Erken Gelen Baharın İlk İşaretleri

Erken Bahar

Küçük Aylin, dört yaşındaki bir kız, yeni taşınan komşularını inceliyordu. Bahçedeki bankta oturan ak saçlı bir emekliydi bu. Elinde, bir masal kahramanı gibi dayandığı bir baston vardı.

Merakla sordu:

“Dede, sen bir büyücü müsün?”

Olumsuz cevap alınca biraz üzüldü.

“Peki o zaman bu baston ne işe yarıyor?” diye devam etti.

“Yürümek için, hareket etmemi kolaylaştırıyor,” diye açıkladı Mehmet Amca ve kendini tanıttı.

“Yani sen çok mu yaşlısın?” diye sordu Aylin, merakını gizleyemeyerek.

“Senin ölçülerine göre yaşlıyım, ama benimkine göre daha değilim. Sadece bacağım ağrıyor, kırıktı. Düştüm bir gün. Şimdilik bastonla idare ediyorum.”

Tam o sırada Aylinin babaannesi çıktı ve onu parka götürmek üzere elinden tuttu. Ayşe Teyze yeni komşuya selam verdi, o da gülümsedi. Ama altmış iki yaşındaki Mehmet Amcanın en yakın arkadaşı Aylin oldu. Küçük kız, babaannesini beklerken biraz erken çıkıp büyük arkadaşına tüm haberleri yetiştiriyordu: havadan, öğle yemeğinden, arkadaşının geçen hafta geçirdiği hastalıktan…

Mehmet Amca da ona her seferinde lezzetli bir çikolata ikram ederdi. Ama şaşırdığı bir şey vardı: Aylin her defasında teşekkür eder, çikolatayı açıp tam ortasından bir ısırık alır, diğer yarısını özenle paketine sarıp ceketinin cebine koyardı.

“Neden hepsini yemedin? Beğenmedin mi?” diye sordu bir gün.

“Çok güzeldi. Ama babaanneme de vermeliyim,” dedi Aylin.

Mehmet Amca çok duygulandı ve bir sonraki sefer iki çikolata getirdi. Ama küçük kız yine yarısını ayırıp sakladı.

“Peki şimdi kime saklıyorsun?” diye sordu şaşkınlıkla.

“Annemle babama. Kendileri alabilirler ama yine de çok sevinirler,” diye açıkladı Aylin.

“Anladım. Demek çok sıcak bir aileniz var. Sen şanslı bir çocuksun. Ve kalbin de çok güzel,” dedi Mehmet Amca.

“Babaannemin de öyle. Çünkü o herkesi çok seviyor,” diye anlatmaya başladı Aylin, ama babaannesi çıkageldi ve elini uzattı.

“Mehmet Bey, ikramlarınız için teşekkür ederiz. Ama torunuma da, bana da şeker pek iyi gelmiyor. Kusura bakmayın.”

“Peki o zaman ne yapalım? Size ne ikram edebilirim?” diye sordu.

“Evde her şey var. Gerçekten teşekkürler,” dedi Ayşe Teyze gülümseyerek.

“Hayır, öyle olmaz. Sizi mutlaka bir şeylerle ağırlamak istiyorum. Hem komşuluk ilişkilerini güçlendirmek de güzel,” diye ısrar etti Mehmet Amca.

“O zaman kuruyemişe geçelim. Ama sadece evde, temiz ellerle. Olur mu?” diye sordu Ayşe Teyze, hem torununa hem de komşuya bakarak.

Aylin ve Mehret Amca kafa salladılar. Ertesi gün, Ayşe Teyze torununun cebinde ceviz veya fındık bulmaya başladı.

“Ah seni sincap seni! Sürekli kuruyemiş taşıyorsun. Bilmiyor musun, bunlar şimdi çok pahalı? Mehmet Amcanın ilaçlara ihtiyacı var, görüyorsun ya, aksak yürüyor.”

“O öyle yaşlı değil! Bacağı iyileşiyor,” diye atıldı Aylin. “Hatta kışın kayak yapmak istiyormuş.”

“Kayak mı?” diye şaşırdı Ayşe Teyze. “O zaman aferin ona.”

“Bana da kayak alır mısın, babaanne?” diye sordu Aylin. “Mehmet Amcayla beraber kayacağız. Öğretecekmiş.”

Ayşe Teyze, parkta torunuyla yürürken komşusunu da görmeye başladı. Artık bastonsuz, enerjiyle yürüyordu.

“Dede, ben de seninle!” diye koşup yetişti Aylin.

“Bekleyin o zaman beni de,” diyerek yetişmeye çalıştı Ayşe Teyze.

Böylece üçü birlikte yürümeye başladılar. Kısa sürede Ayşe Teyze de bu yürüyüşleri sevdi, Aylin içinse bir eğlenceye dönüştü. Enerjisi bitmiyordu: Koşuyor, önlerinde dans ediyor, banklara tırmanıp onları bekliyor, sonra yine yanlarına gelip komut veriyordu:

“Bir-iki, üç-dört! Daha sert adım, düz bak!”

Yürüyüşten sonra bankta oturup sohbet ederlerken, Aylin arkadaşlarıyla oynuyor, ama ayrılmadan önce Mehmet Amcadan mutlaka bir avuç kuruyemiş alıyordu.

“Çok şımartıyorsunuz onu,” diye çekindi Ayşe Teyze. “Bu geleneği bayramlara saklayalım, olur mu?”

Mehmet Amca, beş yıl önce eşini kaybettiğini ve nihayet üç odalı evini bölüp bir daireye taşındığını anlattı.

“Burayı sevdim. İnsanlarla çok içli dışlı olmasam da, komşuluk güzel şey.”

İki gün sonra kapısı çalındı. Karşısında Aylin ve elinde bir tepsi börekle Ayşe Teyzeyi gördü.

“Biz de sizi ağırlamak istedik,” dedi Ayşe Teyze.

“Çaydanlık var mı sizde?” diye sordu Aylin.

“Tabii ki, ne güzel!” diyerek kapıyı ardına kadar açtı Mehmet Amca.

Çay eşliğinde sohbet keyifli geçti. Aylin, Mehmet Amcanın kitaplarını ve resim koleksiyonunu merakla incelerken, Ayşe Teyze torununun mutluluğunu ve komşunun ona her tabloyu sabırla anlatışını izliyordu.

“Benim torunlarım uzakta… Üniversiteliler. Özlüyorum onları,” diye ekledi Mehmet Amca. “Ama senin babaannen daha genç!”

Aylinin saçlarını okşayıp ona bir kalem ve kağıt uzattı.

“Ben daha iki yıl oldu emekli olalı, üzü

Rate article
Lifequest
Erken Gelen Baharın İlk İşaretleri