Ece ile arkadaşı parkta geziniyordu ki ansızın bir adamla bir kadın gördüler. Adam kadını kucaklamış, kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Kadın mutlulukla gülümsüyordu. Ece gözlerini kocaman açmış, onlara bakakalmıştı. “Ece, ne oldu? Ece!” diye şaşırdı arkadaşı. “Hiç, bir şey yok. Gidelim,” dedi Ece aniden. Kızlar vedalaştı. Ece evine doğru yürürken gördüklerine inanamıyordu. “Baba, nasıl yaparsın? Anneme nasıl bunu yaparsın?” diye düşünüyordu içinden.
Ece ve arkadaşı derslerinden çıkmışlardı. Eve gitmek istemeyen Ece, “Leyla, parka gidelim!” diye önerdi. “Hadi, hava kararmadan!” diye onayladı Leyla. Park, yol üstünde değildi, ama neden gezmesinlerdi ki?
Parkın yolunda yürürken, mutlu aşıkları kıskanç bakışlarla izliyorlardı. Kimse onlara dikkat etmiyordu.
Issız bir patikaya saptıklarında, birden bir adam ve kadın gördüler. Adam kadını sarmış, kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Kadın mutlu bir gülümsemeyle karşılık veriyordu. Adam sırtını dönmüştü ama yaşlı olduğu belliydi.
Leyla onlara kayıtsızca baktı, sonra Ecenin gözlerini fal taşı gibi açmış, bakışlarını onlardan ayıramadığını fark etti.
“Ece, ne oldu? Ece!”
“Şu Hiçbir şey. Hadi gidelim,” diye atıldı Ece ve hızlı adımlarla uzaklaştı.
Parktan çıktılar. Ece sessizce yürüdü, derin düşüncelere dalmıştı. Kızlar vedalaşıp evlerine dağıldılar.
Ece, başı öne eğik, evine doğru yürürken gördüklerine inanamıyordu. Gözlerinin önünde, ağacın dibindeki mutlu kadının yüzü vardı, adamın ona fısıldadığı ve etrafındaki hiçbir şeyi fark etmediği, hatta kendi kızını bile!
“Baba, nasıl yaparsın? Seni hep mükemmel sanırdım. Bir de sevgilin mi var? Bunu gözlerimle görmesem inanmazdım!” diye geçirdi içinden.
Ece eve geç saatte geldi.
“Otur da yemeğini ye!” diye homurdandı annesi. “Babanla sizi beklemekten yoruldum.”
“Şimdi, sadece ellerimi yıkayacağım!” dedi Ece çekingen bir sesle.
Banyoda uzun süre kaldı. Çıktığında babası hâlâ gelmemişti. Yemeğini yiyip odasına çekildi.
Bilgisayarının başına oturdu ama aklına hiçbir şey gelmiyordu. Gözünün önünde parkta gördükleri vardı. Gerçek olduğuna inanmak istemiyordu.
“Bu benim babam. Yoksa yetişkinlerin dünyasında aldatmak, ihanet sıradan bir şey mi? Hayatında ne eksiği var ki? Acaba bizi, annemi bırakıp gidebilir mi bu kadın için?” Tam o anda aklına ilginç bir fikir geldi.
“Acaba bu kadın, babamı elimden alabileceğini mi sanıyor? Benim varlığımdan haberi bile yok gibi”
Kapının açılma sesiyle irkildi:
“Affet beni, sevgilim! Zor bir gündü,” dedi babasının sesi.
“Eskiden zor günlerin ay sonunda olurdu,” diye karşılık verdi annesi, tartışma havası hissediliyordu. “Şimdi her gün zor gün.”
“Zeynep, hadi ama!”
Her zamanki gibi kızının odasına girdi, onu öpmek istedi ama Ece itti:
“Git, yemek soğuyacak!”
“Kızım, ne oldu?”
“Bana bir şey olmadı. Ya sana?”
Babası kızına dikkatle baktı. Bir şey söylemek istedi ama vazgeçip mutfağa yöneldi.
Ece bütün akşam odasından çıkmadı. Babasını nasıl geri kazanacağını planlıyordu. Bu planla uyudu.
Aynı planla uyandı, anne babasının seslerini duydu:
“Mehmet, nereye gidiyorsun?”
“İşe. Acil bir iş var.”
“Bugün cumartesi, ailenle vakit geçirebilirsin.”
“Uzun sürmeyecek. Öğlene kadar dönerim, sonra beraber bir yere gideriz.”
Ece odasından çıktı. Esnedi, yeni uyanmış gibi yapıyordu.
“Sen nereye?” diye hemen sordu annesi.
“Anne, dersim var. Zaten geç kaldım.”
“Bu ne biçim iş!” diye söylendi annesi. “Bütün gün meşguller.”
Ama kızı çoktan banyoya girmişti.
Çıkıp aceleyle hazırlanmaya başladı, babasının koridorda beklediğini gördü. Adam gülümsedi:
“Kızım, seni derse bırakayım!”
“Ece, hiç kahve içmedin!” diye seslendi mutfaktan annesi. “Hazırladım bile.”
“Git iç, ben beklerim!” dedi babası, kızına karşı suçluluk hissediyormuş gibi nezaketle.
Ece mutfağa koştu, ayakta hızlıca kahvesini içti. Koridora fırladı:
“Hadi, baba!”
Bir süre sessizce yürüdüler, sonra baba konuşmayı açtı:
“Kızım, bana küstün mü?”
“Hayır, baba! Belki de ergenlik işte,” dedi Ece, sonra bir an durdu, cesaret topladı. “Seni seviyorum, baba!”
“Ben de seni seviyorum, kızım!”
“Dünyadaki en çok?”
Babasının irkildiğini fark etti, şüpheyle baktı ama yine de cevap verdi:
“Dünyadaki en çok!”
Gülümsüyorlardı ama göz göze gelmekten çekiniyorlardı.
“Tamam, baba, ben burada ayrılıyorum. Öğlen seni bekliyorum. Birlikte vakit geçireceğiz, söz vermiştin.”
Ece dersine doğru yürüdü. Geri dönüp çalıların arkasına saklandı. Babasının arkasına bakmayacağından emin olunca, sessizce onu takip etmeye başladı.
Hâlâ umuyordu ki babası işe gidecek, ama adam farklı bir yöne yöneldi.
Uzun süre yürüdüler. Baba hiç arkasına bakmadı. Sonunda bir binanın önünde durdu. Telefonunu çıkarıp aradı.
Beş




