Kapı Kapalı Kalıyor
“Anne, aç kapıyı! Anne, lütfen!” Oğlunun yumrukları metal yüzeye öyle şiddetle vuruyordu ki, kapının menteşelerinden çıkacak gibiydi. “Evde olduğunu biliyorum! Araba bahçede yok, demek ki çıkmadın!”
Sırtı kapıya dönük olan Aylin Hanım, ellerinde soğumuş bir çay bardağını sıkıca tutuyordu. Parmakları o kadar titriyordu ki, porselen fincan tabağa hafifçe çalıyordu.
“Anne, ne oldu?” Emre’nin sesi giderek daha çaresiz çıkıyordu. “Komşular diyor ki bir haftadır kimseyi içeri almıyormuşsun! Defne’yi bile içeri sokmamışsın!”
Gelininin adını duyunca, Aylin Hanım’ın yüzü hafifçe buruştu. Defne. Onun kıymetlisi Defne, ki Emre onun için her şeyi yapardı. Ama geçen perşembe olanlar…
“Anne, çilingir çağırıyorum!” diye tehdit etti Emre. “Kapıyı kıracağız!”
“Sakın ha!” diye bağırdı sonunda Aylin Hanım, arkasını dönmeden. “Sakın bana dokunmaya kalkma!”
“Anne, ama neden? Ne oldu? Benimle konuş!”
Aylin Hanım gözlerini kapadı, düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Oğluna duyduklarını nasıl anlatacaktı? Polikliniğin koridorunda tesadüfen duyduğu şeyleri ona nasıl söyleyecekti?
“Anne, lütfen…” Emre’nin sesi küçülmüştü, yalvarırcasına. “Senin için endişeleniyorum. Defne de endişeli.”
Defne endişeliymiş. Tabii. Muhtemelen planlarının bozulmasından korkuyordur.
“Git, Emre. Git ve bir daha gelme.”
“Anne, hasta mısın? Ateşin mi var? Doktor çağırayım.”
“Doktora ihtiyacım yok. Beni rahat bırakmana ihtiyacım var.”
Aylin Hanım ayağa kalkıp pencereye yöneldi. Bahçede, Emre telefonda konuşuyordu. Muhtemelen Defne’ye annesinin yine “hasta numarası” yaptığını anlatıyordu.
Oğlu başını kaldırıp onu gördü. Yukarı geleceğini işaret etti. Aylin geri çekildi ve koltuğuna oturdu.
Bir dakika sonra, kapı yine çalındı.
“Anne, ben ve Defne geldik. Açar mısın lütfen?”
Aylin Hanım dişlerini sıktı. Demek onu da getirmişti. Karısını, geleceklerini öyle özenle planlayan kadını.
“Aylin Hanım,” dedi gelinin yumuşak sesi, “ben Defne. Açar mısın lütfen? Emre çok endişeli.”
Ne iyi bir aktristi. Gerektiğinde ses tonunu değiştiriyordu.
“Sana yemek getirdik,” diye devam etti. “Süt, ekmek, cevizli tahinli helva, senin sevdiğin gibi.”
Tahinli helva. Aylin Hanım acı bir gülümsemeyle sırıttı. Bir ay önce, Defne kaynanasının cevizli tatlılara düşkün olduğunu öğrenmişti ve o günden beri sürekli alıp getiriyordu. Ne iyi bir gelindi.
“Aylin Hanım, bize bir şey söylesene,” dedi Defne, sesi endişeli çıkıyordu. “Merak ediyoruz.”
“Merak ediyormuşsunuz,” diye mırıldandı Aylin Hanım, ama o kadar sessiz ki duymadılar.
“Anne, açana kadar gitmiyorum!” diye ilan etti Emre. “Gerekirse bütün gece burada beklerim!”
Şaka yapmadığını biliyordu. Çocukluğundan beri inatçıydı. Bir şeye kafayı taktı mı, asla vazgeçmezdi.
“Peki,” dedi sonunda. “Ama sadece sen. Yalnız gel.”
“Ne?” Emre anlamamıştı.
“Defne eve gitsin. Sadece seninle konuşacağım.”
Koridorda fısıltılar duyuldu.
“Anne, ama neden? Defne de endişeli.”
“Çünkü ben öyle istiyorum. Ya yalnız gelirsin, ya da hiç gelmezsin.”
Daha fazla fısıldaşma, sonra Defne’nin sesi:
“Tamam, Aylin Hanım. Ben gidiyorum. Emre, bir şey öğrenince beni ara.”
Merdivenlerdeki ayak sesleri kaybolana kadar bekledi, sonra yavaşça kapıya yürüdü ve anahtarı çevirdi.
Emre eve bir kasırga gibi daldı, ona sarıldı ve endişeyle yüzüne baktı.
“Anne, zayıflamışsın! Rengin soluk! Ne oldu? Hastalandın mı?”
“Hasta değilim,” dedi ve kollarından kurtulup mutfağa yöneldi. “Çay ister misin?”
“Evet,” dedi, masaya oturup ona dik dik bakarak. “Anlat şimdi ne oldu. Neden bir haftadır evden çıkmıyorsun?”
Aylin Hanım çaydanlığı ocağa koydu ve ona döndü.
“Kapıyı niye açayım? Beklesinler.”
“Anne, ne alaka? Sonsuza kadar evde kalamazsın. Alışverişe çıkman lazım, doktora gitmen lazım…”
“Komşu Ayşe Hanım benim için alışveriş yapıyor. Listeyi ve parayı bırakıyorum. Doktora gitmiyorum.”
“Neden gitmiyorsun?”
Kaynar suyu fincanlara doldurdu, zah




