Şimdi neredesin? Nereye gidiyorsun? Peki yemekleri kim hazırlayacak?

Bu ne şimdi? Nereye gidiyorsun? Yemeği kim yapacak?
Nereye koşturuyorsun böyle? Birinin yemek yapması lazım! diye telaşlandı adam, kavga ettiği annesinin ardından Antoninanın yaptıklarını görünce.
Antonina pencereden dışarı baktı. Baharın başı olmasına rağmen kasvetli bulutlar vardı. Türkiyenin kuzeyindeki bu küçük kasabada neredeyse hiç güneşli gün olmazdı. Belki de bu yüzden burada yaşayan insanlar, donuk ve soğuk görünürdü.
Antonina da giderek daha sık fark ediyordu ki artık hiç gülümsemiyordu. Alnındaki o kalıcı kırışık, ona on yıl daha yaşlanmış gibi bir görüntü veriyordu.
Anne! Dışarı çıkıyorum, diye haber verdi kızı, Elif.
Tamam, diye başını salladı Antonina.
Ne demek tamam? Para ver.
Ne yani, artık gezmek bile ücretli mi? diye iç çekti kadın.
Anne! Niye hep sorular?! diye sabrı taştı kızın. Hadi, çabuk ol! Bu kadar az mı olur?
Dondurma için yeter.
Cimri, diye savurdu Elif, ama annesi duymadı bile, çünkü kız kapıyı çarparak çıkmıştı bile.
İnanamıyorum diye kafasını salladı Antonina, Elifin ergenliğe girmeden önce ne kadar tatlı bir kız olduğunu hatırlayarak.
Tuna, karnım gurulduyor! Daha ne kadar bekleyeceğiz?! diye homurdandı kocası, Tolga.
Kendin ye, diye umursamazca cevap verdi, tabağı masaya koyarken.
Getirmez misin hiç?
Antonina neredeyse tencereyi fırlatacaktı. Bu adam kendini ne sanıyordu?
Yemek mutfakta, Tolga. İstersen ye, istemezsen zorla değil, dedi ve tek başına masaya oturdu.
On beş dakika sonra Tolga mutfağa geldi.
Soğuk iğrenç
Fazla beklettim.
Sana söylemiştim! Hiç mi sevgi, hiç mi şefkat yok? Futbol maçım var, biliyorsun! diye aceleyle tavuğu ağzına tıkıştırdı. Kuru olmuş.
Antonina sadece gözlerini devirdi. Futbolla birlikte Tolga bambaşka bir insana dönüşüyordu. Bahisler, malzemeler, pahalı biletler Gençliğinde spora hiç ilgisi yoktu.
Masaya oturmadan bir kutu enerji içeceği ve pınardan cipsleri kapıp televizyonun başına döndü. Tuna ise mutfakta kirli bulaşıklarla baş başa kaldı.
Boşuna uğraşmıştı. Kimse takdir etmiyordu.
Hastanede başhemşire olarak çalışıyordu ve işten sonra bitap düşüyordu. İşte hasta, öfkeli insanlar sorunlarıyla ona geliyordu. Evde ise sıcak bir yuva yoktu, ikinci bir vardiya vardı. Getir, götür, yıka, topla
Daha var mı? diye buzdolabından yeni bir kutu aldı kocası. Niye yok?
Hepsini sen içtin! Bunları da ben mi alayım?! Biraz vicdanın olsun, Tolga! diye dayanamadı Antonina.
Ne kadar da titizsin diye alaycı bir tavırla söylendi adam ve öfkeyle kapıyı çarparak maç için mahzendeki stoklarına gitti.
Antonina uyumaya karar verdi, çünkü ertesi gün yoğun bir iş günü vardı. Ama uyuyamadı. Kızı için endişeleniyordu, nereye gitmişti, kiminleydi? Dışarıda hava kararmıştı, ama Elif hâlâ gelmemişti. Arayamıyordu, çünkü kız bağırırdı.
Arkadaşlarımın yanında beni rezil ediyorsun! Aramayı kes! diye telefonda kükrerdi Elif. Böyle konuşmalardan sonra Tuna artık aramıyordu, kendini 18ine yeni girdi diye avutarak. Ne çalışmak istiyordu ne de okumak. Okulu bitirip kendini bulmak için ara vermişti.
Biraz uykuya dalarken, Antonina kocasının sevinç çığlıklarını duydu. Sanki birisi gol atmıştı. Sonra komşusuyla maçı yüksek sesle tartışmaya başladı, sonra komşu kız arkadaşını da getirdi ve üçü birlikte tezahürat yapmaya başladılar. Gece yarısı Elif geldi, tabakları tıkırdatıp, hafifçe vurarak yatmaya gitti.
Her şey sessizleştiğinde, Tuna nihayet uykuya daldı, ama bu sefer de kedi, yiyecek isteyerek miyavlamaya başladı.
Bu evde kediyi benim dışımda kimse besleyemez mi?! diye migren ve uykusuzluktan bunalmış bir şekilde odasından fırladı. Duymalarını istiyordu, ama kızı kulaklıklarıyla uzanmıştı ve sadece telefonuyla oynuyordu. Tolga ise televizyon karşısında elinde içecek kutusuyla uyuyakalmıştı.
Bıktım hepsinden bıktım! diye düşündü Tuna.
Ertesi gün onu kaynanasının telefonu uyandırdı.
Antanina, canım, bahçeye sebze ekmemiz gerekiyor, hatırladın mı? Köye gitmeliyiz düzenlemek için.
Hatırladım, diye iç çekti Tuna.
O zaman yarın gidiyoruz.
Antoninanın tek tatil günü, kaynanasının emirleri altında köyde çalışarak geçti.
Nasıl süpürüyorsun?! Süpürgeyi öyle tutmayacaksın! diye ahşap sedirde oturarak emirler yağdırıyordu.
Neredeyse elli yaşındayım, Vera, kendi başıma hallederim, diye cesaretle cevap verdi Tuna.
Ya Tolga
Tolga nerede? Niye gelmedi? Annesini köye kendisi getiremez miydi? Niye üç saat otobüsle sallandık? Hep Tolga, Tolga
O yoruluyor.
Ya ben? Ben yorulmuyor muyum?
Sonra patlama noktasına geldi Tuna kendini tutamadığına pişman oldu. Vera, konuşkan ve her zaman haklı olduğunu düşünen bir kadındı. Ama onun haklılığı tek taraflıydı, Tunay

Rate article
Lifequest
Şimdi neredesin? Nereye gidiyorsun? Peki yemekleri kim hazırlayacak?