bir adam bulsaydın, şimdi bal damlardı ağzına. Yeni projelerde daire bakardın. Ama sen? Artıklarla yetiniyorsun.”
Sevgi birden ayağa fırladı, bağırmamak için kendini zor tutuyordu.
“İşim var, anne,” diyerek kapıya yöneldi.
Annesi arkadan bir şeyler söyledi, ama Sevgi dinlemedi. Kapıyı kapattı, sırtını dayadı. Derin bir nefes aldı. Omuzları ağrıyor, çenesi sıkılmaktan acımıştı. Son zamanlarda annesiyle her görüşmesi bir savaşa dönüşüyordu.
Mutfakta su içti, biraz sakinleşmeye çalışırken telefonu çaldı.
“Sevgi!” Oğuzun sesi heyecanlıydı. “Mükemmel bir daire buldum! Hemen şu adrese gelmelisin! Acele et!”
Kalbi hızla çarptı. Adresi bir kağıda yazdı, hızla giyinip taksiye bindi. Yolda sabırsızlanıyordu.
Oğuz onu apartmanın önünde bekliyordu. Gözleri parlıyordu.
“Gel, gör,” dedi, elinden tutup içeri çekti.
Üçüncü kattaki daire iki odalıydı. Küçük ama sıcacık. Yeni boyanmış duvarlar, ahşap desenli laminat, temiz mobilyalar.
“Bak,” dedi Oğuz, her köşeyi göstererek. “Yatak odası burası, oturma odası şurası. Mutfak aydınlık. Ve en önemlisi, fiyatı uygun. Satıcılar acele ediyor, şansımıza denk geldi.”
Sevgi sessizce etrafa baktı. Burası onların eviydi. Odaları gezerken içi ısındı.
“Alalım mı?” diye fısıldadı Oğuz.
“Alalım,” dedi Sevgi, gülümsedi.
Hemen anlaştılar, evrak işlerini hallettiler. Eve dönerken Oğuz sürekli konuşuyor, Sevgi ise sessizce gülümsüyordu. İçinde bir sevinç fırtınası kopuyordu.
Sonraki haftalar belgeler, eşya taşıma, yerleşme telaşıyla geçti. Sonunda ilk akşamlarıydı.
Sevgi oturma odasında durdu, etrafa baktı. Oğuz arkadan sarıldı.
“Bizim evimiz,” diye fısıldadı.
“Bizim yuvamız,” dedi Sevgi, gözyaşları yanaklarına süzülürken.
Ama neşe uzun sürmedi. Ertesi gün kapı çaldı. Gülten Hanım içeri girdi, yüzünde hoşnutsuzluk vardı.
“İşte bu mu?” diye sordu, daireyi tepeden tırnağa süzdükten sonra. “Ben en az üç odalı bir şey bekliyordum. Burası ne? Odalar birbirine bitişik, küçücük. İnsan yaşar mı böyle yerde?”
Sevginin yüzü kızardı. Oğuz odaya girdi, durumu kurtarmaya çalıştı.
“Gülten Hanım, bu bizim ilk evimiz. Birikim yapıp daha büyüğüne geçeriz belki.”
Gülten Hanım homurdandı, kapıya yöneldi. Tam çıkarken dönüp Sevgiye sertçe,
“Bu ev, kocanın aynası. İşe yaramaz, silik ve zavallı. Tıpkı onun gibi,” dedi.
Kapı kapandı. Sevgi olduğu yerde çakılı kaldı. Oğuza baktı, gözlerindeki acıyı gördü.
“Boş ver,” dedi Oğuz, gülümsemeye çalışarak.
Zaman geçti, evlerine alıştılar. Sevgi çiçekler dikti, resimler astı.
Ama birkaç hafta sonra Gülten Hanım yine geldi. Oğuz sesini duyar duymaz yatak odasına kapandı.
“Komşumun kızı yeni projede üç odalı dairede oturuyor,” diye çıkıştı Gülten Hanım. “Çünkü normal bir adamla evlendi. Sen niye Oğuz gibi biriyle kaldın?”
Sevginin sabrı taştı.
“O komşunun kızı üç kez polise şikayet etti kocasını!” diye bağırdı. “Ben Oğuzu seviyorum! Onunla yan yana köprü altında bile yaşarım! Çünkü o beni sever, korur. Bunu kabul edemiyorsan, bir daha gelme!”
Gülten Hanım şaşkınlıkla ağzını açıp kapadı, sonra çekip gitti.
Yatak odasının kapısı açıldı. Oğuz çıktı, Sevgiyi kucakladı.
“Ben de seninle köprü altında yaşarım,” diye fısıldadı.
Sevgi gözyaşları içinde güldü. Evet, zengin değillerdi. Ama birbirlerini seviyorlardı. Ve bu, her şeyden önemliydi.




