Nereye gidiyorsun? Peki bize kim yemek yapacak? diye sordu şaşkın kocası, Emre, karısının kaynanasıyla kavga ettikten sonra yaptıklarını görünce
Aylin pencereden dışarı baktı. Erken bahar olmasına rağmen gri, kasvetli bir hava vardı. Kuzeydeki bu küçük kasabada neredeyse hiç güneş yoktu. Belki de bu yüzden insanlar bu kadar asık suratlı ve soğuktu.
Aylin, kendi yüzündeki gülümsemenin giderek kaybolduğunu, alnındaki kırışıklıkların ona yaşlı bir ifade kattığını fark etmişti.
Anne! Dışarı çıkıyorum! diye seslendi kızı, Elif.
Tamam diye başını salladı Aylin.
Ne tamam? Bana para ver.
Yürüyüşler artık ücretli mi oldu? diye iç geçirdi kadın.
Anne! Ne saçma sorular! sabrı tükenen Elif gözlerini devirdi. Arkadaşlarım beni bekliyor, hadi! Çabuk ol! Bu kadar mı?
Dondurma için yeter.
Tam bir cimrisin sen! diye mırıldandı Elif, ama annesinin cevabını duymadan kapıyı çarpıp çıktı.
Hah, hah Aylin başını salladı, ergenliğe girmeden önce ne kadar tatlı bir kız olduğunu hatırlayarak.
Aylin, açım! Yemek ne zaman hazır olacak? diye homurdandı kocası, Emre.
Git ye diye umursamazca cevap verdi, tabağı masaya koyarken.
Peki servis yapmayacak mısın? diye sordu.
Aylin neredeyse tencereyi yere düşürüyordu. Bu da nereden çıktı şimdi?
Mutfakta yemek yenir, Emre. İstersen ye, istemezsen yeme dedi ve kendisi masaya oturdu.
On beş dakika sonra Emre mutfağa geldi.
Soğuk iğrenç.
Geç kaldın.
Sana söylemiştim! Hiç şefkat yok, hiç ilgi yok! Maçı izlediğimi biliyorsun! diye söylenirken bir parça tavuğu ağzına attı. Lezzetsiz.
Aylin sadece gözlerini devirdi. Maçlar konusunda kocası tanınmaz hale gelmişti. Bahisler, pahalı biletler, koleksiyonlar Gençken spora hiç ilgisi yokken şimdi tam bir bağımlı olmuştu.
Bir kez bile oturmadan, Emre bir kutu içecek, “açlıktan” çips alıp televizyonun karşısına geçti. Aylin ise mutfakta kirli tabakları toplamakla meşguldü.
Kimse emeğini takdir etmiyordu.
Hastanede kıdemli hemşire olarak uzun bir vardiyanın ardından bitkin düşmüştü. İşte stres, evde ise dinlenmek yerine ikinci bir mesai bekliyordu: getir, götür, temizle.
İçecek bir şey kaldı mı? Emre buzdolabına uzanıp başka bir kutu aradı. Niye yok?
Hepsini sen içtin! Daha ne alayım? Biraz utan, Emre! diye patladı Aylin.
Ne kadar hassasmış diye burun kıvırdı kocası ve kapıyı çarparak “stok” yenilemek için dışarı çıktı.
Aylin, ertesi günün yoğunluğunu düşünerek uyumaya karar verdi. Ama gözüne uyku girmiyordu. Kızı Elifin nerede olduğu, kiminle takıldığı aklını kemiriyordu. Dışarısı zifiri karanlıktı, ama Elif hâlâ evde yoktu. Aramak istemiyordu, çünkü bu her seferinde kavga ile sonuçlanıyordu.
Arkadaşlarımın önünde beni rezil mi edeceksin? Aramayı kes! diye bağırıyordu Elif telefonun diğer ucunda. Aylin artık aramıyor, kızının 18ine bastığını kendine hatırlatıp avunuyordu. Elif ne çalışıyor ne de okuyordu. Liseyi bitirmiş, “kendini bulmak” için ara vermişti.
Tam uykuya dalmıştı ki kocasının sevinç çığlıklarıyla uyandı. Demek ki birisi gol atmıştı. Sonra, komşusuyla maç hakkında yüksek sesle tartışmaya başladılar. Komşu yanında kız arkadaşıyla gelmiş, üçü birlikte “tezahürat” yapıyorlardı. Gece yarısına doğru Elif eve döndü, tabakları tıkırdattı, kapıları çarptı ve yatmaya gitti. Sonunda herkes susup Aylin uykuya dalacakken, bu sefer de kedi miyavlamaya başladı.
Bu evde benden başka kimse kediyi besleyemez mi?! migren ve uykusuzluktan bitkin düşmüş Aylin odadan fırladı. Sesini duyurmak istiyordu, ama Elif kulaklık takmış, sadece alnına vurup geçmişti. Emre ise televizyonun karşısında elinde kutu içecek, horul horul uyuyordu.
“Yeter artık Daha fazla dayanamayacağım!” diye düşündü Aylin.
Ertesi gün onu kaynanasının telefonu uyandırdı.
Aylin, canım, sebzeleri ekme vakti geldi. Köye gidip biraz temizlik yapmalıyız.
Biliyorum diye iç çekti Aylin.
Öyleyse yarın gidiyoruz.
Aylinin tek dinlenme günü, kaynanasının gözetiminde bahçede geçiyordu.
Nasıl süpürüyorsun? Süpürge böyle tutulmaz! diye emir yağdırıyordu kaynana, bankta oturmuş keyif yaparken.
Neredeyse elli yaşındayım, Neriman Hanım, hallederim diye cevap vermeye cesaret etti Aylin.
Benim Emre böyle yapmazdı
Peki oğlunuz nerede? Niye gelip sizi bahçeye götürmedi? Niye üç saat otobüsle gidiyoruz? Hep Emre, Emre
O çok yorgun.
Ya ben? Sizce ben yorulmuyor muyum?
İşte o zaman patladı Aylin dilini tutmamasına pişman oldu. Neriman Hanım adaleti seven, konuşmayı seven bir kadındı. Tabii, adaleti hep tek taraflıydı ve Aylini kapsamıyordu. Hayatı boyunca oğlunu övmüş, Aylini is




