Eşim Aylin’i beş yıl önce kaybettim. Kızımız Elif’i tek başıma büyüttüm. En yakın arkadaşım Levent’in düğününde yeni bir başlangıcı kutladık.

Bugün günlüğüme yazmak için oturdum, çünkü yaşadığım şeyi kelimelere dökmekten başka çarem yok. Beş yıl önce eşim Aylini kaybettim. Kızımız Elifi tek başıma büyüttüm. En yakın arkadaşım Leventin düğününe gittik, yeni bir başlangıcı kutlamak için.

Düğün salonu, sıcak kehribar ışıklarla parlıyordu; her şeyi daha yumuşak, daha romantik gösteren bir aydınlıktı. Elif elimi sıkıca tutmuş, beyaz sandalyelerin arasına doğru ilerliyorduk. On yaşındaydı ve annesinin iri ela gözlerini, meraklandığında kaşlarının arasında beliren o küçük çizgiyi taşıyordu. Yıllardır sadece ikimizdik, çünkü Aylin bir trafik kazasında ölmüştü. Beş yıl boyunca alışmaya, yas tutmaya, yeniden inşa etmeye çalıştık. Bu gece ise yeni bir başlangıcın kutlaması olmalıydı. En yakın arkadaşım Levent Demir, sonunda evlenmek istediği kadını bulmuştu.

Levent, Aylinin ölümünden sonra bana destek olan tek kişiydi. İstanbulun bir banliyösündeki daha küçük eve taşınmama yardım eden, akan musluğu tamir eden, hastanede gece nöbetlerimde Elife bakan oydu. Bir arkadaştan öte, bir kardeş gibiydi. Evleneceğini söylediğinde, onun adına gerçekten mutlu olmuştum.

Tören yumuşak bir piyano müziğiyle başladı. Gelin salona girdiğinde misafirler ayağa kalktı, yüzü uzun bir duvakla örtülüydü. Elif başını koluma yasladı, “Gelinin elbisesi ne kadar güzel,” diye fısıldadı. Gülümsedim, ama göğsümde garip bir huzursuzluk belirdi. Gelinin yürüyüşü, omuzlarının duruşu, bir şekilde tanıdık geliyordu ama nedenini anlayamadım.

Sonra Levent duvağı kaldırdı.

Nefesim kesildi. Dizlerimin üzerine çökecek gibi oldum. Çünkü bana bakan, Aylindi. Karım. Beş yıl önce toprağa verdiğim kadın.

Donup kaldım, gözlerimi kırpamıyordum, nefes alamıyordum. Etrafımda her şey bulanıklaştıalkışlar, hayranlık dolu iç çekişler, imamın sesihiçbiri aklımda kalmadı. Tek görebildiğim oydu. Aylinin yüzü, gözleri, o belirsiz gülümsemesi.

“Baba,” Elif kolumu çekti, incecik sesi zihnimdeki sisi dağıttı. “Anne neden Levent Amcayla evleniyor?”

Ağzım kurudu. Elim o kadar titredi ki düğün programını neredeyse düşürüyordum.

Bu olamazdı. Aylin ölmüştü. Kazayı görmüş, cesedini teşhis etmiş, ölüm belgesini imzalamıştım. Cenazesinde ağlamıştım. Ama şimdi burada, beyazlar içinde, Leventin ellerini tutuyordu.

Salon birden çok dar, çok boğucu geldi. Misafirler fısıldaşıyor, bana bakıyorlardı.

Aklımı mı yitiriyordum, yoksa bu imkansız şeyi sadece ben mi görüyordum?

İlk içgüdüm ayağa kalkıp bağırmaktı. Cevaplar istemek, düğünü durdurmaktı. Ama Elifin parmakları beni yere bağladı. Olay çıkaramazdımözellikle onun önünde, burada değil. Kendimi zorla sandalyede tuttum, tören devam ederken her söz bana cam kesiyor gibiydi.

Nikâh kıyılıp Levent gelinini öptüğünde, midem bulanmıştı. İnsanlar alkışlıyor, mutluluk gözyaşları döküyordu. Ben ise taş gibi oturmuş, zihnim delicesine çalışıyordu.

Resepsiyonda masalardan uzak durdum. Barın yanında bekledim, Elifi pasta ve meyve suyuyla oyalarken gözlerimi çiftten ayırmadım. Yakından bakınca benzerlik daha da çarpıcıydı. Gelin yeni eşiyle gülüyordu, sesi neredeyse Aylininkiyle aynıydıbelki biraz daha derin, daha bilinçli.

Dayanamadım. Nedimesinden gelinin adını sordum.

“Adı Zeynep,” dedi neşeyle. “Zeynep Yılmaz. Sanırım Leventle iki yıl önce Ankarada tanışmışlar.”

Zeynep. Aylin değil. Beynim bu ayrıntıya tutunmaya çalıştı. Ama Zeynep neden ölen karıma tıpatıp benziyordu?

Akşamın ilerleyen saatlerinde Levent beni terasta buldu. “Emre, iyi misin? Çok sessizsin.”

İçimde kopan fırtınayı gizlemeye çalıştım. “O… Ayline çok benziyor.”

Kaşlarını çattı. “Evet, ilk tanıştığımızda ben de öyle düşünmüştüm. Beni de şaşırtmıştı. Ama Zeynep, Aylin değil, dostum. Bunu biliyorsun.”

Yutkundum. “Elif biliyor mu?”

“Kafası karışık. Olabileceğini düşünmüştüm.” Levent omzuma elini koydu. “Dinle, sen ve bençok şey atlattık. Sana asla zarar vermem. Zeynep, Aylin değil. Kendi kişiliği var. Zamana bırak.”

Ama zaman huzursuzluğumu hafifletmedi. Zeynep bizi selamlamaya geldiğinde, Elifin seviyesine eğilerek gülümsedi. “Sen Elif olmalısın. Baban seni çok anlatıyor.”

Elif ona baktı. “Sesin anneme benziyor.”

Zeynep bir an dondu, sonra toparlandı. “Bu benim için bir onur.”

Gözlerindeki ifade beni rahatsız ettisanki bir şeyler saklıyordu. Ve o an anladım ki bu konuyu kapatamazdım.

Sonraki haftalarda uyuyamadım. Eski albümlere gömüldüm, Aylinin fotoğraflarına bakıp her detayı Zeyneple karşılaştırdım. Aynı kemik yapısı, aynı sağ kaşın üstündeki küçük yara izi, aynı sol yanağındaki gamze. Tesadüf olamayacak kadar fazlaydı.

Özel bir dedektif tuttum. Zeynep dediği

Rate article
Lifequest
Eşim Aylin’i beş yıl önce kaybettim. Kızımız Elif’i tek başıma büyüttüm. En yakın arkadaşım Levent’in düğününde yeni bir başlangıcı kutladık.