**Günlük**
Üzülerek yazıyorum, nasıl bu hale geldik bilmiyorum.
Mehmet, gerçekten her şeyi topladın mı? Bir daha bakmamı ister misin? diye sordum, kapalı banyo kapısının önünde durarak.
Aylin, bırak artık! Tamam her şey hazır dedi, duşun sesi arasından. Ama sesi titriyordu. Yoksa ben mi öyle sanıyordum?
Bavulu gördüm. Ama içine ne koyduğunu görmedim mırıldandım, kenara çekilerek.
Aylin, bana bir kahve yapar mısın? Koyu olsun. Süt koyma ekledi, suyu kapatırken sesi birden sakinleşmişti.
Mutfağa geçtim, hiç konuşmadan cezveyi aldım, su koydum, öğütülmüş kahveyi ekledim, bir tutam da tuz tam onun sevdiği gibi. Kahve makinesi var ama Mehmet benim pişirdiğim kahveyi severdi. *”Ne kadar şefkatlisin,”* demişti daha geçen gece, işten geç çıkıp gelmişti ve ben tıpkı babaannem gibi yemeğini bir havluya sarıp sıcak tutmuştum.
Son zamanlarda hep geç saatlere kadar kalıyordu iş diyordu tabii. Kariyer, terfi hazırlıkları falan. Peki ya ben? Ben orada öylece durdum. Pişirdim, ütüledim, katlandım.
İlahi bir içeceğin ilahi kokusu! dedi, mutfağa gelip ıslak saçlarını alnından geriye attı. Masaya oturdu, fincanı kaptı.
Aylin, bugün bir kargo gelecek arabaya yeni koltuk kılıfları sipariş ettim. Kabul eder misin? Kapıda ödeme yapacaksın dedi, kahvesine bir kaşık şeker atarken.
Tabii. Her zamanki gibi diyerek karşısına oturdum.
Bu iş seyahati kötü zamana denk geldi iç çekti. Ama iptal edemem. Anlarsın ya belki tek şansım. Departman müdürü, şaka değil.
Evet, tabii Böyle bir pozisyon için şehir dışına çıkılacağını düşünmemiştim.
Patronun kaprisi. Neyse, yarım saatim daha var, telefondan hızlıca birkaç işi halledeyim.
Kalkıp yan odaya geçti. Fincanı orada bıraktı. Boş ver. Üzülmemek lazım zaten çok stresliydi.
Tam fincanı alacaktım ki telefonum titredi bir mesaj. Açtım.
*Aylin, Mehmet yalan söylüyor. Bu bir iş seyahati değil. Sabriye Yılmazla İtalyaya gidiyor. Daha vakit varken durdur onu. Kendi hayatını mahvediyor.*
Ebru. Onun küçük kız kardeşi.
Aklımda bir şey kırıldı. O Sabriyeyle mi? Olamaz. Şaka mı bu? Ama Ebru şaka yapan biri değildi. Asla yalan da söylemezdi.
Gözümün önünde her şey bulanıklaştı. Nefes alamıyordum. Zorlukla ayağa kalktım, bir bardak su doldurdum sonra tekrar sandalyeye çöktüm.
Ağlamak istedim. Bağırmak. Her şeyi parçalamak. Ama aklımda tek bir soru vardı: *”Neden?”*
Öfkeyi yumruklarımda sıktım. Ona koşup yüzüne bağırmak, maskesini yırtmak istedim. Ama yapmadım. Bunu hak etmiyordu.
Gitsin. Ona bir sürpriz hazırlayacağım. Kavga değil bir hamle.
Bankacılık uygulamasını açtım. Ortak hesapta 480.000 lira vardı. Şaşırtıcı ama burada bile benden hızlı davranmıştı: 120.000 lira eksikti. Üstelik o para benimdi. Projelerden kazandığım, gece mesailerimin karşılığı. Ve o bir eski aşkıyla tatil yapmak için benim birikimimi harcıyordu.
Sabriyeyi biliyordum. Mehmet anlatmıştı, Ebru da bir kez bahsetmişti. Okul yıllarının aşkıymış, havalı bir kızmış. Onu iki kez terk etmiş önce daha yaşlı biri için, sonra *”gelecek vaat eden bir tip”* için. Şimdi geri dönmüş. Mehmet yine kanmış. Ve yalan söylüyor.
Keşke dürüst olsaydı: *”Aylin, başka birini seviyorum. Üzgünüm.”* Acıtırdı, evet. Ama bu kadar iğrenç olmazdı. Bunun yerine bir sıçan gibi. Para çekmiş, iş seyahati yalanı uydurmuş, bavul hazırlamış
Pekâlâ. Kalanını da ben çekeceğim. Hemen bugün. Son kuruşuna kadar. Sonra boşanma. Eşyaları? Kuryeyle ailesine yollanır.
Takvime baktım yarın öğlen önemli bir online sunumum var. Eğer iyi geçerse, izin alacağım. İtalya değil tabii. Belki Portekiz. Ya da hiç gitmediği bir yer.
Aylin, ben gidiyorum, trafiğe kalmamak için erken çıkayım dedi, ütülü takım elbisesi ve kravatıyla mutfağa girdi.
Güle güle. İyi seyahatler diye zorla çıkardım, fincanı sıkıca tutarak.
Sesin neden öyle?
Hayal gücün.
Seni özleyeceğim
Vaktin olacağını sanmıyorum.
Kapıya kadar uğurlamayacak mısın?
Bulaşıkları yıkamayı tercih ederim.
Tamam, ben gidiyorum o zaman.
Kendine iyi bak.
Kapı çarpıldı. Mehmet, sonsuza dek gittiğinden habersizdi. Yarın kapıların kilidini değiştireceğim.
Bir sandalyeye çöktüm. Gözyaşlarına boğuldum. Acıydı. Hayal kırıklığından, aşağılanmışlıktan. Hain.
Ebrudan bir mesaj daha: *”Aylin, nasılsın?”*
Gözlerimi sildim, onu aradım.
Ebru, bu bilgi nereden?
Sabriyenin bir arkadaşı anlatmış. Mehmete geri dönmüş. O yine kanmış. Aylin, özür dilerim böyle
Beni uyardığın için teşekkürler. Onu durdurmadım. Gitsin.
Aptalın teki. Sabriye onu üçüncü kez terk edecek.
Onun tercihi. Ebru, ona bildiğimi söyleme.




