Banyodan Çıktığımda, En Az On Dakika Boyunca Duşun Altında Hissizce Durmuştum, Ne Sıcağı Ne Soğuğu Hissedemezken, O Şimdiden Kanepeye Oturmuş Telefonuyla Meşguldü

Banyodan çıktığımda, en az on dakika boyunca duşun altında öylece durmuştum, ne sıcağı ne soğuğu hissedebiliyordum. O ise koltukta oturmuş, telefonuyla oynuyordu. Ev her zamanki gibi bir savaş alanını andırıyordu. Sessizce yanından geçip gittim.

“Yine mi darıldın?” diye alaycı bir tavırla mırıldandı, başını bile kaldırmadan. “Çocuklar uyurken mutfağa başlayabilirsin belki.”

DurduM. İçimde her şey titriyorduincinmiş olduğumdan değil, tuhaf bir kararlılıktan. Birden her şey netleşti: eğer bu kısır döngüyü şimdi durdurmazsam, bir gün tamamen yok olup gideceğim.

“Hayır,” dedim sessizce. “Bugün hiçbir şeye başlamayacağım.”

Başını kaldırıp bana baktı.

“Ne demek ‘hayır’?”

“Yapmayacağım. Temizlik yok, çamaşır yok, yemek yok.”

Güldü.

“Yine huysuzluğun tutmuş… Bir uyu, yarın geçer.”

Ama uyumadım. Sessizce bir çanta hazırladım: birkaç kıyafet, telefonum, evraklarım. Ve kapıdan çıktım. Açıklama yapmadım.

Dışarısı soğuktu, rüzgâr sokakları süpürüyordu, ama derin bir nefes aldım, sanki ilk kez gerçekten nefes alabiliyormuşum gibi. Ablamı aradımo hiçbir şey sormadı.

“Gel,” dedi. “Boş bir odam var.”

Üç gün onun yanında kaldım. Üç gün suçlamasız, “lazım” ve “mecbur” kelimeleri olmadan. İlk gün neredeyse uyuyarak geçti. İkinci gün düşünmeye başladım.

Dördüncü gün geri döndüm. Eve değil, sadece kapıya. Daha önce yorgun, suçluluk duyan bir kadın duruyordu orada; şimdi başka biri girdi içeri. Gözlerini görüp, neler kaybettiğini anladığındaki ifadesini görmek istedim.

Kapıyı açtı, benzi attı.

“Neredeydin? Çocuklarla burada neler çektiğimi bir bilsen! Her şey üstüme yıkıldı!”

İçeri adım attım, etrafa baktım. Aynı dağınıklık, bulaşıklar, oyuncaklar…

“Görüyorum,” dedim sakin bir sesle. “Ben her şeyi yaparken de böyle görünüyordu.”

Kaşlarını çattı.

“Kavga etmeye başlama. Tek başıma yetişemiyorum, vaktim yok…”

“On iki saat çalışma,” diye kestim sözünü. “Her gün. Sonra da eve gelip burada da çalışmak. Şimdi anlıyor musun nasıl bir şey olduğunu?”

Sessizlik oldu. Sonra alçak bir sesle:

“Bu kadar zor olduğunu düşünmemiştim.”

Masaya oturdum, bir kağıt çıkardım.

“Bak,” dedim. “Gerçek bu.”

Listeyi gördü: yemek, temizlik, çocuklar, ev işleri… Saat saat yazmıştım. Onun günlük işleri ise altında. Fark göze batıyordu.

“Bunu gerçekten sen mi hesapladın?” diye şaşkınlıkla sordu.

“Evet. Bu bizim hayatımız. Seninki ve benimki.”

Birkaç dakika kağıda baktı. Sonra kalkıp mutfağa gitti. Bir şey demedi ama suyun sesini duydumbulaşıkları yıkıyordu.

“Her şeyi bir anda anlamamı bekleme,” dedi yavaşça. “Ama deneyeceğim.”

Sesi ilk kez bu kadar güvensizdi. Ben ise koltuğa oturmuş, suyun sesini, hareketleri, evin yavaşça dinginleşişini dinliyordum.

O akşam çocuklar erken yattı. O yanıma oturdu.

“Sanırım çok kabaydım,” dedi. “Affet beni.”

“Affetmek istemiyorum,” diye cevap verdim. “Sadece anlamanı istiyorum.”

Başını salladı.

“Anlıyorum.”

Birkaç gün sonra bulaşık makinesi aldı. Sonra da çamaşır makinesi. Ama en önemlisi: sabahları erken kalkıp çocukların kahvaltısını hazırlamaya başladı, bazen iş çıkışında beni alıp birlikte eve dönüyordu.

Her şey bir gecede mükemmel olmadı. Geri adımlar, tartışmalar, yorgunluklar oldu.

Ama yavaş yavaş öğrendi ki evin düzeni değil, içinde yaşayan insan önemliydi.

Şimdi, altı ay sonra, ev artık bir savaş alanına benzemiyor. Hafta sonları çocuklarla parka gidiyoruz. Bazen şaka yapıyor:

“Bugün ben temizlerim. Yoksa yine üç günlüğüne kaybolmayı mı düşünüyorsun?”

Ben de gülüyorum. Çünkü artık bunu yapabileceğimi biliyor. Ama artık gerek yok.

Dersini aldı. Sonsuza kadar.

Rate article
Lifequest
Banyodan Çıktığımda, En Az On Dakika Boyunca Duşun Altında Hissizce Durmuştum, Ne Sıcağı Ne Soğuğu Hissedemezken, O Şimdiden Kanepeye Oturmuş Telefonuyla Meşguldü