“Evlenmek istemiyordum, annem zorladı.”
“Emre, Efe’ye bakar mısın?” diye seslendi Aylin, aynıda eşarbını düzeltirken. “Akşama dönerim, altı gibi. Öğle yemeğini vermeyi unutma. Buzdolabında her şey hazır, sadece ısıtacaksın.”
Cumartesi günü hiç beklenmedik şekilde yoğun geçiyordu. İşte bir kriz çıkmış, patronu hafta sonu da çalışmasını istemişti. Bu işi halledebilecek tek kişi oydu. Aylin tereddüt etmeden kabul etti. İş, ona sadece para kazandırmıyor, aynı zamanda kendini değerli hissettiriyordu.
Beş yaşındaki Efe, odasında mutlu mesut oyuncak arabalarıyla oynuyordu. Aylin, oğlunun motor sesleri çıkararak bir şeyler mırıldandığını duydu. Sıradan bir hafta sonu sabahıydı. Çantasını kontrol etmiş, anahtarlarını bulmuştu ki, Emre odadan çıktı.
“Hayır,” dedi Emre, umursamaz bir tavırla.
Aylin donup kaldı, eli kapı kolunda asılı kalmıştı. Dönüp kocasına şaşkın şaşkın baktı.
“Ne?”
“Çocukla ben ilgilenmeyeceğim,” diye tekrarladı Emre, onun yanından geçip askılığa doğru yürürken. “Bugün kendi planlarım var.”
Aylin ona bakakaldı, kulaklarına inanamıyordu. Altı yıllık evlilik ve bir kez bile oğluyla kalmayı reddetmemişti Emre. Örnek bir babaydı, en azından öyle görünüyordu. Aylin donmuş gibi dururken, Emre sakince montunu giydi, ayakkabılarını bağladı ve kapıya yöneldi.
“Emre, anlamıyorum. Ne oldu?” diye sordu Aylin, ona doğru adım atarak. Ama Emre onu yolundaki bir engelmiş gibi geçti.
“Hiçbir şey olmadı,” diyerek çıktı kapıdan, arkasına bile bakmadı.
Kapı Aylinin burnunun dibinde kapandı. Koridorun ortasında, çantasının kayışını sımsıkı tutmuş halde öylece durdu. İçi düğüm düğüm olmuştu. Bir saat sonra işte olması gerekiyordu. Bir saat! Telefonunu kaptı, titreyen parmaklarıyla annesinin numarasını çevirdi.
“Anne, özür dilerim, ama yardımına ihtiyacım var. Acil. Efeye bakabilir misin?”
Allahtan ki annesi fazla soru sormadı.
Aylin zamanı hesaplamaya çalıştı, annesinin yetişemeyeceğini anladı. Komşusuna koştu. Karşı dairede yaşayan yaşlı kadın, Ayşe Teyze, zor durumlarda hep yardımcı olurdu. Kapıyı çaldı, komşu kapıyı açtığında neredeyse yalvaran gözlerle baktı.
“Ayşe Teyze, lütfen imdadıma yetişin. Annem gelene kadar yarım saatliğine Efeye bakar mısını? İşte kriz var, Emre de Emre işe gitti.”
Ayşe Teyze başını salladı ama kabul etti. Aylin eve döndü, oğluna bir süreliğine Ayşe Teyzede kalacağını anlattı ve koşarak evden çıktı. Ofise gidene kadar her şey bir rüya gibi geliyordu. Bu neydi böyle? Neden Emre böyle davranmıştı? Belki tartışmışlardı da fark etmemişti? Aylin son günleri düşündü. Aklına hiçbir şey gelmedi. Dün akşam sakin bir şekilde yemek yemişler, film izlemişlerdi. Hatta hafta planlarından bile bahsetmişlerdi.
İşte bir türlü odaklanamıyordu. Görevlerini otomatik pilotta yaparken, aklı sürekli sabahki olaya takılıyordu.
Birkaç kez Emreye mesaj atmaya çalıştı.
“Neredesin?”
“Ne oldu?”
“Niye böyle yaptın?”
Ama mesajlarına cevap gelmedi. Telefon sessizdi. Ekranı her beş dakikada bir kontrol ediyordu, ama hiçbir bildirim yoktu
Akşam annesini gönderirken,
“Çok teşekkür ederim anne. Sensiz ne yapardım bilmiyorum.”
Annesi, tıpkı çocukken yaptığı gibi başını okşadı.
“Bir şey değil kızım. Sadece söyle, ne oldu? Emre nerede?”
“Bilmiyorum. Sabah çıktı, hala dönmedi.”
Annesini uğurladı. Evdeki sessizlik kulaklarını tırmalıyordu. Oğlunun odasına gitti, uyuyan Efeye baktı. Çocuk, peluş ayısına sarılmış, mışıl mışıl uyuyordu. Küçücük, savunmasız Aylin elini onun saçlarına dokundurdu, alnından öptü ve sessizce çıktı.
Emre iki saat sonra geldi. Aylin duşunu almış, pijamalarını giymiş, sakinleştirici bir çay içmişti bile. Anahtar sesini duyunca dondu. Kocası, sabah çıktığı gibi sakince girdi içeri. Montunu çıkardı, ayakkabılarını çıkardı, odasına geçti.
Aylin kapıda durmuş, onu izliyordu. İçi kaynıyordu. Emre telefonuna bakmaya devam ediyordu. Aylin tam karşısına geçti.
“Bu neydi böyle?”
Emre ona, sanki sokaktaki yabancılara bakar gibi boş bir ifadeyle baktı. Kocasında, Efenin babasında hiç görmediği bir bakıştı bu.
“Rol yapmaktan yoruldum,” dedi Emre.
Aylin dondu. Şakaklarında kan çarpıyordu. Yavaşça koltuğun kenarına çöktü, gözlerini ondan ayırmadan.
“Neyden yoruldun?”
“Bu aileden. Evlilikten. Senden. Oğlundan.”
Aylin kocasına baktı, şaka yapıyor olabileceğine dair bir şey arıyordu. Ama Emre ciddiydi. Yüzü buz gibi ve uzaktı.
“Ne demek istiyorsun?” diye zorlukla çıkardı Aylin, koltuğun kollarını sımsıkı kavrayarak.
“Tam da dediğim şeyi,” dedi Emre omuz silkip. “Seninle evlenmek istememiştim, Aylin. Annem zorladı. İyi, nazik, doğru bir gelin olduğunu söyledi. Senin gibi kızların kıymetini bilmek gerektiğini




