Senin annen beni onun hizmetçisi mi sanıyor?” — Gelin, kaynanasının isteklerini yerine getirmeyi kararlılıkla reddetti

Bir zamanlar, hayatın çekilmez hale geldiği anlar vardır. Sabır birden tükenir, sanki biri çizgi çekmiştir: “Artık yeter!” Benim için bu an, patates kızarttığım sıradan bir akşam vakti gelmişti.

O gün işte her şey ters gitmişti. Patron raporlarla kafamı ütülemiş, bir de Eren arayıp “Elifim, annem uğrayacak, şehir merkezine gitmişti” demişti. Tabii ya! Ne zaman Ayşe Hanım yolunu düşürüp de bize uğramazdı ki? Hep, tam ben işten döndüğümde gelirdi.

Ocak başında durmuş, patatesleri çeviriyordum. Şakaklarım zonkluyor, ayaklarım topuklular yüzünden ağrıyordu. Elimdeki spatula mekanik bir şekilde hareket ediyordu: sağa-sola, sağa-sola… Bir an oturup dizimi açsam, telefonu kapatıp kendime zaman ayırsam diye iç geçirdim.

“Elif!” Kapıdan bir ses. “Neredesin?”

İşte geldi. Arkamı dönmedim bile. O bildik ayakkabılarının koridordaki hışırtısını, mutfağa buyur edişini biliyordum…

“A, buradasın işte.” Ayşe Hanım masaya oturdu, telefonunu çıkardı. “Bana çay koy, bir de tost yap. Yoruldum bugün.”

Donup kaldım. Kafamda bir şey kırılıverdi sanki. Üç yıl… Üç yıldır bu emirleri duyuyordum: “Koy”, “Getir”, “Yap”. Sanki gelin değil de parası ödenmemiş bir hizmetçiydim.

“Çaydanlık ocakta,” dedim beklenmedik bir sakinlikle. “Ekmek dolapta.”

Sessizlik. Öyle bir sessizlik ki, bıçakla kesilirdi. Göz ucuyla kaynanasının telefonundan başını kaldırdığını gördüm. Yavaşça, kulaklarına inanamaz bir halde.

“Ne dedin sen?” Sesi buz kesmişti. “Kime nasıl konuşuyorsun?”

Ocağı kapattım. Ellerimi, taşınma hediyesi olarak getirdiği ayçiçekli havluyla sildim. “Ev şen olsun diye” demişti o zaman. Yavaşça ona döndüm.

“Kendime, hizmetçi değil de insan olma hakkı tanıyorum,” dedim alçak sesle. “Ben de yoruldum. Benim de zor bir günüm oldu. Yardıma ihtiyacınız varsa, rica etmeyi öğrenin.”

Tam o sırada, Eren mutfağa girdi. Kapıda donup kaldı. Gözleri şaşkın, bir bana baktı, bir annesine. Tabii, o hep çatışmalardan korkardı.

“Erenciğim!” Ayşe Hanım yerinden fırladı. “Bak şu karına! Ben ona basit bir şey rica ediyorum”

Sözünü kesip Eren’e döndüm:

“Eren,” dedim. “Sen beni gerçekten seviyor musun?”

Pencereden araba sesleri geliyor, ocakta patatesler soğuyordu. Biz üçümüz mutfakta donup kalmıştık. İçimde tuhaf bir rahatlama hissettim. Sanki üç yıldır taşıdığım yük omuzlarımdan kalkmıştı. Uslu, sessiz, hakkını aramayan gelin olmaktan bıkmıştım. Eren bir bana baktı, bir annesine. Şaşkındı. Yıllardır ses çıkarmayan karısı ilk kez dik duruyordu.

O akşamdan sonra bir hafta geçti. Sessiz bir savaş yaşandı: Ayşe Hanım bana küsmüş, her geçişinde derin iç çekiyordu. Eren aramızda gidip geliyor, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ben ise… ilk kez bir insan gibi hissettim kendimi.

Eski koltuğa çökmüş, bir roman karıştırıyordum. Annem derdi ki, romanlar insanı dertlerden uzaklaştırır. Ama sayfalar gözümün önünde dans ediyor, düşüncelerim hep aynı yere dönüyordu: Neden her şey bu kadar zordu?

“Elif.”

İrkilerek başımı kaldırdım. Eren kapıda duruyordu. Dağınık, kaybolmuş gibiydi. Sevgili çocuğum… Hâlâ büyüyememişti.

“Uyumadın mı?” diye sordu, ayaklarını sürüyerek.

“Sen?” Kitabı bıraktım.
“Şey… düşünüyordum.”

“Neyi?”

İçeri girdi, kanepenin kenarına çöktü. Ellerine bakarak sustu.

“Sen… çok soğuksun artık. Annem diyor ki”

“Annemsiz konuşalım,” diye kestim. “Sadece sen ve ben. Eren, hiç düşündün mü, neden seninle evlendim?”

Şaşkınlıkla baktı:

“Çünkü… beni seviyorsun?”

“Çünkü kararlarından emin, güçlü bir adamı sevmiştim. Hatırlıyor musun, bana nasıl evlenme teklif etmiştin? Parkta, herkesin önünde. Annen karşı çıkmıştı, ‘Daha erken’ demişti.”

“Evet,” diye gülümsedi zayıfça. “O zaman ilk kez ona karşı gelmiştim.”

“İyi de yapmıştın. Peki şimdi? Artık evimizde annen mi karar veriyor? Eren,” dedim, eğilerek, “sen annenin her işini yaptığı bir evde büyüdün. Ama bizim evimiz öyle olmayacak. Ben hizmetçi değilim. Eş olmak istiyorum. Anlıyor musun?”

Odada sessizlik çöktü. Duvardaki eski saat kaynana hediyesi sinir bozucu bir şekilde tıkırdıyordu. Tik-tak, tik-tak… Evliliğimizin saniyelerini sayıyordu.

“Eğer senin için eş, ücretsiz bir hizmetçiyse, belki de ayrı ayrı ne istediğimizi düşünmeliyiz.”

Eren irkildi:

“Ne, tehdit mi ediyorsun?”

“Hayatım,” dedim yumuşakça. “Sadece otuz yaşındaki bir çocuğun annesi olmaktan yoruldum. Biliyor musun,” diye güldüm aniden, “annen birçok şeyde haksız, ama en azından dürüst. O yönetmeye alışık. Ama sen… iş karar vermeye gelince onun arkasına saklanıyorsun.”

Uzun süre sustu. Çenesinin kenarındaki kaslar geriliyor, yere bakarken kaşları çatılıyordu. Sonra aniden sordu:

“Tanıştığımız günü hatırlıyor musun?”

“Parkta,” diye gülümsed

Rate article
Lifequest
Senin annen beni onun hizmetçisi mi sanıyor?” — Gelin, kaynanasının isteklerini yerine getirmeyi kararlılıkla reddetti