“Boşanmak istiyorum,” dedi sessizce ve gözlerini kaçırdı.
İstanbulda soğuk bir akşamdı. Elif, eşi Tolganın gözlerinden uzaklaştırarak bu sözleri fısıldadığında, Tolganın yüzü bir anda bembeyaz kesilmişti. Sessiz bir soru havada asılı kaldı.
“Seni gerçekten sevdiğin kadına bırakıyorum,” dedi Elif, içinde yıllardır biriken acıyı hissederek. “Artık ikinci planda olmak istemiyorum.”
Boğazı düğümlenmiş, gözleri yaşarmıştı. Yılların hayal kırıklığı ve acısı, içinde bir volkan gibi patlamıştı.
“Ne diyorsun sen? Hangi kadın?” diye sordu Tolga şaşkınlıkla, karısına inanamıyordu.
“Defalarca konuştuk bunu. Evlendiğimizden beri annen bizi hem maddi hem de manevi olarak sömürüyor. Sen de hep onun dediklerini kabul ediyorsun, çünkü ‘onun çorbası daha lezzetli, gözlemeleri daha kabarık’ diyorsun. Daha fazla dayanamıyorum.”
Göz yaşları, kızarmış yanaklarından aşağı süzülüyordu. Bir zamanlar hayal ettiği mutlu evlilik, başarılı kariyeri ve İstanbulun göbeğinde kurduğu hayat, şimdi kendisi için bir mücadeleye dönüşmüştü.
Beş yıl önce, Tolganın geniş salonuna ilk adım attığında her şey çok pahalı ve kırılgan görünmüştü. Öğrenci evlerinde ve yurtlarda büyümüş bir kız için bu lüks biraz ürkütücüydü.
“Kendi evi olan bir adam bulduğum için ne kadar şanslıyım,” diye dalga geçmişti o zamanlar, ellerini Tolganın omuzlarına koyarak.
“Birazdan çoraplarımı her yere atınca, bana ne kadar etkilendiğini anlatırsın.”
Elif, Tolga ile tanıştıktan kısa süre sonra ona taşınmıştı. Aşkları hızla büyümüş, evlilik kaçınılmaz olmuştu. O zamanlar İstanbul Üniversitesinde gazetecilik okuyordu, Tolga ise beş yaş büyük, iyi maaşlı bir satış müdürüydü.
Bir yıl sonra evlendiler.
“Yakında misafir odasını çocuk odasına çevirebiliriz,” demişti Elif bir gün, kocasını kucaklarken. Ama bir ay sonra beklenmedik bir misafir geldi: Tolganın annesi, Güler Hanım, iki bavulla kapılarının önünde belirdi. Oğluyla ilişkisi mükemmeldi, en azından kendi gözünde öyleydi.
Sürekli suçluluk duygusuyla büyüttüğü oğlu, ona minnet borçlu hissediyordu. Güler Hanım, oğlunun başarılı olmasından gurur duyuyor, bunun sadece kendi eseri olduğuna inanıyordu.
Tolga, her maaş günü ev, araba ve çocukluğunun borçlarını ödüyordu. Elif bunu uzaktan izliyor, eşiyle ilişkisini bozmamak için bazen sessizce konuyu açıyordu.
“Evin satışından elde ettiğiniz parayı nereye yatırdınız?” diye sormuştu bir gün, çay doldururken. Güler Hanım, Bursanın küçük bir köyündeki miras kalan evini ucuza satmıştı.
“Bir kısmını tatil için, bir kısmını da işe yatırdım,” demişti Güler Hanım.
Güler Hanım, gençliğindeki zorluklara rağmen hırslı ve aktif bir kadındı, aynı zamanda oldukça baskıcıydı.
Son zamanlarda internetten kozmetik satan bir şirket keşfetmişti. Bu şirketle çalışmanın şartı, her ay büyük miktarda ürün satın almaktı. Güler Hanım da evin parasını bu “yatırım”a harcamıştı.
“Burada kalmanın bir sakıncası olmayacağını düşündüm,” demişti kendinden emin bir şekilde, çayına bal karıştırırken.
“Tabii ki, misafirimiz olmaktan mutluluk duyarız!” demişti Elif, bunun geçici bir durum olduğundan emin olmak için. “Umarım yakında sizin için daha uygun bir yer buluruz. Bir arkadaşım emlakçı, size güzel bir semtte ev bulabilir.”
“Gerek yok. İki ev fazla. Birlikte tasarruf ederiz, sorun değil,” diye karşılık vermişti Güler Hanım.
Elif, Tolgaya bakmıştı. Annesine karşı bir şeyi yoktu ama aynı evi paylaşmak zordu. Tolga ise omuz silkmekle yetinmişti: “Nasıl istersen.”
Annesinin her fikrini destekliyor, ne kadar saçma olsa da karşı çıkmıyordu.
Makrome, mum yapımı, sabun üretimi, albüm hazırlama… Güler Hanım sürekli yeni işlere atılıyor, tüm masrafları Tolga karşılıyordu.
Üç yıl geçmişti, misafir odası hâlâ çocuk odası olmamıştı. Elif artık bir yayınevinde çalışıyor, “Aile ve İlişkiler” köşesinde yazılar yazıyordu. Başkalarının mutluluklarını ve acılarını analiz ediyor ama kendi ailesinde bir çözüm bulamıyordu.
Evdeki tüm temizlik malzemeleri Güler Hanımın şirketinin ürünleriyle değiştirilmişti. Elif artık bu şişeleri görmek istemiyordu. Güler Hanımın “işi” hiç kâr getirmemişti.
Bir gün, Güler Hanım, “Elif de aile işine yatırım yapmalı,” deyince, Elif ilk kez radikal bir karar alması gerektiğini düşündü.
Son damla, hiç yaşanmaması gereken bir konuşmaydı.
Yeni yıl arifesinde, uzun süre sonra ilk kez baş başa bir akşam yemeği yemişlerdi. Buz pateni pistinden sonra küçük bir kafede oturuyorlardı.
“Tolga, mutlu musun?” diye sormuştu Elif.
“Tabii ki,” demişti Tolga, elini tutarak. “Yanımda sen varken nasıl mutsuz olabilirim?”
“Bir çocuk istiyorum,” diye fısıldamıştı Elif.
O akşam, bu mucizeyi hayata getirme zamanının geldiğine karar vermişlerdi. Ama 24 saat sonra Güler Hanım yatak odalarına dalmıştı.
“Şimdi çocuk yapamazsınız




