Bir zamanlar, bana ihanet eden bir adam vardı. En yakın arkadaşımla beni aldattı. Ama üç yıl sonra onları bir benzin istasyonunda görünce, gülümsemekten kendimi alamadım…
Kocam, benden uzaklaşmaya başladığında, teselliyi en iyi arkadaşımda aradım. “Aşırı tepki veriyorsun,” dedi. Meğerse gerçekler çok daha acıymış. Kader, üç yıl sonra bana ihanetlerinin sonuçlarını gösterecekti.
Hep ihanetlerin başkalarının başına geldiğini düşünürdümdizilerde izler, akşam yemeklerinde fısıldaşmalar duyardım. Ama bana olmazdı. Bize olmazdı.
Beş yılımı Altan’la geçirdim. Lüks değildi ama bizimdikanepede film geceleri, pazar kahvaltıları, yalnız bizim anladığımız şakalar… Tüm bu zaman boyunca yanımda bir de Deniz vardıokuldan en yakın arkadaşım, bir kardeş gibi. Düğünümde bile yanımdaydı, saçımı okşayıp mutluluk gözyaşları döküyordu.
Hamileyken, bunun hayatımızın en güzel bölümü olacağını sanmıştım.
Sonra Altan değişti.
Önce küçük şeylerişte daha fazla kalıyor, gülüşü gözlerine ulaşmıyordu. Sonra daha da kötüleşti. Bana bakmıyordu. Konuşmalarımız tek kelimelik cevaplara dönüştü. Geceleri bana sırtını dönüp uyuyordu.
Anlamıyordum. Geç gebelik döneminde yorgun, çaresiz, aramızdaki yıkılan şeyleri tamir etmeye çalışıyordum.
Denizi aradım.
“Ne olduğunu anlamıyorum,” diye hıçkırdım telefonun ucunda, karanlıkta kıvrılmış, Altan yanımda uyurken. “Sanki artık beni sevmiyor.”
“Abartıyorsun,” dedi yumuşakça. “Seni seviyor. Sadece stresli.”
İnanmak istedim.
Ama uykusuz geceler, endişe, evliyken bile hissettiğim yalnızlık beni tüketiyordu.
Sonra bir sabah karın ağrısıyla uyandım. Akşam hastaneye kaldırıldım. Doktorun dudaklarını izliyordum ama hiçbir şey duymuyordum.
“Kalp atışı yok.”
Bebek yoktu.
Acı dalgalar halinde gelir derler. Benimki bir çığ gibiydi.
Düşük beni yıktı, peki ya Altan? O çoktan gitmişti. Hastanede yanımda oturmuş, soğuk ve sessiz, elimi bile tutmuyor, bir teselli bile etmiyordu. Otobüs bekler gibi oturuyordu, bebeğimizi kaybetmenin yasını bile tutmuyordu.
Bir ay sonra nihayet, belli ki çoktan hazırladığı cümleyi kurdu:
“Artık mutlu değilim, Leyla.”
Hepsi buydu. Açıklama yok, duygu yok. Boş bir veda.
Altanın gittiği gün kavga, çığlık, gözyaşı yoktu. Sadece buz gibi bir sessizlik.
“Artık mutlu değilim, Leyla.”
Mutfak masasında karşısında oturmuş, gözlerimi kırpıştıyordum. Sözleri göğsümde bir ağırlık gibiydi.
“Ne?” diye titreyen bir sesle sordum.
Sinirle içimden bir derin nefes aldı, sanki sorun bendeymiş gibi şakaklarını ovuşturdu.
“Hiçbir şey hissetmiyorum. Çok zamandır.”
Çok zamandır.
Yutkundum.
“Bebeğimizi kaybettiğimizden beri mi?”
Çenesi gerildi.
“Önemli değil.”
Yalan o kadar gülünçtü ki.
Ona baktımpişmanlık, suçluluk, herhangi bir şey arıyordum. Ama o sadece oturdu, gözlerini bile kaldırmadı.
“Yani bu kadar mı? Beş yıl, ve böylece gidiyorsun?” diye sordum, ellerim masanın altında yumruk olmuştu.
Sabırsızca içini çekti.
“Tartışmak istemiyorum, Leyla.”
Sinirle güldümo tür bir kahkaha ki, artık dayanamayacakken patlar.
“Ah, tartışmak istemiyorsun? Komik, çünkü bu hikâyede benim bir seçeneğim yoktu.”
Ayağa kalktı, anahtarlarını aldı.
“Arkadaşlarda kalacağım.”
Bir şey diyemeden kapıyı çarptı.
Deniz, en yakın arkadaşım, peşinden gitti. Benim dayanağım, bir anda yok oldu. Aramalarıma cevap vermedi. Mesajlarımı görmezden geldi. Sonrabeni her yerde engelledi.
Ta ki gerçeği öğrenene kadar…
Annem ilk öğrenen oldu. Bir akşam telefon açtı, sesi gergin.
“Leyla, canım… şuna bir bak.”
Denizin Instagram hesabına bir link gönderdi.
Ve işte onlardı.
Altan ve Deniz. Sahilde kucaklaşmış, gülüyorlardı, sanki yıllardır aşıkmış gibi.
Ellerim titreyerek devamını okudum. Fotoğraf üstüne fotoğraf, haftalar boyu. Lüks restoranlar, kayak tatilleri, şömine başında romantik akşamlar… Bunu alenen, utanmadan paylaşmışlardıben hâlâ onun yasal karısıyken.
İhanet içimi yakıyordu. Ama eğer benim sonum olacağımı düşündülerse, yanıldılar.
Acımı aldım ve güce dönüştürdüm. Altan dikkatsizdi, kendi hayallerine o kadar kapılmıştı ki izlerini örtememişti. Mahkemede sadakatsizliği kozum oldu. Sonunda ev kaldı, parasının yarısı ve onun her şeye sıfırdan başlamasına tanık olmanın tatmini…
O bana olan güvenimi aldı. Ben de hakkım olanı aldım.
Yeniden başlamak kolay değildi. Ama hayat sabredenlere ödülünü verir.
Bir yıl sonra Can’la tanıştım.
O sadece Altandan farklı değildiAltanın olmadığı her şeydi. İyiydi. Düşünceliydi. Hiçbir zaman duygularımı “abartılı” bulmadı.
Gerçek bir hayat kurduk. Sosyal medya gösterişi için değil. Kısa süre sonra kızımız doğdubenim gözlerim, onun gülüşüyle…
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



