Ayşe’nin Korkusu: Dilek, Dul Bir Adamla Evlenmekten Kaçıyor.
Kaynana, Dilekin dul bir adamla evlenmek istemediğini açıkça görüyordu, ama nedeni ne küçük kızıydı ne de yaş farkı. Dilek, ondan ölesiye korkuyordu. Adamın buz gibi bakışları yüreğinin derinliklerine işliyor, kalbi bu bakışlardan korunmak istercesine hızla çarpıyordu. Dilekin gözleri yere dikilmişti, uzun süre kaldıramadı onları, kaldırdığındaysa herkes fark ediyordu ki gözleri yaş doluydu.
O yaşlar, utançtan kızaran yanaklarından aşağı sel gibi akıyordu. Elleri titriyor, minik yumrukları kaynananın ve onun dayattığı damat adayına karşı savunmaya hazırdı. Ama ihanet eden dili, lanet olsun ona, tek kelime fısıldadı: “Kabul ediyorum.”
“O halde tamamdır! Böyle bir eve, böyle bir adama gitmemek günahtır! İlk karısına bir saray hanımı gibi davranırdı, yumuşak huylu, narin, hep hastaydı ve öksürürdü. Yürürken o üç adım atar, kadın bir adım. Durur, bir lokomotif gibi soluklanırdı, o da sarılıp sakinleştirirdi, senin baban gibi karşı çıkmazdı asla, o deli herif.”
Hamileyken, neredeyse kimse onu yürürken görmezdi. Hep yatardı, doğum yaptıktan sonra ise geceleri çocuğun başında o kalkardı, kadın iyice güçten düştü. Annesi böyle anlatıyordu.
“Sen ise kıpkırmızı bir turp gibi sağlıklısın! Seni evin başköşesine oturtacak. Beceriklisintırpanı da bilirsin, orak da, dokuma da, eğirme de. Seni genç birine vermek günahtır, onların karakteri oturmamıştır, aptallıklarını henüz göstermemişlerdir. Oysa bu adam açık sözlüdür, her şeyini biliriz onun. Ne şanslısın!”
Güçlü bir ev kadınını çıkaracağım, bir akşam oturması yaparız, dul adama düğün gerekmez zaten, ölenin huzurunu şenlikle bozmayalım. Çeyiz toplamaya da gerek yok, evde her şey var dedi.
Emir, ilk karısını sevdiği için almıştı, Leylanın sık hastalanan, narin bir kadın olduğunu biliyordu, ama annesi hep “Güzel bir erkeksin, güçlüsün, sana bir kadın gerek, kız değil,” diyordu. Ne insanlar, ne kendi aklı onu ikna ettisadece Leylayı istiyordu, hepsi bu.
Köyde dedikodular dolaşıyordu: Onu büyülemişti bu kız, çünkü ancak lanetlenmiş bir adam, hayatı yaşamamış biri, ömrünü bir hastaneye, acılara, ıstıraba çevirirdi. Doktorlar, Leylanın ciğerlerinin çok zayıf olduğunu, en ufak bir soğuk algınlığının zatürreye, astıma dönüşebileceğini söylüyorlardı.
Emir, sevgisiyle ölümü karısından uzak tutacağını, onu iyileştireceğini, ona bakacağını ve hastalığın çekip gideceğini düşünüyordu. İlk başta, evlilikten sonra her şey mükemmel gitti. Mutlu çift, sevinçlerine diyecek bulamıyordu.
Sonra, Leyla hamile kalınca, sanki bütün içi dışına çıkmıştı. Sürekli halsizlik, baş dönmesi, uyku hâli onu öyle bitkin düşürdü ki ne çamaşır yıkayabiliyor, ne inek sağabiliyor, uzun ve güzel saçlarını taramaya bile gücü yetmiyordu.
Doktorlar, “Bu normal, doğumdan sonra toparlar,” dediler. Emir, hiç şikâyet etmeden karısına sevgiyle baktı. Annesi ise gece gündüz onu suçluyordu: “Eve bir hanım değil, bir yük getirdin!” Emir, aç bir kartal yuvasını nasıl korursa, karısını öyle savundu ve annesine kapıyı gösterdi.
Leyla, kızını doğurdu, Emir ise artık mutluluğun ve gücün ailelerine döneceğini umuyordu. Mutluluk döndü, ama kısa sürdü. Bir kez soğuk alan Leyla bir daha asla tamamen iyileşemedi ve gözlerinin önünde eriyip gitti.
Onu hastahaneye kaldırdılar, ama doktor açıkça söyledi:
“Ciğerleri artık dayanmıyor.”
Basit, köy usulü bir şekilde. Leyla, zamanının kısa olduğunu biliyordu, önce direndi ve belli etmedi. Dudaklarında acı bir tebessüm, gözlerinde ise yarının korkusu ve kızı için endişe vardı.
Bakışları, ona mutlu günleri hatırlatıyor ve onları unutmamasını söylüyor gibiydi. Sırtında beliren kaburgaları, çökmüş göğsü, kurumuş parmakları, düşük omuzları, tek bir kelime etmeden ölümün yakın olduğunu ve son nefesi beklediğini anlatıyordu.
Çıkışını hisseden Leyla, kocasından bir ricasını dinlemesini istedi.
“Allahın planlarını değiştirecek bir insan henüz doğmadı. Aşkımız ölümle savaşmaktan yoruldu, gücümüz kalmadıben de acıdan, düşüncelerden yoruldum. Senden ve kızımızdan özür dilerim. Acı çekmek için doğmuştum ve sizi de acıya mahkûm ettim.”
Emir, onun ateş gibi yanan ellerini aldı ve öpmeye başladı. Zor nefes alışlarından, bir şeyler söylemek için acele ettiğini anladı. Birkaç dakikası kalmıştı.
Onlara olan sevgisinden, kızına duyduğu endişelerden bahsetti, nefesi kesilerek konuştu, sonra derin bir nefes alıp yavaşça ekledi:
“Dilekle evlen, o iyi bir eş olur. Sen iyi bir adamsın, iyi bir babasın, o da iyi bir anne olacak. O da benim gibi üvey analarla, zalim babalarla büyüdü. Onun hayatı beni etkiledi, annem de onların ailesiyle dost. Gözleri şahin gibi, her şeyi önceden görür.”
“Dilek çok şefkatli, çalışkan, sabırlıdır, kızımı inc
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



