Geçmişten Gelen Yeşil Gözlerin Bakışı

Geçmişten Gelen Yeşil Gözlerin Bakışı

Emre şafak sökerken uyandı ve düşündü:

“Vay canına, uzun zamandır böyle deliksiz uyumamıştım. Hem de nerede? Tarlada, saman balyasının içinde, rahat bir yatak olmadan. Ama ne gerek var, yaz mevsimi, hava sıcak, saman da mis gibi kokuyor.”

Doğruldu ve samanı dağıttı. Kafası berraktı, karısından ayrılma konusunda hiç üzüntü hissetmiyordu. Acaba gerçekten onu sevememiş miydi? Derin bir düşünceye daldı:

“Demek ki on yıldır sürdürdüğümüz evlilik aslında bir aile hayatıymış gibi görünüyormuş sadece? Oysa uyum içinde yaşıyor gibiydik, ama çocuğumuz da olmadı. Esra’nın bir kızı vardı tabii, kendisinin deyimiyle, babasının kim olduğunu bilmiyormuş. Kendi için doğurmuş.”

Emre, Esra’nın davranışlarında hep bir yapmacıklık hissetmişti; sık sık kavga ediyorlardı. Her tartışmadan sonra aklına hastanede ona bakan hemşire Ayşegül’ün o büyüleyici yeşil gözleri ve tatlı gülümsemesi gelirdi. O zamanlar yaralıydı, Kafkasya’daki savaşta aldığı yaradan dolayı tedavi görüyordu.

Saman balyasının üzerinde otururken Ayşegül’ü hatırladı ve gülümsedi. Onun sakinleştirici sesi, iki zümrüt gibi parlayan gözleri ve gür kahverengi saçları… Bir daha öyle gözler görmemişti. Ona göre, tüm zorlukları ve acıları atlatmasını sağlayan Ayşegül’dü.

Taburcu olacağı gün, kır çiçeklerinden bir demet toplayıp Ayşegül’ün yanına gitmişti. Ona, kendisiyle birlikte evine dönmeyi teklif etmeyi düşünmüştü. Bunun kolay olmayacağını biliyordu ama yine de denemeliydi.

“Ayşegül burada değil, başka bir sahra hastanesine gönderildi,” diye yanıtladı karşılaştığı hemşire.

“Nereye gittiğini söyleyebilir misiniz?”

“Hayır, bilmiyorum. Zaten burada bulunduğumuz yeri de biliyorsunuz, kimse size söylemez…”

Emre çok üzülmüştü ama onu aramaya karar verdi. Sadece ismini ve gözlerinin rengini bildiği birini nasıl bulacaktı? Yaralanmasından dolayı terhis edilmişti ve eve dönmek zorunda kalmıştı. Evde her şey eskisi gibiydi: Babası içki içiyor, annesi çalışıp kocasına söyleniyordu.

Bir gün, cephe arkadaşı Levent ziyaretine geldi. Birlikte çok şey yaşamışlardı, o da evine dönmüştü.

“Selam, Emre!” diye sarıldı Levent. “Nasılsın? Yaraların iyileşti mi?”

“İyiyim,” diye omuz silkti Emre.

“Bizim köye gel, burada iş yok zaten,” diye teklif etti Levent. “Yoksa seni burada bir şey mi tutuyor?” diye göz kırptı.

“Hayır, şu an kimse yok. Ayşegül’ü unutamıyorum.”

“Vay canına, kardeşim, seni cidden etkilemiş. Ama aramaya devam etmelisin, yazmalısın, pes etme.”

Emre, Levent’le birlikte köye taşındı. Zaman geçti. Küçük, eski bir ev aldı, biraz tamir etti ve orada yaşamaya başladı.

Levent ise âşık oldu ve eşi Leyla’yla birlikte ilçe merkezine taşındı.

“Emre, beni affet, seni buraya getirdim ama şimdi ben gidiyorum. Leyla’yla tanışacağımı nereden bilebilirdim? Ama seninle sık sık görüşeceğiz.”

“Üzülme kardeşim,” diye güldü Emre. “Üstelik benim de aile hayatım yavaş yavaş kuruluyor. Esra’ya evlenme teklif ettim.”

Emre, etrafına bakındı, geniş tarlaları ve uzak ormanları seyrederken anılarından sıyrıldı. Birden karısının sert sesi kulaklarında çınladı, dün ona şunları söylemişti:

“Benim gibi birini asla bulamazsın… Seninle bu kadar zaman geçirecek biri çıkmaz. Ben seni katlandım, başkası dayanamaz. Bu takıntıların kimsenin umurunda değil. Hem zaten beni seven gerçek bir adam var, ona gidiyorum.”

“Takıntı” dediği şey, Emre’nin içine kapanıp geçmişe dalmasıydı. Karısı bundan hiç hoşlanmıyor, onu zorla konuşturmaya çalışıyordu ve bu yüzden sürekli kavga ediyorlardı. Emre, Esra’nın neden bu kadar sinirlendiğini anlamıyordu, çünkü ona geçmişiyle ilgili hiçbir şey anlatmamıştı.

Dün Esra nihayet Emre’nin zaten tahmin ettiği şeyi itiraf etmişti. Emre sessizce dinledi. Sonra eşyalarını toplayıp evden çıktı, arkasından hakaretler yağdı. Köyden uzaklaştı, Esra’dan iyice kaçmak için.

“Garip, ayrılığımızı bu kadar sakin karşılayacağımı düşünmezdim. Bağırıp çağıracağımı sanıyordum. Ama hiç öfke hissetmiyorum, hatta mutluyum. Artık yapmacık bir şekilde ‘her şey yolunda’ demek zorunda değilim.”

Sabah şehre, arkadaşının yanına gitmeye karar verdi. Köyün dışına çıktı, akşam oluyordu. Tarlaya saptı, yeni biçilmiş saman balyalarının arasında birinde geceleyip sabah erkenden Levent’e gitmeyi planladı. O her zaman yanında olurdu, gerçek bir dosttu.

“İşte bu kadar,” diye düşündü Emre, hatta biraz da sevinmişti. “Artık hiçbir şey yokmuş gibi davranmak zorunda kalmayacağım.” Son altı aydır ilk defa içinin rahatladığını hissetti, sanki üzerinden büyük bir yük kalkmıştı. Saman balyasına gömülürken şöyle düşündü:

“Yarın yarınki gündür, bugün dinlenmeliyim. Yarın Levent’le buluşacağım, o her zamanki gibi beni destekleyecektir.”

Başının altına çantasını koyup

Rate article
Lifequest
Geçmişten Gelen Yeşil Gözlerin Bakışı