Kızımın mutlu bir ailesi olduğuna inandım ta ki onları ziyaret edene kadar.
Aurélie, kendisinden sekiz yaş büyük bir adamla evleneceğini söylediğinde itiraz etmedik. Adam hemen iyi bir izlenim bıraktı: nazik, kibar, özenli. Grégoire sevilen biriydi. Kızımıza çiçek, seyahat, hediye gibi nazik jestlerle dolu bir ilişki sundu. Düğün masraflarının restorandan elbise, videografçiden dekora kadar tamamını üstleneceğini söylediğinde gözlerim doldu. O an, küçük kızımızın iyi ellerde olduğuna kanaat getirdik.
Onun kendi işi var, anne, merak etme, derdi Aurélie. Her şey kontrol altında, rahat bir adam.
Düğünden altı ay sonra Grégoire, Aurélie ile birlikte evimize geldi. Bir kelime etmeden odalarımızı gezdi. Ertesi gün ölçüm yapan teknisyenler, bir hafta içinde ise inşaat işçileri geldi. Kısa sürede Rouendaki eski dairemiz, ses yalıtımlı beş katlı lüks pencerelerle donatıldı; balkon yenilendi, klima takıldı, hatta fayanslar değiştirildi.
Biz teşekkür ederken, Grégoire bu teşekkürleri bir el hareketiyle şakacı bir dille savurdu: Küçük şeyler. Karımın ailesi için en iyisi olur. Elbette bu sözler hoşumuza gitti. Kızımızın rahat, sevgi dolu bir evliliği olduğunu görmek bizi mutlu etti.
İlk çocukları doğdu. Sahne bir filmden fırlamış gibiydi: hastaneden balonlarla çıkış, şık bir kombin, dantelli bez, fotoğrafçı Her şey görkemliydi. Biz gülümseyip, Mutlu bir aile, dedik.
İki yıl sonra ikinci çocuk dünyaya geldi. Yine hediyeler, misafirler geldi; ama Aurélienin yüzü solgundu. Gözleri yorgun, gülüşü yapaydı. Başta doğum sonrası yorgunluğa bağladım; iki çocuk bakmak kolay değildir. Ancak her telefon konuşmasında bir şeylerin gizlendiğini hissettim.
Bir akşam evlerine gitmeye karar verdim, önceden haber verdim. Geliştiğimde Grégoire yoktu. Aurélie, içten olmayan bir karşılama yaptı; çocuklar odalarında oyun oynuyordu, onlara sarıldım, kalbim torunlarımın sevinciyle doldu. Çocuklar çizgi film izlerken, nazikçe kızımAurélie, canım, neyin var?dedim.
Kızım bir an titredi, uzağa baktı, sıkılmış bir gülümsemeyle yanıtladı: Her şey yolunda, anne. Sadece yorgunum.
Yorgunluk sadece bir şey değil. Sen sönük gibisin. Artık gülmüyorsun, bakışların hüzünlü. Seni tanıyorum, Aurélie. Gerçeği söyle.
Tam o sırada giriş kapısı şuursuzca çarptı; Grégoire içeri girdi. Beni gördüğünde neredeyse fark edilemeyen bir asık surat takındı. Gülümseyerek selam verdi, ama gözleri soğuktu, bir şeyleri bozuyormuşçasına. O anda ona ait olmayan, aşırı tatlı, kadınsı bir parfüm fark ettim; Fransız, tamamen kadınsı bir koku.
Koltukçasını çıkardığında, yakaladığı kırmızı ruj lekesini gördüm. Pembe bir izdi. Açıkça fısıldadım: Grégoire gerçekten ofiste miydin?
Bir an donakaldı. Sonra bir soğuk bir sakinlikle bana baktı ve şu cevabı verdi: Jacqueline, size saygımdan dolayı şunu söylemeliyim: bizim ilişkimize karışmayın. Evet, başka bir kadın var. Bu, benim konumumda sıkça görülen bir durum. Aurélie bunu biliyor. Aileye bir etkisi yok. Boşanmayacağız. Çocuklar, eşim her şey kontrol altında. Ruj lekesi gibi şeylere takılmayın.
Dişlerimi sıktım. Aurélie gözlerini yere indirdi, çocukların odasına gitti. Grégoire ise duş almaya gitti, sanki hiçbir şey olmamış gibi. İçimdeki çaresizlik alevlendi. Kızımın yanına yaklaştım, onu kucağıma aldım ve fısıldadım: Aurélie başka biriyle yatması normal mi, senin bu hâlde kalman? İşte bu bir aile mi?
Kızım omuz silkti, gözyaşları içinde sessizce ağlamaya başladı. Gözyaşları sanki kendi kendine akıyordu. Sırtını okşadım, konuşamadım. Söyleyecek çok şeyim vardı, ama boştu. Karar ona aitti: paranın ihaneti mazur gördüğü bir adamla kalmak mı, yoksa kendini seçmek mi?
Kızım, dışarıdan mükemmel görünen bir *altın kafese* hapsolmuştu. Her şey sadece saygı eksikti. Gerçek aşk, yalan ve küçümseme olmayan bir aşk.
Gece karanlığında evime döndüm. Uyuyamadım; kalbim paramparça. Çocukları ve kızımı alıp kaçmak istedim, ama onun karar vermesini beklemeden bir şey değişemezdi. Tek yapabildiğim, orada olmak, beklemek ve bir gün Aurélienin kendini seçmesini umut etmekti.
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



